The Wolfpack (2015)
belgeselinden bir kare,
© Kurmaca Film
Evim Evim
Güzel Sermayem

Modern devletin, liberal diliyle insana söylediği ilk tatlı söz “mülkün olabilir ve güvende tutulabilir”dir. Bu parlak vaatle iktidar, sermayeyi düzenleyici ve koruyucu vasıftaki tüm siyasasını meşrulaştırır. Yalnız, liberal evrenin arifesinde hak sahibi özne olarak kurulan birey, neoliberal evrede ‘sermaye birikimine göre yoğunluğu düzenlenen nüfusa’ dönüşür. Sermeyenin hareketi sırasında mekânda pek vaat edilmemiş bir dizi hareketlilik açığa çıkar; mülksüzleştirme, yerinden etme, kentsel dönüşüm, savaş özneyi biçimleyerek tekrar kurar. SALT’ın 2017 Perşembe Sineması*, mekân ve iktidarın özneleştirme formasyonuyla baş etmeye çalışan toplumun ev hâllerine odaklanıyor. Mahrem evreninin mabedini, ‘hareketli’ toplumsal alanda temellendirmeye uğraşan insanın ‘parlak’ öyküsünü seyrediyoruz.

Program, mevsimlik işçilerin Çin’deki uçucu evlerinden, Miyazaki’nin Komşum Totoro animasyonuyla kır ve kent tezatında çizdiği Japonya’ya, Londra’daki Barbican Estate’in brütalist mimarisiyle deneyimlenen yaşamlara, mekânda var olma çabamızı anlatmış. Programda yer alan filmleri ve bir araya gelişlerindeki aciliyeti incelemeden önce yuva gibi mahrem ve belki de romantik bir alanın sermaye gibi toplumsal ve ekonomik bir olguyla ilişkisini çizgisel tarihin teleolojisinde görebiliriz. İlişki neredeyse kalıtsal, biraz abartmak pahasına genetik. Engels Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nde sırasıyla yabanıllık, barbarlık, uygarlık evrelerinden geçen tarihöncesi insanın tarihine bakar ve orada, uygarlığımızın temelinde mülkü görür. İnsanın zamanla, uzamda biriktirdiklerinin ana sütunu olarak durur mülk, ailenin ortasında.

Gui tu lie che
[Eve Giden Son Tren] (2009)
belgeselinden bir kare,
© CAT&Docs

İnsan ilk evi olan ağaç kovuğundan çıkıp ilk sürüsünü evcilleştirdiğinde, sürü kadar hızlı üreyemediğinden ‘köle’ isimli emek gücünü mülkleştirir önce. Sürü de köle de, aile başkanının özel mülkiyetindedir artık. Soyun ve ardıllık hukukunun anne soy zincirinden geçmesi, mülkün devrinde belirsizlik ve kesinti yaratır, uygarlık dönemi bu öncelikli sorunu giderir. Mülkü devralacak kişiyi —çocuğu— kesinlikle belirlemek için sadakat mülkleştirilir. Şöyle yazar Engels: “Uygarlıkla birlikte kesin olarak kurulan aile biçimi, tek eşlilik, toplumun iktisadi birimi olarak karı koca ailesidir. Uygarlık için aynı şekilde belirleyici olan… …mülk sahibine —hatta öldükten sonra bile— mallarını istediği gibi kullanma olanağı veren vasiyetnamelerin girişidir.’’

Bir yuvanın sıcaklığı —evet tüm sıcaklığına rağmen— insanın mülkünü, dolayısıyla kendisini biriktirmesine olanak tanıyan mekânın, elverişli ortamına duyduğu arzudan, bu arzunun sıcaklığından pek de uzağa düşmez. Yuvamız mülkleştirerek nesneleştirdiklerimizin, fenomenolojik bir görüngüsü.

Yuvanın bir görüngü olarak pek sağlam görünmeyen ontolojik varlığı, konutun bir sermaye hareketi hâlini almasıyla iyice oynak bir mekân bulur. Konut spekülatif bir yatırım aracı olarak belirdiğinde, bahsettiğimiz kayıp ve kazanç hem toplumsal ve hem bireysel aidiyetimiz.

