Ankara’dan Bir
Ortaçağ Tecrübesi

Çok uzun bir zaman dilimine yayarak zaten yıllardır oynamakta olduğum, çalışma sürecimi olumsuz etkilemeyeceğine kanaat getirip eklenti paketlerini de kurduğum ve gün içinde aralıklarla devam ettiğim harika bir rol yapma oyunu (RPG) var: Mount & Blade. ODTÜ Teknokent bünyesinde Armağan Yavuz liderliğinde faaliyetlerini sürdüren TaleWorlds şirketi tarafından 2008 yılında piyasaya sürülen oyunda, ortaçağda Calradia adlı bir bölgede, farklı stratejilerle güç kazanmaya ve yükselmeye çalışan bir maceracıyı yönetiyoruz. Ticaretten savaşa, yakın ilişki kurduğumuz bireylerle kapalı kapılar ardında iş çevirmekten köylülerin güvenini kazanıp yanımıza çekmeye kadar pek çok etkileşim seçeneği sunan oyunun, 2010 ve 2011 yıllarında yeni unsurlar sunan eklenti paketleri de yayınlandı.

Oyuna, tüm özelliklerini kendimizin belirlediği bir karakter yaratarak başlıyoruz. İlk oyunda Calradia’da birbiriyle etkileşim hâlinde olan beş krallık mevcut, haritada hepsinin kendi kontrolünde olan ve farklı renklerle kodlanmış şehirler, kaleler ve köyler bulunuyor. 2010 yılında çıkan Warband isimli eklenti paketiyle bu krallık sayısı altıya çıkarıldı ve oyuncuya sıfırdan kendi krallığını kurma seçeneği de getirildi (çok oyunculu oyun seçeneği de bu paketle eklendi). Oyunun başında pek bir askeri birliğimiz olmuyor ve daha çok bölgedeki haydutlarla savaşıyoruz. Yeterli kaynaklar toplanıp, köylerden asker devşirmeye başlandığında oyundaki diğer düzenli ordulara kafa tutabilecek hâle geliniyor. Bir yandan da, oyundaki kayda değer karakterlerle iletişime geçilmeye başlanıyor. Bu şekilde bir ilişkiye başladığımızda, oyundaki politik konularda da aktif görevler üstleniyoruz. Tabii zamanla… Oyundaki herhangi bir karakterin fikrimizi dikkate alması için öncelikle namımızın yürümesi gerekiyor. Bu da savaşlarda kazandığımız başarılar sayesinde oluyor. O zamana kadar ordulara dana taşımak, lordlar arasında mektup taşımak veya birbirlerine olan borçlarını tahsil etmek gibi ayak işleriyle geçimimizi sağlamaya gayret ediyoruz.

Oyunda beni en çok etkileyen şey savaş mekanikleri. Herhangi bir silahın kontrolü gerçek tecrübeye olabildiğince yakın tasarlanmış. Silah kullanırken karakterimizin darbe anındaki hareket durumuna göre daha az veya daha çok zarar verebiliyoruz. Mesela, at üstündeyken gidiş yönümüzde kılıç salladığımızda, verebildiğimiz toplam zarar hareketin gücüne göre yükseliyor. Ok veya mızrak gibi mesafeli silahları kullanırken de mesafeye göre çizecekleri yayı hesaplamak gerekiyor.

