Berlin Notları #31:
2022 Wrapped
Zaman Her Şeyi Siliyor

Kafam çok ağır, henüz uyanamadım, bu yazıyı yazmaya çalışıyorum. Ne zaman, nasıl, ne şekilde bitireceğime dair bir fikrim yok, sadece yazıyorum. Yazmaya devam ettikçe belki yazı şekillenir diye düşünüyorum, genelde böyle oluyor. Aklıma gelen o ressam hikâyesi de aslında heyecanlıydı ama yazıya dökünce pek etkileyici gelmedi kulağa. Ondayım, yanımda uyuyor; bugün iyi uyandığı söylenemez, ben nasıl uyandım bilmiyorum. Hiç uyumamış gibiyim bir yandan da; akşam çok sarhoştum, buraya gelmeseydim geceyi nasıl bitirirdim hiçbir fikrim yok.

Tristan da Cunha’da Bir Sabah, s. 190

0.

Hayatın belli bir zaman dilimine sıkışıp kaldığı düşüncesi ne kadar sınırlayıcı değil mi? Belki de bu yüzden toplumlar yıllardır ölüm sonrasının hayalini kuruyor. Cennet ya da cehennem ne fark eder, halen yaşıyorsun sonuçta, değil mi? Zaten nerenin cennet nerenin cehennem olduğu da zamanla ilgili değil mi, kimi zaman geçici, kimi zaman kalıcı.

Yine bir notlar dizisi, arada bazı alıntılar. Kurmaca kitapların bilmediğim yerlerinden, kendimle konuşmalarımdan, hayatta kalma stratejilerimden. “Her dakika yanında olmalıyım yoksa nasıl hayatta kalırım” sözlerinden, server’larda, glitch’lerde buluşmalara, yanak sıkmalara, gülmelere.

1.

Bu sabah uyandığımda seninle tekrar uyumanın hayalini kurduğumu fark ettim, aramızda hiçbir şey geçmemesine rağmen. Üç saniyeliğine dudaklarımızın birbirine değmesinin dışında. Bütün gece sarmaş dolaş yatmamız dışında. Ellerimizin buluşması dışında, birbirimizde inzivaya çekilmek dışında. Beraber uyumak iyi hissettiriyor.

Sıradan Bir Akşamüstü, s. 23

Berlin’in sularını göllerden toplamaya çalıştığım dönemde bir Venedik gecesinde tanımadığım birinin hiç Venedik’e benzemeyen evinde kendimi bulmuştum. Bu karşılaşma suyla olan ilişkimi sorgulatmıştı. Su gibi akmak, ıslak ve soğuk olmak. Venedik’in tatsız yağmurlarından ferahlara çıkan boşluklar bulmak gibi meseleleri düşündüm. Üzerime yağarken neden bu kadar rahatsızdım ki, oysa yüzerken o kadar seviyorum.

Uzun zamandır ertelediğim heyecanlarımın peşine düşmek ve kazalar yaşamak biraz olsun 2022’yi diğer senelerden ayırdı. Hiç sevmediğim bir anı olmadı, her seferinde yeni heyecanlar yaşadığım, kötü anları da göğüslediğim, su gibi akışına bıraktığım bir yıl oldu. 2022 üzerime yağmadı ama içinde yüzebilmeyi başardım. Sanırım pandemi sonrasının da etkisiyle, bol seyahatli bir sene oldu yine. Berlin’de miyim, İstanbul’da mıyım, hangi şehirde hangi gündeyim, bunları kimi zaman unuttum. Kendime inzivagâhlar buldum, kimi zaman çekildim, kimi zaman içime çekildim.

Son yıllarımın en büyük değişim dalgalarından geçerken, ilişkilerin çeşitliliğine, farklılıklara, teşekkürlere bol zaman ayırdığım bir yıl oldu. İyi ki arkadaşlarım var dedim bol bol ve yeni arkadaşlarım. Güzeller güzeli kişilerle tanıştım, her gün yazmaya çalıştım. Yazmakla olan derdimi bu kadar sene sonra çözebilmiş olmak da iyi geliyor. Şu hayattaki en uzun süredir pratik ettiğim alana karşı içten içe duyduğum utanç beni kendime uzaklaştıran bir şeye dönüşmüş gibi. Şiire sahip çıkmak bana çok iyi geldi.

