Mortal Kombat
ve Doom

Geçtiğimiz aylarda, kullanmakta olduğum bilgisayarın elektronik daktilodan az hâllice olduğuna kanaat getirerek —ve seçim sırası ‘doların markın’ ne durumda olacağını kestiremediğimden— apar topar yeni bir sistem toparladım. “O da olsun, bu da takılsın” derken pavyona benzeyen bir kasayla kalakaldım küçücük odada. Yeşilli morlu ışıklı, tek tarafındaki camdan gururla işlemcisini, ekran kartını filan sergileyen bir kasadan bahsediyorum. Bu ancak A$AP Mob’a yakışacak techno swag yapının karşısına oturduğum an, aslında böyle bir sistem gerektiren hiçbir oyun oynamadığımı fark ettim. Akranlarım PUBG (2017) veya Battlefield V (2018) gibi oyunlarda kahramanlık destanlarına konu olurken, ben FTL: Faster Than Light’ta (2017) odadan odaya adam kaydırıyordum ya da başka ortamlardaki piksel adamlarımı platformlar arasında zıplatıyordum. Önceki yıllarda heveslenip de bilgisayarın yetersizliğinden dolayı oynayamadığım tek oyun Deus Ex: Mankind Divided (2016) olmuştu, oradan AAA serüvenine yeniden giriş yaptım ben de. Olaylar pek beklediğim gibi gelişmedi, Deus Ex’e dair bütün hayallerim oyunun iki günde bitmesiyle suya düştü. Daha uzun (hatta yoracak kadar uzun) soluklu ve ekran kartından ‘ses getirecek’ potansiyeldeki oyunlar daha eski tutkularımız arasından geldi: Mortal Kombat 11 (2019) ve DOOM (2016). Bu oyunların başında saatler geçirdim/geçirmekteyim ve henüz bunlara verdiğim çokça paradan veya diskte kapladıkları yüz küsur GB alandan herhangi bir pişmanlık duymadım.

Oyunların ikisi de yıllardır devam eden serilerin son işleri: Mortal Kombat neredeyse bir ay önce NetherRealm Studios tarafından geliştirildi ve Warner Bros. Interactive Entertainment tarafından dağıtıldı. Oynanış olarak serinin diğer oyunlarından pek farklı değil. Yine gereksizce vahşi stiller kullanarak rakiplerimizle dövüşüyoruz, maçı kazanırsak baygın hâldeki rakibimizi saçma sapan yöntemlerle öldürüyoruz. Oyunda kazandığımız puanlarla yeni dövüş stillerini, kostümleri, müzikleri filan açabiliyoruz. Yine Warner Bros. desteğiyle mümkün olan bonus karakterlerimiz var: Terminator, Spawn ve Ash. Özellikle Evil Dead (1981–1992) serisinin kahramanı Ash beni epey heyecanlandırdı. Neyse, oyunda serinin önceki birkaç oyununda olmayan mekanik yeni bir şey pek yok kısacası. Sadece daha çok hareket, daha çok katliam!

Mortal Kombat 11, ekran görüntüleri, kaynak: Steam

Mortal Kombat evreninin sabit ve bozulmaz tek bir hikâyesi yoktur, her yeni oyunda tasarımcılar işlerine gelen kısmı alır ve geçmiş olaylar zincirini diledikleri gibi değiştirirler. Bu sefer de zamanın sahibi Kronika, şimşek tanrısı Raiden’ın kararlarına sinir olup kalbi temiz dövüşçülere savaş açıyor. Biz de teker teker insanları döverek zamanda açılan bu yaraya merhem olmaya çalışıyoruz. Serinin her oyununda olduğu gibi karakterlerimiz yeni tekniklerle donatılmış ve hem Kollector ile Geras gibi yeni karakterlerimiz var hem de Baraka gibi uzun süredir görmediğimiz dostlara yeniden kavuşuyoruz. Anlatı ve temsil gibi olayları dikkate aldığımızda Mortal Kombat 11’in öncekilerden azıcık bir farkı da olmuş, iyi yönde: Oyundaki kadın karakterler —belki de ilk defa— Ibiza’da güneşlenmeye değil, ölümcül bir dövüş turnuvasına uygun bir şekilde giyinmişler. Neredeyse yani, tuhaf tercihler hâlâ mevcut. Oyundaki esas kötünün de kuvvetli bir kadın olması bence artı puan. Şirketçe #MeToo veya #GamerGate gibi olaylardan pay çıkarmışlar anladığım kadarıyla, çıkarabildikleri kadar.

