Başkentbyen

2025 yılı yaz solstisinde Svalbard’ın başkenti Longyearbyen’e ayak bastım. 78 derece kuzey enleminde, kutup dairesi içinde, binden fazla insanın yaşadığı en kuzeydeki kasabaya yılın en uzun gününde varmış oldum.

Svalbard’ın istisnai birkaç özelliği var. Norveç’e bağlı, Norveç gibi Şengen’e dahil. Norveç AB üyesi olmadığı için, Svalbard da hâliyle AB’nin dışında. Norveç’e bağlı olmasına rağmen vize gerektirmiyor ama Svalbard’a giden tüm toplu taşıma Norveç çıkışlı olduğu için hâliyle Norveç vizesine sahip olmak gerekiyor. Teknesi olanlar ise uluslararası suları takip ederek İstanbul’dan Svalbard’a vizesiz gidebilir Norveç’i es geçerek.

Bunun nedeni malum; yaşaması zor bir yer Svalbard. %60’ı buzullarla kaplı, sonbahar ve kış aylarında 24 saat gece. Soğuk ve tehlikeli. Her yer kutup ayısı ve ren geyiği dolu. Yine de tarih boyunca kâh balina katletmek için Hollanda’dan, kâh kömür çıkarmak için Rusya’dan ve Amerika’dan bir dolu insan gelmiş. Şimdilerde ise neredeyse tek gelir kaynağı turizm.

Buna rağmen insan ayak basar basmaz anlıyor ki bu zor yaşamın peşinde buralara gelen maceraperestler her yerde. Kış sporlarının neredeyse her çeşidinin yapılabilmesi, ekstrem sporlar falan insanları çekiyor. Keza artık orta çaplı kruvaziyer gemiler de geliyor Svalbard’a.

Svalbard’daki hayatın tamamı başkent Longyearbyen’de. Kasaba, adını Amerikalı bir madenciden alıyor: John Munro Longyear. Longyear 1900’lerde burada kömür çıkarmış. Madenin yanındaki köy de Longyearbyen (Longyear-köy) olmuş. O yıllarda kurulan kömür nakliye teleferiklerinin kalıntıları hâlâ ayakta, zira kasabada İkinci Dünya Savaşı’ndan –net olmak gerekirse 1946’dan– önce yapılan her şey koruma altında.

Longyearbyen’in bütün sakinleri geçici hayatlar kuruyor adada; en uzun süre yaşayan on yılı bile bulamıyor. Küçük bir kliniği olmasına rağmen adada örneğin doğum yapmak mümkün değil; çocuk bekleyenler anakaraya gönderiliyor. Bu nedenle, aile kurmak burada neredeyse imkânsız. Buna rağmen küçük bir ilkokulu da var Longyearbyen’in.

Adanın tehlikeli olduğu bir gerçek. Ayılardan vesaire kendinizi korumak için silah taşımak serbest. Ama markete falan silahla girmeyin bir zahmet diyorlar.

Ada eğlenceli. Dünyadaki bitki tohumlarını depolayacak, harici etmenlerden koruyacak bir yeraltı tohum deposu var Longyearbyen’de. Tohum ırklarını kaybeden savaştaki ülkeler buradan eski tohumlarını alıyormuş; Suriye bunlardan biri. Tohum varlığını korumak isteyen ülkeler de buraya tohumlarını getiriyormuş. Soğukta, eksi 18 derecede, yerin 130 metre altında korunuyormuş tohumlar.

Tüm bunlar nedeniyle ada çok turistik. Norveç’ten, Avrupa’nın diğer bir iki kentinden dolu dolu uçaklar, kruvaziyer gemiler gelip duruyor. Norveç’in nimetleri de adayı izole, sakin ama bir yandan da modern kılıyor.

*

Bütün bunlar benim neden oraya gittiğimi açıklamıyor.

Longyearbyen insan iradesinin ve kolektif kuvvetinin isteyince ta 78. enlemde bile yaşayabileceğini, orada bile hayatlar kurabileceğini her köşe başında anımsatıyor.

Denklemi tersten okumak belki daha zor. Ancak ve ancak, Svalbard gibi kutup dairesinde, çok pahalı bir adanın, pratik zorluklar bir yana “vizesiz” ve sınırları olmayan bir yerleşim yeri olarak hayatta kalabileceğini gösteriyor. Bu acı bir şey.

Küresel göçmen “sorununu” çözmenin en büyük zorluğu da belki bu. Göçmenleri ancak Svalbard kabul ediyor. Zira burada insanların kendini birbirinden korumaya ihtiyaçları yok. Çünkü Svalbard’ın kutup ayıları da göçmen ya da değil, herkese düşman!

{tüm fotoğraflar: Can Başkent}

ada, ayı, Can Başkent, göç, insan, Svalbard