Berlin Notları #10:
O Ev Berlin!

Bir evi, ev yapan nedir sorusu Berlin’e geldiğimden beri aklımdan çıkmayan sorulardan. Bundan çok uzak değil, beş altı sene öncesinde eve dair tüm romantik yaklaşımları yerle bir ederken, bu uzakta olma hissi evi aratıyor.

İnsan doğduğu yeri düşünme şansı buluyor bol bol, kimi zaman orada yaşayan arkadaşlarından daha fazla gündemi takip ettiğini fark ediyor. Geldiği yerde başını sokacak bir yer bulmaya çalışırken bunların arasında debelenip duruyor.

Berlin’de bu ara en çok duyulan şeylerden biri herkesin ev ya da oda araması. Biz de uzun süre aradık, hatta bir yerden sonra ev aramak bir hobi hâline geliyor. Emlak sitelerinde ihtiyacınız olmasa da ev arıyorsunuz, belki bir arkadaşa lazım olur diye bakıyorsunuz. Ev konusunda sürekli uyanık olmak önemli. Berlin’de ev mühim mesele. Şehrin yıllar geçtikçe popülerleşmesi, Avrupa başkentleri arasında halen en ucuzlarından biri olması, şehre göçü artırıyor. Bir yandan da eskiden getto gözüyle bakılan mahallelerin dönüşümle karşı karşıya kalmasıyla ev bulma meselesi iyice zorlaşmış durumda.

Öte yandan yapı stoku da yeterli değil, bu durum bir eve birçok insanın talip olmasını doğuruyor. Geçtiğimiz ay şehrin popüler mahallelerinden Prenzlauer Berg’de, 80 m2 altında bir daire 1.000 avroya kiraya çıkınca evi görmeye tam 800 kişi gitmiş.

Bu ev görüşlerine gitmenin de ayrı bir hikâyesi var. Bizim de başımızdan geçen bu süreçte, yüksek lisans başvurularımdan daha fazla belgeyi başvuru dosyamıza koymuştuk. Bizim dosyamız kendimize dair bir portfolyo gibiydi. Ne kadar iyi insanlar olduğumuzu, ev sahibini dolandırmayacağımızı, eve iyi bakacağımızı belgelerle kanıtlamak durumundaydık ve tabii paramızın olduğunu ve borcumuzun ise olmadığını da… Bunların üzerine, bir arkadaşım da kefalet belgesi vermişti. Benim kendi katıldığım en kalabalık ev görmesi 30 kişi civarındaydı, ama daha fazlasını görenleri de duydum. Tüm bu belgelere rağmen, bu toplu görüşmelerin hiçbirinden olumlu sonuç alamadık. Elif’in, emlak bürosu çalışanlarını yakın takibi sonucu evimizi bulabilmiştik.

Bu ev politikasının bir numaralı meselesi yapı stoku, çünkü aslında kiralık ilanına çıkan evler de hayli az. Arkadaşım Barış Gümüştaş, Berlin’e taşındıktan sonra ev arama sürecine girince durumun ciddiyetini bir data analizi ile görünür kılmaya başladı.

Almanya’nın en popüler emlak sitesinin verilerini çekerek oluşturduğu bu harita, mahalle başına kaç ev ilanı olduğunu, posta koduna göre o mahallenin bölgelerindeki ortalama kiraları ve m2 değerlerini çıkarıyor. Çalışma hâlen beta versiyonunda olduğu için burada şu an için birkaç ekran görüntüsünü paylaşabiliyorum.

Veri analizi: Barış Gümüştaş

Grafikte görüldüğü gibi, mahalle başına düşen ilan sayısı hayli az. Merkeze yaklaştıkça kiralık evler çoğalıyor, ama onların da çoğu yüksek bedelli yerleşimler.

Almanya’da çok yaygın olan ev paylaşımı ise, kulağa kolay gelse de pratiğe döndüğünde yine zor olan bir konu. Wohngemeinschaft, kısaca WG olarak anılan ev paylaşımında, halihazırda bir eve girmek bazı evlerde birkaç mülakattan geçmeyi, evdeki kurallara uymayı, kimi zaman garip istekleri görmezden gelmeyi gerektiriyor. Ev paylaşımı için görüşmeye gidip, sırayla mutfaktaki mülakata girmeyi bekleyip, girdiğinizde katılacağınız ev halkının biri duş alırken, bir başkasının tuvaleti kullanmasının evlerinde çok doğal olduğunu öğrenebilirsiniz ya da bunun gibi onlarca ayrı hikâye. Berlin çok farklı karakteri, durumu, eylemi kendi içinde barındıran ‘garip’ bir şehir, o yüzden kiminle nerede nasıl karşılaşacağınız hiç belli olmuyor.