Doom serisinin dördüncü oyunu için de öyle dev yeniliklerden bahsedemiyorum. Hatta öyle pek yeni karakter bile yok. Yine Mars’ta cehennem enerjisini hammadde hâline getirmiş bir şirketin yarattığı sorunlarla baş eden bir askeriz (hatta aynı isimsiz askeriz), yine oradan buradan çıkan yaratıklarla, zengin silah seçeneklerimizi kullanarak FPS (first person shooter) perspektifinden mücadele ediyoruz. Oyunun 1993 versiyonuyla —daha büyük haritalar ve aşırı geliştirilmiş görsel/işitsel seçenekler dışında— aslında pek bir farkı yok. Testereyle demon kesip cephane almak, yaratıkları daha sert bir görsellikle hunharca öldürüp hediyeler toplamak gibi ufak tefek farklar benim gözüme çarpanlar. Yani pek fark olmasına da gerek yok, çünkü oyun durmuyor. Yüzlerce demon öldürdükten sonra bir soluklanmaya kalktığımızda yüzlerce başka demon başımıza üşüşüyor. Her şey abartı, her şey yüksek sesli!

DOOM, ekran görüntüleri,
kaynak: Steam

Bu kadar açık vahşet gösteren oyunlar veya benzeri kültürel ürünler bazı kesimler için bir sıkıntı kaynağı olabiliyor. Bu kesimin tezi, bu ürünleri tüketen insanların şiddete yönelecekleri yönünde. Araştırmacı Dmitri Williams bu tezin uzun süredir devam eden ve mevcut problemin karmaşık sebeplerini araştırmak yerine tüm suçu sansasyonel bir şekilde yeniliklere yüklemeye çalışan görüşlerin bir parçası olduğunu söylüyor. Oyun oynamanın insanları şiddete yönelttiğini düzgün bir şekilde ispatlayan bir araştırma mevcut değil gerçekten. Stetson Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Christopher Ferguson’un oyunların şiddete sebep olduğunu destekleyen akademik makaleleri inceleyerek vardığı sonuç da bu: Bu araştırmalarda oyunları kötülemek için kullanılan saldırganlık ölçütleri hatalı ve gerçek hayattaki şiddet davranışlarına karşılık gelmiyor. Cinsiyet, ekonomik durum, aile içi şiddet ve genetik faktörler gibi değişkenleri de hesaba katmadan, cevaplanması çok daha zor olan karmaşık konulara hiç girmeden sansasyonel makaleler yayımlanabiliyormuş. Neyse, kısaca oyun oynamak gibi davranışlar insanı şiddete yöneltmiyor. Aslında bu davranış faydalı: Oyuncuların göz reflekslerinin oyun oynamayan insanlara göre çok daha ileri seviyede olduğunun ve gördükleri şeye çok daha hızlı tepki verdiklerinin altını, Ferguson dahil pek çok araştırmacı çiziyor.

Hayatımda ilk PC’yi Wolfenstein 3D (1992) ve Doom (1993) gibi oyunları oynayabilmek için istemiştim ve ilk sistem yükseltmesini (2 MB RAM’den 4 MB’a) Mortal Kombat oynayabilmek için yapmıştım. Son gelen pavyon kılıklının açılışı için de son derece yerinde tercihler oldular hâliyle. Tek bir saniyesinden pişmanlık duymadım/duymuyorum. Clint Eastwood filmlerinden öğrendiğimiz varoluş biçimlerini fütursuzca uygulayabildiğimiz güvenli alanlar sağlayan bu oyunları, benzer şeylerden keyif alan insanlara şiddetle tavsiye ederim. Özellikle de DOOM’u; hem serinin yeni oyunu da ara fazla açılmadan çıkacak…

bilgisayar oyunu, Çağıl Ömerbaş, Doom, Mortal Kombat