Mount & Blade, ekran görüntüleri,
kaynak: TaleWorlds

Oyunda bir yerlere varabilmek için ivedilikle bir ordu kurmak gerekiyor. Bu birkaç şekilde yapılabiliyor. En temel adam toplama yöntemi oyundaki köylerden orduya katılacak gönüllü toplamak. Calradia’nın farklı bölgelerinden farklı özelliklere sahip köylüler toplayabiliyor ve oyunda kazandıkları tecrübeye göre rütbelerini (atlı birlik, okçu ve piyade sınıflarında) yükseltebiliyoruz. Savaştığımız ordunun elindeki tutsakları da —savaşı kazanmamız hâlinde— ordumuza dahil edebiliyoruz. Bir de şehirlerdeki hanlarda denk geldiğimiz çeşitli kahramanlar var. Farklı özelliklere sahip bu kahramanları da ordumuza dahil edip, birlikte çalıştığımız süre boyunca istediğimiz şekilde geliştirebiliyoruz. Bu karakterlerin hepsi farklı geçmişlere sahip ve bu tecrübeleri birlikte çalışmalarını da etkileyebiliyor. Asil bir aileden gelen bir karakter bir kabile üyesiyle saçma tartışmalara girebiliyor örneğin. Oyunda yolculuk ederken bir kahraman tarafından geçmekte olduğumuz yerlere dair anılar duyabiliyoruz zaman zaman, ki bu anıların oyunu daha güzel bir hâle getirdiklerini düşünüyorum.

Mount & Blade’in ekip çalışmasını teşvik eden bir karakter geliştirme sistemi mevcut. Kazanılan tecrübe puanlarıyla yükseltilebilen pek çok özellik var. Bunlardan bazıları tüm grubu etkileyen özellikler ve bunlar söz konusu olduğunda en yüksek puanlı karakterinki grubun o alandaki puanı kabul ediliyor. Yani ordudaki sadece bir kahramanın iz sürme becerisi olsa da, grup olarak iz sürebilir olunuyor. Bu kategorilerden tüm kahramanlara birer ikişer dağıtarak her konuda yetkin bir ordu hâline gelebiliyoruz hızla. Bu grup becerileri dışında ata binmek gibi bireysel beceriler ve tutsak idaresi gibi sadece grup liderinin sahip olabildiği kategoriler de mevcut.

Mount & Blade: Warband,
ekran görüntüleri,
kaynak: TaleWorlds

Mount & Blade: Warband’in çok hoşuma giden bir özelliği daha var. Oyunun ‘Steam başarılarının’* hatırı sayılır bir kısmı sadece kadın karakterlerle gerçekleştirilecek şekilde tasarlanmış. Bu da oyun başarılarını %100’lemeye meraklı hardcore oyunculara (çoğunun erkek olduğunu varsayıyorum) dolaylı bir şekilde kadın karakterle oynama zorunluluğu getiriyor ve kadınların oyun tarihinin başından beri maruz kaldığı durumun bir şekilde tersine çevrilmesine katkıda bulunuyor.

Oyunun eleştirilen yönü görevlerin tekdüze olduğu ve çok fazla tekrarın tecrübeyi sıkıcı hâle getirdiği. Bu duruma bir yandan “oyun ortaçağda geçiyor, dana taşımak ve ticaret yapmak dışında nasıl bir etkileşim var ki?” gibi Monty Pythoncu bir açıdan yaklaşıyorum, bir yandan da oyundaki din ve din kurumlarının eksikliği de benim canımı sıkıyor. Sonuçta ortaçağdayız, dinden bağımsız hayal edemediğim bir dönem. İnsanın canı arazide gezen çilekeşleri ‘darlamak,’ köylerde cadı davalarına denk gelip “A witch!” diye bağırmak istiyor. Böyle Holy Grail detayları olmadan da oyun yeterince keyifli ama. Bir savaşa girdiğimde yanımda koşan atlıları görünce “yürüyün be yiğidolar!” diye bağırıyorum ister istemez (kimi zaman kendimi Sivaslı sandığım doğrudur). Özellikle kılıçlı tarihli mevzulara meraklı insanların bu oyundan büyük bir keyif alacaklarını düşünüyorum.

* Steam Achievement; pek çok oyunun Steam üstünde kullanıcılara meydan okuma amaçlı bazı başarıları bulunuyor. Mount & Blade: Warband’de de ‘altı kahramanı grubuna kat,’ ‘kadın bir karakter olarak bir asili aşağıla ve düello yap’ gibi meydan okuyuşlar var.

bilgisayar oyunu, Çağıl Ömerbaş, Mount & Blade, oyun