Aslında günün birinde Berlin’de Ev Bulma Rehberi adlı bir bilimkurgu kitabı yazılabilir, çünkü bir matematiği de yok daima. Paranızla, sosyal statünüzle de alakalı bir konu değil. Ev bulma ritüellerine dair sevdiğim örneklerden biri, ev arayan insanların kendilerinin “ev arıyoruz” diye ilan vermeleri sonra ev sahiplerinin onlara ulaşmaları.

Bazı ev sahipleri, evlerini özellikle internet ortamında ilan etmiyor ya da ilan ederlerse de bunu en az bilgiyle ilan ediyorlar, mesela fotoğraf koymuyorlar. Çünkü yoğun ev talebi bir anda posta kutunuzu yüzlerce mesajla doldurabilir. Hiç ilan koymayanlar ise, ev arayanların profiline bakıp onlarla doğrudan iletişime geçiyor. Başına böyle şans kuşu konmuş iki farklı çift biliyorum. Konu, sadece kiracı için değil ev sahibi için de bir mesele hâline gelmiş durumda.

Ev sahiplerinin, kiracı seçerken ince eleyip sık dokumalarının sebebi ise, kiracılara tanınan haklar. Berlin’de birçok kiracı derneği aktif olarak çalışıyor, bu dernekler kiracılara hukuki anlamda destek veriyor. Bu derneklerden en büyüğü Berlin Kiracılar Derneği [Berliner Mieterverein] “1888 yılından beri kiracı haklarının güvenliğini, sosyal konut politikası çerçevesinde, ödenebilir kira, kentsel gelişmeye açık, zorunlu evden çıkarmaya karşı konularda çalışıyor.” Derneğin 160.000’den fazla üyesi var, aslında Almanya’da kiracı derneklerinin bu kadar uzun zamandır var olması şaşırtıcı değil, sadece Berlin’deki nüfusun %85’i kiracı olarak yaşamakta.

Kiracı örgütlerinin son zamanlarda en görünür olanlarından biri, Kreuzberg’deki sosyal konutlarda kira artışına karşı çalışan Kotti & Co Kiracılar Topluluğu. Kottbusser Tor durağının arka tarafındaki ‘Gecekondu’larının içinde, danışmanlık hizmeti verip mücadelelerini sürdürüyorlar.

Şehrin ne kadar konutu olursa olsun, kimi zaman insan düşünmeden edemiyor. Berlin hâlâ bomboş sayılır: Parkları olsun, nasıl değerlendirileceği halen konuşulan Tempelhof havaalanı olsun, bomboş duruyor. Nedense kimse her yeri dolduralım demiyor. Berlinliler herhalde İstanbullular kadar akıllı değil, betonun para ettiğini fark edememiş durumdalar. Yoksa eminim, her yere birer ikişer yapmaya başlarlardı apartmanları. Parklara, acil durum toplanma yerlerine ne gerek var? Hiçbir şey bilmiyor bu Almanlar!

Farklılıkları kapsamak, herkese kendini ifade edebileceği ortamı sağlamak sadece politik düzeyde alınan kararlarla değil, aynı zamanda kentte bu alanları açmakla da oluyor. Kentsel alandaki çeşitlilik toplumdaki çeşitliliği görünür kılıp, arda atılmasını engelliyor. Bir yerden sonra da ev hâline geliyor; hem de kimseye ait olmayan neredeyse herkese ait olmayı başaran bir yer gibi. Hele ki insanın ev demeye alıştığı yer, tek ve gözü dönmüş bir yerse, barışı istemeden, nefret tohumlarının ekilebildiği topraklara dönüşmüşse, başka renklere, dillere tahammülü yok etmişse, özgürlükler engelleniyor, farklılıklar öteleniyorsa, bizleri biz yapmıyorsa, Berlin gibi şehirler nefes alma noktaları oluyor.

İşe giderken yolumun üzerinde karşılaştığım bu tatlı ilanla şimdilik Berlin’de konut meselesini kapatıyorum.

“Ev Aranıyor!

Lena (işaret dili tercümanlığı öğrencisi), Lars (opera şarkıcısı)
ve Marlon (şovmen, üç yaşında)
yenileme çalışmaları sebebiyle Bergmanstraße’deki evlerinden
çıkmak zorundalar.

İki-üç odalı, minimum 67 m2,
ısınma dahil kirası en fazla 850 avro olan, Ekim/Kasım/Aralık 2017 ya da
2018 başında
taşınabileceğimiz
bir ev arıyoruz.

Tüm başvuru belgelerimiz ve üç odalı
ev için sosyal yardım belgemiz hazır!
Bunun hakkında bir fikrin mi var?
O zaman lütfen bizimle iletişime geç.
Çok teşekkür ederiz!”
(fotoğraf: Yelta Köm)

Berlin notları geri geldi.

“Geri Geldi”, Fuat

Berlin, Berlin Notları, ev, konut, Yelta Köm