Berlin Notları #17: Pencereden Notlar*

0.

Hepimizin ne olduğunu anlamaya çalıştığı bu zamanlarda yazmak da düşünmek de çok zor.

1.

Sınırlar kapalı; sadece ülkelerin değil, evlerin de, fiziksel ilişkilerin de sınırları kapalı bu ara. Çok kolaylıkla “Evde kal” derken, evde kalamayan çoğunluk genelde unutuluyor. Halen işine gitmek zorunda olan, evinden çalışamayan, evinde çalışabilse de patronu izin vermeyen ya da evinde çalışabileceği bir ortam olmayan birçok kişi var, kısacası hayatını eve sığdıramayan.

2.

Malum, vakit çok olunca insan iyice eskilere dönüyor, albümleri açıyor, klasörleri karıştırıyor. Yıllar önce Dikkat! Kaygan Zemin sergisi için yazdıklarıma bakıyordum. Kültürel üretimin sabit bir zeminden oluşmadığını ve devingen zeminlerdeki birçok farklı bileşenin bir araya gelmesiyle çoğaldığını söylemişim. Mimarlığın kültürel peyzajına dair olan o metne bugünden bakınca, bu kırılganlık ve kayganlık meselesinin sadece mimarlık alanında değil özellikle kültür sanat alanında ne kadar ciddi bir mesele olduğu böyle kriz anlarında anlaşılıyor.

Romantize ettiğimiz, mitlerini inşa ettiğimiz bu zemini böyle zamanlarda sorguluyoruz ve sabit olduğundan vazgeçip, bozulmasının da fena olmadığını düşünmeye başlıyoruz sanki.

Bu süreçte herkesin bildiği gibi çoğu kurum çevrimiçi erişilebilirliğini artırmanın peşinde. Tiyatro oyunları, konserler, sergiler, canlı yayınlar, açılan film arşivleri, yeniden keşfedilen birçok mecra ve içerik insanları meşgul ederken, yeni dünyalar açarken bir yandan da internet kültürü ana akıma dönüşüyor. Peki izleyici, takipçi bu içeriklere ulaşabilirken, hâlihazırda güvencesiz çalışan kültür sanat profesyonelleri ne yapacak? Nasıl dayanışma mekanizmaları oluşacak?

Documentations.art, 14 Mart’ta bir açık mektup yayımladı. Mektubun başlığı şöyle:

“Covid-19
Müzeler, galeriler, sanat fuarları, sanat merkezleri,
üniversiteler, tiyatrolar, festivaller…
Her şeyi iptal edin ve herkesin ücretini ödeyin!”1

Çoğunluğunu serbest çalışanların, işsizlik ödeneği ya da benzeri güvenceleri olmayanların oluşturduğu bu prekarya kriz anlarında ilk vazgeçilen kesim oluyor. Mektupta mevcut koşullar içinde herkesin sağlığının öncelenmesine vurgu yapıyor, tüm bütçelerin hâlihazırda onaylandığını ve ödemelerin yapılması gerektiğini söylüyorlar. Önemli noktalardan biri de konunun kurumların, işverenlerin ne kadar ‘cömert’ ya da ‘nazik’ olduğuyla ilgisinin olmadığı, bu sistemin açıkça değişmesi gerektiğini söyledikleri paragraf. Serbest çalışanların kontratsız, sigortasız çalışma, ücretli izin sahibi olmama, vergi ödeme gibi ‘esnek koşulları’ kurumlara ‘ayrıcalık’ olarak geri dönüyor. Ama bu sözde ayrıcalık güvencesizliğin büyümesi dışında pek bir işe yaramıyor; bu yüzden de kurumların ayrıcalıklarından vazgeçip, tüm sistemi güvenceli hâle getirmesi gerektiğini söylüyorlar.

