Kontraakt

Yakın tarih nostaljisi yapmak ne garip şey; hem insana kendisini iyi hissettiriyor, hem de “ben ne yapıyorum?” sorusunu sordurtuyor. Belki de insan, ömrünün günleri geçtikçe her geçen günü daha çok anmak, konuşmak istiyor.

Ciddiye alınmak bir mesele, ama özellikle bizim coğrafyamızda ciddiye alınmanın belli kalıpları da var. Şekliniz önemli mesela ciddiye alınmak için, ya da suratınızdaki kıl yüzdesi bile bir faktör —cinsiyetçi atasözlerinden gelsin: “Sakalım yok ki sözüm dinlensin.” Her şeyin olduğundan daha ciddiye alındığı bir ortamda, ciddiyet şüphesiz önemini kaybediyor. Açıkçası, zaten her zaman çok bir önemi var mı, bilmiyorum. Özenli iş yapmak, üzerine titremek, detaylara boğulmak başka bir şey; ama sırf ciddi olacağız diye şekilden şekle girip, bir gülümsemeyi zül saymak mânâsız.

Şimdi buradan sürekli komiklik yapan, abuk sabuk konuşan insan portresi de çizmeyelim. Ciddiyetle ciddi bir şekilde kafa bulmanın içinde çok güçlü eleştirel bir doz var. Cenk (Dereli) ve Hayrettin (Günç) ile seneler önce muhayyel bir ofis ismi bulmuştuk: PİM. Piyasadaki ezberlenmiş meselelerin pimini çekmenin hayalini kuran, açılımı “proje için mimarlık”tan “para için mimarlık”a, “project idea mimarlık”tan nicelerine uzanan bir isimdi. PİM tarihi ayrı bir yazı konusu olacak, ama ben bu yazıda, Kontraakt’tan bahsetmek istiyorum.

2013 yıllının başları gibi olsa gerek, ben ve Hayrettin İstanbul’dan yeni ayrılmıştık, Cenk halen oradaydı. Alternatif söz söyleyen, eleştiriden kaçınmayan, kışkırtıcı bir mimarlık ve tasarım mecrası olamaz mı sorusu kafamızı karıştırıyordu. Var olan tartışmalar canımızı sıkıyor, yeni bir şey söylemeyen kısır döngülerde kayboluyordu. Farklı söz üretme platformu olarak ortaya çıkan Kontraakt, ilk projesini “Muallak” olarak duyurup, mimarlara defnetmek, gömmek istedikleri projeleri için bir çağrı yapıyordu.

“Muallak”a gelen projelerin kendi aralarında kura ile eşleşmesini, mimarların da projeler hakkında yorum yapmasını istiyorduk. Ama proje sonuna kadar gelemedi. Yazılar gelmedi eksik kaldı, aslında geç kalmış bir cenaze töreni için hâlâ geç değil belki de. O sıralarda Antalya Mimarlık Bienali’ne de gittik, hatta orada yaptığımız röportajı bir dijital yayın hâline getirdik. Kontraakt’ın derli toplu ilk ve son yayını şimdilik bu.

Bugün çok popüler olan, o zamanlarda ise herkesin yeni yeni konuşmaya başladığı streaming mevzusuna kafayı takmıştık, ilk yayınımızı Studio-X’de gerçekleştirdik. Cenk şöyle yazmıştı sonrasında:

HEY! Imaginary Guidelines for Istanbul Studio X Istanbul’dan ilk canlı yayınımızı gerçekleştirdik. İstanbul’a dair deneysel katılımcı metotlar üzerine kart oyunu, web sitesi ve buluşmalar bütünü olan HEY!igi, katıldığımız bu etkinlikte resmen duyuruldu. Kontraakt proje paydaşları ile röportajlar yapıp, canlı yayınla anı kayıt altına almak için oradaydı. Bu yayınlar hem benim için hem de Kontraakt için deneyler niteliğinde ve Kontraakt’ın yaratmaya çalıştığı, alternatif medya araçlarını kullanan, çoğulcu yönetim odaklı, tartışmalar yaratmak için provokatif, kanıksanmış tasarımcı ve piyasa pozisyonlarını bozmak için sarsıcı ve bağımsız bir iletişim aracını yaratmak için zamanla içerik olarak dönüşüp, teknik açıdan da gelişecekler.”

Sonrasında Zoe Ryan’in 2. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında yaptığı çağrıyı cevaplayarak “başladığımız deneylerin dibine kadar inelim, programlar yoğunlaşsın, kanıksanmış tasarımcı ve piyasa pozisyonlarını bozmak için sarsıcı ve bağımsız bir iletişim aracı deneyini başlatalım” dedik. Bu beklentimiz karşılık buldu. Galata Rum Okulu’nun ana holünün kenarlarından birine Kontraakt’ın merkezini ve stüdyosunu kurarak bienal boyunca canlı yayın yaptık, farklı konulara değindik. Kimi zaman televizyon programı sunan mimar Selim Bey’i konuk ettik, kimi zamansa bilimkurgu yazarlarıyla farklı gelecekleri konuştuk: Bunların hepsi YouTube kanalımızda durmaya devam ediyor.

Farklı meseleleri konuşmak, tartışmaları kışkırtıcı kılmak başka türlü düşünmenin tek yolu olabilir. Özellikle bu sıkıcı dünya düzeninde bu tip çıkışlar, insana nefes alacağı noktalar yaratıyor. Bu kadar konuşmaktan bahsederken, yaptığımız programlardan biri tamamen konuşmamak üzerineydi.

DAHA FAZLA KONUŞMAK İSTEMİYORUZ

Tasarımcılar, mimarlar hep konuşuyor, yaptıklarını o kadar çok sözle anlatıyorlar ki, kimi zaman kimsenin konuşmasını istemiyoruz. Kontraakt, daha fazla konuşmak istemeyen ve tasarım bienaline sızmak isteyen tasarımcıları davet ediyor, katılmak için #kontrashow hashtag’i ile Twitter’da işinizi paylaşmanız yeterli. Herkes bir gün 10 saniyeliğine de olsa bienale katılacak!

fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Kontraakt’ın sıkıcı bulduğu başka şeyler de vardı. Mesela mimarların dünyevi meselelerden çekilip birer keşişmiş gibi davranmaları. Bu mimarların yarattığı algı, kendileri olmasa da haklarında yazılan kitapların tanıtım etkinliklerinin bile onlarca kişiye ulaştığı durumlar yaratıyordu. Studio-X’de İhsan Bilgin’in Mimarın Soluğu kitabının yayımlanması sebebiyle bir etkinlik vardı, Nevzat Sayın ve Tansel Korkmaz da etkinlikteki konuşmacılardandı. Kontraakt konuşmada Peter Zumthor eksikliğini hissetmişti ve kendi mitolojisinin içinde uhrevileşen mimar Zumthor'u İstanbul'a getirip hem kendisini sevenleriyle buluşturdu hem de özlem gidermek isteyenler için bir mecra oluşturdu.

Şimdi yakın geçmişin nostaljisini yapma meselesine geri dönmek istiyorum. Nostaljiden çok bir hatırlatma bu yazı, yakın zamanda tekrar geri dönmesi muhtemel. Burada bahsedemediğim Cenk’in son dönemde beslenme, eğitim, tasarım pedagojisi üzerine yaptığı Kontraakt yayınları da var; hepsine ulaşılabilir YouTube kanalı üzerinden.

Zumthor’un dediği gibi “Mimarlığın dünyayı kurtarma ‘goygoy’una eyvallah dedim.”

H. Cenk Dereli, Hayrettin Günç, Kontraakt, Yelta Köm