Perşembe Sineması Programı, evin varlığında veya yokluğunda simetrisini bulan toplumsal, ekonomik ve mekânsal aidiyetlerimizin altını çiziyor. Kullanım değeriyle evin veya değişim değeriyle konutun yokluğunda ortaya çıkan yoksunluk deneyimini; kent mekânında marjinalleşme, şiddete daha açık olma, yeterli güvenliğe ve güvenceye sahip olmamak olarak okuyor.

Programın Mayıs seçkisinde yer alan Eve Giden Son Tren’de, Çin’de doğdukları yere dönmek üzere ‘yıllık göçe’ çıkan mevsimlik işçilerin parçalanmış hayatlarıyla; gerçek bir hikâyeden uyarlanan Zoraki Komşu’da ise, karavanda yaşayan kimsesiz bayan Shepherd’la mekânsal yoksunluğun, varlığı nasıl biçimlendirdiğine tanık oluruz. Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in filmi Leviathan, isminde Hobbes’a bir selamla başlıyor. Hobbes, doğa durumundan devlet hâlinde yaşama geçişi kuramsallaştırırken devlet ile öznesi arasındaki toplumsal sözleşmeyi güvenlik arayışımızla gerekçelendirir. Doğa durumundaki yaşamımız “yalnız, yoksul ve kısadır”. Zvyagintsev’in Leviathan’ında ise, kent toprağından elde edilen rant söz konusu olduğunda toplumsal sözleşmenin ve devletin varlık bulma nedeninin, hukukun kolaylıkla askıya alınışını yaşıyoruz. Bir belediye başkanı, ayrıcalıksız insanların elinden ayrıcalıklı bulduğu arazilerini alırken hikâye yan sokağımızda yaşanırcasına yerel ve evrensel. Filmin estetiği içinde, Rusya coğrafyası alabildiğine güzel; üzerindeki çirkinlik, özne iktidar ilişkisinde mekânın ve gücün mülkleştirilip, nesneleştirilip adaletsiz bölüşümünde beliriyor.

Leviathan,
Andrey Zvyagintsev (yön.),
trailer

Mekânın daha şık ve onurlu bir konfigürasyonu, “Living Architectures” film serisini hazırlayan Ila Bêka ve Louise Lemoine’in Barbican Estate kompleksinde, bir ay yaşayarak hazırladığı belgeselde; Barbicania’da çıkar karşımıza. Burada, hem korunaklı hem de sokak mahrem alan geçişkenliğini sağlayan yaşama dair bir mimaride, yaşamın akışını seyrediyoruz.

Barbicania,
Ila Bêka & Louise Lemoine,
trailer

Evin, bir barınak olarak koruyan, filtreleyen özelliği de seçkide yer bulmuş. Fakat, epey uç bir örneği. Programın açılış filmi olan Woolfpack’te kent yoksulu adıyla sınıflandırılıp gettoya tecrit edilen dokuz kişilik bir aile var. Baba devletin ve sistemin kendisini sömürdüğüne inanır ve çalışmaz, ev halkının da sokağa çıkması, sisteme dahil olması yasaktır. İktidar karşısında tikel bir direniş gösteren özneyle mi, yoksa patolojik bir vakayla mı karşılaştığını bilemez izleyici. Ancak, aile başkanın mekânın kıt kaynaklarını ve üzerindeki toplumsallığı tanzim ediş şekli tıpkı denetleyen bir devlet erkinin kent planlamasıyla nüfusu düzenlemesine benzer. Evin sınırlı sayısındaki odasına, onun emriyle girilir ve çıkılır örneğin.

SALT, Ev Hâlleri temasıyla evi teknik, metodolojik ve varoluşsal bir mesele olarak ele almış, günde 34 bin kişinin yerinden edildiği güncel zamanda, uzamdaki biçimlenişimizi tekrar düşünebilmek için perdeye yansıtmış.

The Melnikov House
[Melnikov Evi] (2007)
belgeselinden bir kare,
© Oy Bad Taste Ltd.

* Güncelleme [14/09/2017]:
Program, “SALT Sineması” başlığı altında Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 14 Eylül–9 Kasım 2017 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşiyor.
SALT Perşembe Sineması’nın 2017 ilkbahar gösterimleri, 6 Nisan–8 Haziran tarihlerinde SALT Galata Oditoryum’da gerçekleşti. 

ev, film, konut, mekân, mülk, SALT, Sılay Sıldır, sinema