Bir başka mektup da, Dalia Maini tarafından, Arts of the Working Class’ta “İşçilerden Mektup: Yaşamsal şiir, Covid-19 felaketini kültür sektöründe çalışanlar üzerinden ölçeklendirmek” [“Letters from Workers: SURVIVAL POETRY, Scaling the catastrophe of COVID-19 on the workers of the cultural sector”] başlığıyla yayımlandı. Diğer mektuba nazaran hicivli bir dille yazılmış olan metin COVID-19’un farklı ölçeklerdeki etkisinden bahsediyor.

Mektupta kapitalizmin kendisini yaratıcı, havalı, esprili, orta sınıf prekarya yaptığını ama Covid-19’un kültür sektörü dışında sıfır deneyim sahibi birisi olarak kendisini işsiz bıraktığını söylerken, onu öldürecek olanın kapitalizm olduğundan bahsediyor.2

“Hepimiz birbirimize bağımlı bir sistemin içindeyiz.” 
[We are all in a system of codependency.]

Kültür ve sanat alanında iyi kötü pratikleri haritalayan, ortak sözleşmeleri yayımlayan, güvencesiz çalışma koşullarıyla mücadele eden birçok kolektif var. Mesala Code of Acquisitions, iyi ve kötü pratikleri bir ilişki haritası içinde gösteriyor, çeşitli etik kodlarla kurumların ilişkilerinin okunabileceği ve paylaşılabileceği bir platform kuruyor.

Bir diğer oluşum WAGE, sanatçılar ve kurumlar arasında sürdürülebilir ekonomik modeller üzerine çalışan bir ekip; emek hakkı konusunda hayli aktif. Kendilerinin oluşturduğu bir ücret hesaplayıcı sistemleri var; ayrıca kurumlar kendileri WAGE sertifikasına başvurup, adil ve sürdürebilir bir ekonomik ilişki kuracaklarını belgeleyebiliyor.

Bunlarla beraber uluslararası platformlarda farklı dayanışma platformları da virüsle beraber görülmeye başladı. COVID-19 & Freelance Artists adındaki blogda, farklı dayanışma ağları hakkında bilgiler, sanatçılar ve kültür çalışanları için destek mekanizmaları ve güncel haberlere ulaşmak mümkün.

Herkes İçin Mimarlık da “Karantinadan Sesler” adında, bir araya gelme pratiklerini paylaşmak/tartışmak için bir site oluşturdu. Farklı mecraların eklenmesine, dallanıp budaklanmasına olanak sağlayan bir sistem bu.

Bugünlerde herkese paylaşmak, bir arada olmayı uzaktan da olsa deneyimlemek iyi geliyor. Tüketilen içeriğe karşın, hayatta kalma stratejilerini de konuşmak önemli; sadece bu kriz anı için değil, normal zamanlar için de, yoksa hep aynı film, aynı şarkı döner, aynı sergi döner durur yenisi üretilemeden.

3.

Bu notlara Berlin’den fotoğraflar ve şu şarkı eşlik etsin.

Nico, “These Days”

These days 
These days I seem to think a lot 
About the things that I forgot to do 
And all the times I had 
A chance to

* Sanatçı Rehan Miskci’nin herkesin katılımına açık #frommywindow projesi sosyal izolasyon günlerinde hem izleyicileri dünya etrafında bir pencere turuna çıkartıyor, hem de kendi penceresinden gördüklerini paylaşmaya davet ediyor.

1. “Covid-19
Museums, galleries, art fairs, art centers,
universities, theaters, festivals... 
Cancel everything, pay everyone!

2. “So Capitalism made me part of the creative, fancy, witty, middle-class precariat, while one of its embodied consequences, the virus COVID-19 forced me to become an unemployed 27 year old, with zero experience except in the culture sector, in an atmosphere of disaster that will need quite a lot to reestablish new priorities, meanings and places to the cultural system.
Capitalism is killing me, not because COVID-19 can take my life, but in the long run it takes my wage. It takes my chance to build a solid ground for the futures.

Berlin Notları, koronavirüs, paylaşım ekonomisi, prekarya, yaratıcı endüstriler, Yelta Köm