Sol LeWitt,
Variations of Incomplete Open Cubes
(1974),
fotoğraf: rocor (CC BY-NC 2.0)
Trifold

Üçüncü hâlin olanaklılığı üzerine düşünmek harika bir zihin egzersizi. Doğru ve yanlışın ötesinde bir şeyler olabileceğinden tutun da, hem burada hem orada olanları anlayabilmek ufuk açıcı bir şey. Bu egzersizin ötelemeleri, bilhassa epistemoloji ve ahlakta, beni hayli sarsıyor.

Yazarken de sarsıyor. Çünkü bazı yazılarımı hem yazıp hem yazmadığımı düşünüyorum. Bazılarını ise ne yazdığımı ne yazmadığımı… Kafamı karıştıransa aynı anda hem yazıp hem yazmadığım ve ne yazıp ne yazmadığım yazılar.

Bir yazıyı aynı anda hem yazıp hem yazmamak ve ne yazıp ne yazmamak istediğinizde, kelimelerin bir araya gelmesinin cümle kurmaya yeterli olmadığını sezmeye başlıyorsunuz. Bir yanda da dilin matematiğiyle, matematiğin matematiği arasındaki ilişkiyi fark etmeye başlıyorsunuz. Matematik icat mıdır tartışmasına benzer şekilde, dili icat edebiliyorsunuz. Çünkü kelimelerden cümlelere zıplarken, ayağınızı nereye basacağınızı kendiniz tayin etmeye çalışıyorsunuz.

Kelimelerle cümleler arasındaki ilişki, insanlarla toplum arasındaki ilişki gibi. Siyaseti yeniden şekillendirmek isteyenler, demek ki hem toplum hem de birey önce gelir ve de ne birey ne toplum önceden gelir demeliymiş. Bu, birey toplum gerilimini yok saymak değil, bu gerilim için bir üçüncü hâl aramak demektir. Dili yeniden yaratabilme enerjisi bulmak gibi, siyaseti yeniden yaratabilme enerjisini aramaktır bu. Üçüncü hâli aramayan, siyaseti de yeniden kuramayacaktır.

Bunun Hegelci sentezin ötesine geçtiğini düşünüyorum. Çünkü üçüncü hâl, aslında sadece üçüncülükle kısıtlanmış da değil. Elinizde beş hâli olan bir vaka varsa, altıncı hâldir söz konusu olan, örneğin. Bunun diğer bir adı da siyaset zeminini genişletmek, sol sağ ya da Marksizm kapitalizm ikiciliğinin ötesine geçebilmektir. Böylelikle sandığın ve sokağın ötesinde bir siyaset de arayabiliriz.

Siyaset ontolojisi, demek ki, metafizikle, üçüncü hâlin olanaklılığı ile iç içeymiş. Çünkü, doğru ve yanlışın ötesinde bir üçüncü hâl varsa, siyasette de sol sağ itişmesinin ötesi var demektir. İlginç olan nasıl üçüncü hâlse, siyasette de bu üçüncü, dördüncü, beşinci yoldur.

Bu, algoritmik bir siyaset. Zira, lafın gelişi toplumu sol sağ gibi iki siyaset üzerinden okumaya alışmışsak, üçüncü yolun olanaklılığını öneriyor. Keza, toplumu sol-sağ-liberal gibi bir üçayak üzerine yerleştirmeye çalışıyorsak, dördüncü yolu aramamızı söylüyor. Bu da bitmek bilmez bir arayış, zira daima yeni bir yol peşinde koşmamızı öğütlüyor. Bunun için, yeni yolun da gerçekten ‘yeni’ olduğundan emin olmalıyız. Diğer bir deyişle, yeni yolun, yani üçüncü ya da dördüncü yolun, ilk iki üç yolun bir varyantı olmadığından emin olmalıyız. Bu zor. Zira post-Marksizm’den tutun da yapısalcılığa dek birçok arayışa daha eleştirel ve mesafeli yaklaşmamıza neden olacak. Böylece yeni siyasetin gerçekten mi ‘yeni’ olduğu sorusunu, tüm o antika post-siyaset tartışmalarına nanik yaparak, yeniden ele alacak, yeniden tartışıp yeniden tanımlayacak. Çünkü tüm bu zor sürecin ardındaki enerji, üçüncü hâlin olanaklılığını aramak.

Siyaset, retorik, hatta mantık, bu değindiğim özgürleştirici ontolojinin, üçüncü hâl arayışının, bir parçası. Bunu sokağa çıkarabilmek, işte asıl mesele bu.

Can Başkent, politika