son iki yılda öne çıkan iki roguelike oyun
–özünde bir poker oyunu olan
Balatro ile bir slot makinesi oyunu
olan Clover Pit– üzerine.
Herkesin farklı bir oynama tarzı var. Kimisi aktivitesini fazla ciddiye alıp aşırı yollar kat ediyor, kimisi bir beklenti içinde debelenip duruyor. Oyun oynamanın sebepleri hakkında pek çok şey yazıldı. Bunlardan en çok başvurulanlar zannedersem Richard Bartle’ın çevrimiçi oyuncu sınıflaması (Hearts, Clubs, Diamonds, Spades: Players Who Suit Muds) ve Nick Yee’nin çevrimiçi oyun oynama motivasyonları (Motivations of Play in Online Games) çalışmalarıdır. İki araştırma da oyuncuların bilgisayar oyunlarından beklentilerini son derece kapsayıcı bir şekilde açıklıyor gibi, en azından benim için. Bu kaynaklarda bahsi geçenler dışında trollükten başka bir şey düşünemiyorum. Trollükten kastım, oyunun evreninden çok o evrende bulunanların hayatını zorlaştırmaktan alınan haz uğruna oynamak. Zamanında tarayıcıdan oynanan çok basit bir futbol oyununa tutulmaya çalışmıştım. Zannedersem Haxball’du (2010). Oyunda futbolcular yerine daireleri yönetiyorduk ve bunlarla topa vurup gol atmaya çalışıyorduk. Bir oyunda iki oyuncuya karşı tek başıma oynamayı denemiştim. Tipler topu boşverip beni korner noktasına ittirerek sabitlemişti. Böyle boş boş sürenin bitmesini bekledik beraberce. İkinci maç için teklif yolladılar ardından da. Kıskanılası bir işsizlik seviyesi bu gerçekten. Neyse, oyunu ön plana koyarak yaptığımız kategorizasyonlarda Bartle’ın ve Yee’nin çalışmaları iş görüyor. Bütün bunların yanı sıra ben burada “orta sınıf oyunculuk” adını verdiğim bir oynama tarzından bahsetmek istiyorum.
Daha önce Risk of Rain 2 (2019) yazısında da bahsetmiştim, oyunun dünyasında artık mücadele etmeye gerek duymayan biri olmanın, hatta o evrenin adeta kıyameti hâline gelmenin verdiği bambaşka bir haz var. Oyunda bir yerlere adım atıyorsunuz ve etrafınızdaki her şey ölüyor. Saçma uzunlukta bir mesai harcadıktan sonra Kenshi (2018) için de durum böyle, The Elder Scrolls V: Skyrim (2011) için de. O evrende hiçbir şekilde zarar göremeyeceğinizi bilmek, onlarca kişiden oluşan ordulara saldırıp havada uçuşan uzuvlara bakarken içinizdeki Dirty Harry’yi keşfetmek gerçekten nefis bir his. Bu seviyede artık okula Mercedes ciple gelen çocuksunuz; dert yok tasa yok. Ya da “sıkıntı yok” daha iyi bir ifade bu grup düşünüldüğünde. The Binding of Isaac (2011), Slay the Spire (2019) ve Brotato (2022) gibi farklı mekaniklere sahip oyunlarda da bu hissi kovalıyorum. Isaac konusunda ekstra bir tembellik de mevcut: Hazine odası başlangıç ekranına gelene kadar oyunu baştan başlatıyorum mesela. Spire ve Brotato’da birkaç alışveriş bekliyorum, nefis item’lar gelmezse anında reset…
Slay the Spire bir deste yapma oyunu. Oyundaki savaşlar elimizdeki desteden seçtiğimiz kartlar üzerinden ilerliyor. Saldırı, savunma ve karakterimizi güçlendiren veya düşmanlarımızı zayıflatan güç kartları kullanabiliyoruz. Seçtiğimiz karakterlere göre her savaştan sonra destemize yeni kartlar ekleyerek ilerliyoruz. Bazen öyle güçlü bir desteye sahip oluyoruz ki karşımızdakinin trilyon canı olsa da fayda etmiyor. İşte bunlar cip kullandığım anlar. İster kendisini sonsuz kez buff’lasın, on bin minion çıkarsın karşıma… Ama böyle desteler nadir çıkıyor karşımıza. Oyuncuyu daha ekonomik ilerlemek durumunda bırakıyor oyun çoğunlukla. Defect adlı karakterle asla istediğim tanrılığa ulaşamamıştım ve ne yapabilirim diye örnek bakarken YouTube’da bu oyun için sayısız içerik üretmiş olan Jorbs adlı zata denk geldim. Adam nefis oynuyor gerçekten, her seferinde çok ileri seviyelerde tamamlayabiliyor oyunu. Ama öyle, o evrenin kıyameti hissini de vermiyor her zaman. Daha çok hayata dört elle sarılmış, kıt kanaat ilerleyen bir emekçi gibi. Bir milim savunma alayım, karşılığında üç santim saldırıdan feragat edeyim filan gibi ilerliyor oyunları. Yakın tarihte geçtiğimiz iki yıl belki de en çok oynadığım oyun Brotato’ya da el attı.