2.

Unwrapped

Sene sonu unwrapped güncenize hoş geldiniz! Paylaştığımız tüm verilerin bir lütuf gibi iyi grafiklerle sunulmasına hepimiz bayılıyoruz. Verinin fetişiyle yaşadığımıza dair kanıtlar bırakmak, hayatı iki nokta arasına sıkıştırmaktan farksız değil mi? Bir seneyi çözümlemek için birkaç platform uygulamasında o seneki “en”lerimizin toplamına bakıyoruz: Yıllardır kitlesel “en”lerin peşine düşüp başka bir dünya hayali kuramazken, artık sene sonlarında kendimize dair “en”lerimizi bile sıralıyoruz. Normatif sistemlerin öne çıkarmak istediği, kıyıda köşedekileri çoğu zaman görmezden geldiği, her sene yeniden oluşturduğumuz listeler.

Bu güzel olduğunu varsaydığımız senenin çözülmesine geleceksek, haksız yere senelerdir parmaklıklar ardında olanlar, onur haftasında gözaltına alınanlar, ülkelerinden ayrılmak zorunda kalanlar, işlerinden çıkarılanlar ve binlercesi. 2022 Unwrapped, dünya genelinde çözümlenmesi gerekirse, güzel hayat illüzyonlarımızın bittiği ve yeni bir geleceği sadece karanlıklarda hayal ettiğimiz bir sene olmadı mı acaba?

Ne seneydi ama! Yarın tek giyebileceğim tişörtü gece neden sana verdim bilmiyorum, en azından sabah ben de giymiş kadar olacağım. Seninle daha önce birkaç kere ayaküstü sohbet etmiştik, halen birbirimizi tanıdığımız söylenemez.

Yalın Puslu, s. 40

“İnsan ne zaman tüm duvarlarını kaldırır?” gibi bir soruyla başlamak oldukça sıkıcı, biliyorum. Bugünlerde artık insanları duvarlarla tanımlamak da manasız gibi, sadece şeffaf geçirgen varlıklarız, birbirimizin içinden geçen, çarpışan, doluşan, sıkışan, ayrışan, ayrılan. Bu yüzden de bu geçirgenliğin ve karanlığın birbirinin içine geçtiği.

3.

bir dump galerisinde buluşmak gibi
ağlamamak için dinlemediğim şarkıların iki byte’lık listesi gibi
sabahları erken kalkmak gibi

rüyaları kaçırdığıma pişman oluyorum
hangi sevgilimin evi ne önemi var
ben yine mutfaktayım, elimde bilgisayar
hafif serin

Rilke 2032, s. 12

Herkese iyi seneler, uykusuz uykularda uykular.

Kışın son günlerinde baharı karşılarken, bazı sabahlarda balkondan bir ışık sızar içeri. Hafif açık pencereden biraz serin ama ferahlatıcı bir rüzgâr girer içeri, gözlerin kamaşır. Üzerinde pike buruş buruş ama çok rahat, nevresimin ince ince burulmuş kenarlarından yere sarkmış.

Hem zihnin hem bedenin uyandığına karar verdiğinde, yastığını biraz yukarı çeker yatağın içinde oturup dışarıyı dinlersin. Baharın gelişidir bu. Kimi zaman böyle günler kışları olur, beklenmedik anda gelirler. Çünkü hayatta kazalar var, bu kazalar bizi canlı tutan.

Büyük Londra, s. 156

Yeni yılın ilk sabahına Lily Hayes’ten gelsin, “Soft on Me”.

Where the low land lies to the sea
How soft you make me
You're a tonic to know that I’m not insane
In a dream you’re the rain

Soft on me, easy easy love

I am easy to keep
Where the mountains are sleeping
And the stars run and sweep us away

Soft on me, easy easy love

Like I was made to love you
I was made to love you

{tüm fotoğraflar: Yelta Köm}

Berlin Notları, Yelta Köm