Jezero Krateri;
Mars 2020 misyonu için
beş yıl süren araştırma sonrasında
seçilen iniş arazisi,
kaynak: NASA

Sınıfsal Samanyolu

Son birkaç yıldır, belli başlı üniversitelerde aklı başında insanlar bir araya gelerek insanlığın uzun vadeli geleceğine dair akıl yürütüyorlar. Uzun vade dedim, bu önemli. Çünkü, bahsettiğim gelecek yüzbinlerce yıl sonrası. Bu nedenle tartışmaların odağında, başka güneş sistemlerine yerleşmekten tutun da dünyadaki neslimizi sürdürebilmek için ahlaki stratejiler belirlemeye dek türlü türlü meseleler var.

İşin entelektüel kısmı gerçekten çekici: İçinde canlı yaşamayan gezegenlerin madenlerini sömürmenin iktisadi ve ahlaki statüsü, yüzbinlerce yıl sonra uzayda koloni kurmanın fizibilitesi gibi tartışılacak onlarca konu var. Aslında bunları tartışmak epey önemli: Çünkü hayvan yemekle, yerin dibindeki altını çıkarıp satmakla, Everest’in tepesine çıkarken şerpaları sömürmekle, bilmem kaç ışık yılı ötesini dünyanın kolonisine dönüştürmek arasında ahlaki bir devamlılık var. Birçok ahlak felsefecisinin sık sık altını çizdiği gibi, farkı farklı meseleler de olsa bunlara tatbik edilecek ahlak kuralları değişmiyor.

Ahlaki tartışmaları galaksiler ötesine taşımak gündelik hayatı da etkiliyor: Tabağınızdaki hayvan etini tüketmekle, şimdi öngöremediğimiz bir galaksideki bir gezegende yaşayan yepyeni bir hayvan türünün, örneğin on kat daha fazla proteinli ve sıfır kolesterollü, etini yemeyi karşılaştırıp tartışabiliriz. Tartışmayı bu kademeye getiren ipuçlarını zaten misliyle gördük —laboratuvarda üretilen sentetik etlerin ahlaki durumundan söz ediyorum. Adım adım tartışmanın nasıl genişleyeceği açık: Önce hayvan yemeyi tartıştık, ardından laboratuvarda imal edilen şeyi, şimdi de uzak galaksilerde yaşayan, hatta acı çekmeyen, bol proteinli ve sıfır kolesterollü hayali hayvanı yemeyi tartışıyoruz. Bu sadece bir düşünce deneyi değil, zira belki binlerce belki milyonlarca yıl sonra buna benzer bir senaryoyla insanlık olarak karşılaşacağız. Şimdiden hazırlanmamız gerekiyor.

Keza, Marksizm için de hayati bir deney bu tartışmalar. Yeni kolonilerdeki işçilerin sınıfsal durumundan tutun da, farklı gezegenlerde coğrafyanın ne kadar kaderimiz olduğunu tartışmaya dek insanın aklına neler neler geliyor. Siyaset zemininde iddiamı tekrarlamak daha anlamlı. Çünkü Stalin dönemini ezberlemektense, galaksi kolonilerindeki emeğin statüsünü tartışmak kat be kat yeğdir. Geçmişin tekrar etmesini beklemektense, geleceği hayal etmek evladır.

Bunun nedeni de açık aslında. Çünkü, tüm bu tartışmaların es geçtiği önemli bir nokta var. O da fütürist ahlak tartışmalarıyla tarih ve antropoloji arasındaki inanılmaz asimetri. Nihayetinde, tarih falan gibi şeylere meraklıysanız, benzer tartışmaları en iyi ihtimalle, o da kırık dökük delillere dayanarak, birkaç bin yıl öncesi için yapabilirsiniz. Mesainizin önemli bir kısmı da eski dili öğrenmek (ya bu eski dil Urartu dili falansa?) ya da taş toprak altında delil eşelemek gibi tali mecburiyetlerle heba olur, meselenin düşünsel kısmı da ihmal edilegelir. Halbuki fütürist etik böyle değil: Ne öğrenecek bir dil var ne kazılacak enkaz; ne de tezleri desteklemek için aranacak kanıt. Tüm uğraş entelektüel zihin egzersizi.

Ama bu egzersize ihtiyacımız var. Kadınların, çocukların, fetüslerin, hayvanların, verinin, sanatın ve daha onlarcasının ahlakın birer öznesi olduğunu kabul etmemiz çok uzun zaman aldı. Şimdi bu listeye bir de uzun vadeli, hatta çok ama çok uzun vadeli gelecek ekleniyor.

Çünkü artık siyaseti sadece bu gezegen için değil, bu galaksi için yapıyoruz.

ahlak, Can Başkent, gelecek