Brotato farklı patates tabanlı karakterlerle ne olduğu belirsiz düşman ordularına karşı mücadele ettiğimiz bir oyun. Her karakterin farklı özellikleri var: Kimisi mesafeli silahlarla iyi, kimisi çok fazla para kazanabiliyor vesaire. Bu oyunda geliştirebildiğimiz (veya zayıflatabildiğimiz) çok fazla parametre var. Can durumu için beş farklı parametre, zarar verme için üç temel, işte ne bileyim, para kazanmak için bir şeyler; farklı koşullara dair parametreler (karakterin hızını artırdıkça başka bir şeylerini yükselten item’lar gibi) … Bütün bunlara ek olarak karakterimize alabildiğimiz sayısız obje ve silah var; bölüm sonlarında alışveriş ekranında alabiliyoruz bunları. Bu oyunda yıkım hâline gelmek Spire’daki kadar nadir bir durum değil. Ama kendimizi o evrenin en güçlüsü zannettiğimiz anlarda, arada derede gelen elit düşmanlar ve oyun sonu canavarları can sıkıcı olabiliyor. Yani tüm karakterlerle lambur lumbur oyunu bitirmek hep mümkün olmuyor. En azından bizim oynadığımız şekilde. Mehmet Kocaoğlu’yla bir hafta içinde binlerce kez aynı iki karakterle debelenip durmuştuk bir keresinde. Günün sonunda (veya bu durumda haftanın) takıntı kazanmıştı ama etrafa boş bakıyorduk ikimiz de. İşte bu Jorbs aşağı yukarı altı ay önce her gün yayın açtı, sıradan tüm karakterlerle, en zor seviyede, her gün oyunu bitirdi. Bu delilik. Adamın hesapları (gerçekten de tab’lar dolusu Excel hazırlamış bu oyun için, her oynayışını kaydetmiş bunlara) Alphabet’in, Amazon’un muhasebesinde yoktur. İşte şuradan iki verdim, buradan bir aldım gibi. Yazının başında bahsettiğim orta sınıf oyunculuktan kastım bu. Oyun mu oynuyorum ay sonunu mu getirmeye çalışıyorum belli değil. Ben zaten orta sınıfı yaşıyorum gündelik hayatımda, bırakınız da oyun oynarken kendimi ciple geziyormuş gibi hissedeyim. Haftalık A101 kataloğunda bir şeyleri işaretlerken yaşadığım ezikliği hissetmeyeyim oyunlarda da. Bartle’a baksanız Jorbs’un yaptığını explorer [kâşif] olarak konumlandırır, Yee’de de immersion [gömülme, anlatıya kendini kaptırma] motivasyonu olarak geçer de benim istediğim bu değil. Hiçbir çaba harcamadan tanrısal bir şey olmak istiyorum o evrende.
The Binding of Isaac bunların içinde orta sınıf davranışlarını çok dikte etmeyen, daha hayata benzer bir konumda duruyor aşırı kumarvari yapısından dolayı. Bu oyunu baştan sona ezberleseniz, her item’ın girdisini çıktısını not etseniz de kazanma garantisi vermiyor, çok çalışınca mutlu olacağına tam inancı olan orta sınıf kafa yapısının aksine. Oyundaki odaları, düşmanları ve item’ları belirleyen RNG’ler [Random number generator; rastgele sayı üretici] gerçekten rastgele, oyunu tamamlamayı sağlayan bir dizilim garantilemiyor. Tüm diziliminizi bozacak şeyler arka arkaya gelebiliyor bir oynayışta. Ayrıca sadece pisliğine eklenmiş, softlock [yumuşak kilit] denen durumlar da var. Ölmediğiniz ama ilerlemenin mümkün olmadığı koşullara veriliyor bu isim. Bu oyunda muhtemelen en uzun kazanma serisine sahip yayıncı Sinvicta da hiç ölmeden oynadığı 932. oyunda böyle bir durum yüzünden kaybetmişti. İşte, hayat…
Vampire Survivors (2021), Risk of Rain benzeri oyunlar sayesinde çabasız tanrılığımızı tecrübe edebiliyoruz tekrar tekrar. Daha anlatıya dayanan God of War (2005– ), Prototype (2009) gibi oyunlar da var ama zaman yatırımı istiyorlar. Öyle gündelik girip bir saat ego tatmin edip çıkmalık durumları pek yok. Benim de oyunlardan beklentim iş dönüşü bir saat kendimi tanrı hissetmek sığlığındaymış meğer. Ama gerekiyor da cidden. Hayattan zaten sağlı sollu yiyoruz yememeyi tercih edeceğimiz her şeyi, akşamları bir saatliğine tikiliğimizi yaşayalım bari. Yee ve Bartle’ın birkaç kategorisi birleştirilerek aspiring lazy god [umut vaat eden tembel tanrı] gibi bir oynama motivasyonu atıyorum ben de ortaya rougelike oyunlar için. Yoksa ailem ve ilkokul öğretmenlerim tarafından dayatılan “Mutluluğun formülü çok çalışmaktır” öğretisinin erken çöküş dışında bir getirisi olduğunu görmedim. Gerçek hayattan bahsediyorum bu noktada, ama niye bunu bir de oyunlarda deli gibi tekrar edeyim bir işe yararmış gibi? Belki bir gün refah ülkesi vatandaşı işsizliğini yakalarsam niye olmasın bir yandan da…
bilgisayar oyunları tarihi, bilgisayar oyunu, Çağıl Ömerbaş, hayat, haz, oyun, oyuncu, rougelike, sınıf