Bildiğimiz İnternetin Sonu mu Geldi?

Bugünlerde dünya indirime girmiş bir mağaza gibi, vitrinlerinde kapatıyoruz yazıyor. Bin türlü dert ile uğraşan milyonlarca insan, yeni bir dünya sisteminin gerekliliğini haykırıyor. Bir değişime ihtiyaç olduğu, yeni bir değerler düzenine ihtiyacımız olduğu çok açık ve bir şeylerin sonuna geldiğimiz de.

Son yıllarda internetin daha da yaygınlaşmasıyla farkında olduğumuz, ama çok da umursamadığımız bir konu var; telif meselesi. Özellikle internetli hayatın ilk yıllarında böyle bir konu neredeyse konuşulmaz, internetten ‘bulunan’ her şey ‘müşterek’ kabul edilir, herkesin olmuş sayılırdı. Kolajlar, imgeler serbestçe kullanılırdı, ama son zamanlarda bu konuda doğal olarak her kesimin hassasiyeti artmaya başladı. Üretilen içeriğin biricikliği önem kazanmaya başladı. Bu mesele beraberinde bazı düzenlemeler de getirdi: YouTube kanallarını takip edenler haberdardır, “telif atmak” diye bir eylem var. Bir youtuber başka bir YouTube videosundan görüntü kullanırsa görüntülerin asıl sahibi diğer kanala telif atabiliyor. Bunun sonucunda da diğer kanal çeşitli cezalarla karşı karşıya kalabiliyor. YouTube’un kendi içinde de, video yüklemelerinde çalışan otomatik bir filtreleme aygıtı var. Mesela kullandığınız videodaki müzik telif sahibi olan bir parça ise, söz konusu video kaynaklı reklam geliri asıl telif hakkı olana gidiyor.

Avrupa Parlamentosu da tam bu konuda geçtiğimiz sonbaharda hayli tartışmalı “Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Yönetmeliği”ni onayladı. Bu düzenlemenin getirdiği sistemin en tartışmalı maddeleri ise link vergisi olarak anılabilecek Madde-11 ve upload filtresi olarak anılan Madde-13.

“Save the internet” yürüyüşü,
Berlin, 23 Mart 2019, fotoğraf: Yelta Köm

Madde-11, eğer siz küçük bir portalde büyük bir portalin haberini paylaşacaksanız aranızda önceden bir lisans anlaşması gerektiğini söylüyor. Bu da tabii ki küçük komünitelerin büyümesini engelliyor ve Google, Facebook gibi servis sağlayıcılarının yerlerini sağlamlaştırıyor. Çok yaygın olmasa da haberin yayılmasının doğasını değiştiriyor.

Ama asıl mesele ve kafa karışıklığı Madde-13’te başlıyor. Madde-13, internete yüklenen tüm verinin telif haklarından geçmesini öngörüyor. Mesela siz telif sahibi olan bir şarkının karaoke’sini yaparken on saniyeyi geçen bir video yüklerseniz, bu video telif hakkından dolayı kaldırabiliyor. Ya da komik olduğunu düşündüğünüz bir film karesini alarak onu yükleyip arkadaşlarınızla paylaşmak istediniz, aynı maddeden ötürü telif hakkı problemi yaşayabiliyorsunuz. Madde-13’ün detayları arasında sarkazm ve parodi içeren içeriklerin etkilenmeyeceği söyleniyor, ama bunun nasıl seçileceği muallak. İnternette özellikle meme kültürünün sonunu getireceği düşünülen bu sistem için önerilen, otomatik bir yükleme filtresi. Bu filtrenin getireceği şu: İnternete yüklenecek her şey bu filtreden geçecek ve bu ne kadar otomatik olsa da, hem alt yapı olarak çok kapsamlı hem de güvenilir değil. Çoğu kişi bu düzenlemenin bildiğimiz internetin sonunu getireceğini söylüyor.

Avrupa genelinde “save the internet” sloganı etrafında toplanan bir hareket var; farklı şehirlerde eylemler düzenliyorlar. Ben de geçtiğimiz hafta Berlin’de düzenlenen eyleme katıldım. Almanya’ya geldiğimden beri katıldığım eylemler arasında en çeşitli katılımcıyı gördüğüm eylemdi. Özellikle on üç yirmi yaş arası olduğunu düşündüğüm büyük bir topluluk vardı. Ellerdeki pankartlar çoğunlukla esprili, internet dilini kullanan sözlerdi. Bu çeşitlilik ve yaş grubu internet kültürünün sokakta karşılık bulmuş hâli gibiydi; bana seneler önce İstanbul’da düzenlenen internet sansürü eylemini hatırlattı.

“Save the internet” yürüyüşü,
Berlin, 23 Mart 2019, fotoğraf: Yelta Köm

İnternetin bizi şekillendirdiği bir gerçek, ama yine de bir bütünlük yanılsaması yaratıyor; her otoriter oluşum gibi. Oysa internetin derin dehlizlerinde kendi otonom ağlarını kuran birçok başka ağ da var, belki de gelecek bu filtrelerin ötesinde oralardan geçiyor. Bildiğimiz internet bildiğimiz her şey gibi belki de, bizi pek de şaşırtmıyor.

internet, Yelta Köm