Orta Çürük

Türkiye’nin sıkı hip hop takipçilerinin, yakaladıkları her şeyi sıraya koyup sosyal medyada paylaşmak gibi bir huyu var. İşte, 1995’in en iyi beş punch’ı veya Alabama’nın ilk üç bilmem nesi… Sonradan bu listeler üzerinden kavga filan çıkabiliyor, o tatsız biraz. Herkesin zevki kendine sonuçta. Kendi adıma, takip etmesi keyifli olmakla birlikte, katılmayı tercih etmediğim bir etkinlik bu. Muhabbet içinde sayısız defa kişisel müzik bürokrasimi gözden geçirmem gerektiği konusunda uyarıldım. Wu Tang’in sırası o olamazmış… Neyse, kamusallaştırmasam da karanlık köşemde, haince listeler yapmaya devam ediyorum. Türkiye’yle ilgili nasıl bir liste yaparsam yapayım, Kayra ilk beşte oluyor. Kariyeri boyunca zaten bir kez meh dedirtmedi, son albümü Bütün Ayazların Ortasında bence kelimelerle anlatılmaz! Çıktığından beri dönüp dönüp dinliyorum. Bu aralar kendimi “Sana bunu nasıl derim ki kızanım? / Dünyaya ziyanım, dünyaya kızanım / Gözümü kapatır ufuklara bakarım / Gözümü açarım her şeye şaşarım / Bak bana, şu kara bahtıma / Yazılı kaç sene, kaç gün, kaç ölüm daha? / Yaşlıyım / Çok yaşlıyım / Yarına kapalı bir kapıyım / Paslıyım”* nakaratına fazla takılmış buldum. İster istemez “nerede duruyoruz” gibi bir sorgulama başladı...

Durduğum yere baktığımda, kendime bir şeyleri kanıtlamak adına saçma sapan şeyler yaptığımız aşamaların uzağında olmam da sevindirici aslında. Çürümeyle ilgili en yaygın mücadele şekli bu sanırım: O güne kadar yapmadığınız bir şeye, aile geleneğinizmişçesine dört elle sarılmak. Nice 50+ yiğidin bu uğurda aylarca hastanede yattığına şahit oldum. Zarar olmadığı sürece taraf olunması ve tanıklığı eğlenceli bir durum bu aslında. Yani motordan uçup omurganızı kırmıyorsanız veya ilgilenmediğiniz bir insan tarafından darlanmıyorsanız...

Bir insanın —aklında birleştirebildiği kadarıyla— yeniye ayak uydurmaya gayret etmesi son derece olumlu aslında. Bundan çok daha kötü ve tehlikeli mücadele yöntemleri de mevcut. Kendimizin prime’ında olduğunu sandığımız çağı günümüze ittirmeye çalışabilirdik de. “Gençler çok bozdu” önermesini hayatın merkezine yerleştirmiş tiplerden bahsediyorum. The Breakfast Club’dan (1985) Kids’e (1995) replikleri yayla atası geliyor insanın. Gençler değişmedi, siz daha çok çürüdünüz ve bıkkınsınız. O yaşlarda yaptığınız şeyleri ya hatırlamıyorsunuz ya da asil bir kılıfa sokmuşsunuz yıllar içinde. Muhtemelen hatırlıyorsunuz da hiç yaşanmamış gibi davranıyorsunuz. Lisedeyken sınıf yakan tanıdıklarım bugün yeni nesle kanıyor. Sıraları 18 km uzaktan getirdiği benzini dökerek yakan biri söyleyebiliyor bunu. Öbürünün döneminde saçma sapan vergiler alınmış, matbaalar parçalanmış, darbe üstüne darbe, sorsan biz eğriyiz. Yani eğriydik, şimdi daha eğriler var. “Portofino”yu filan da hiç bilmiyorlar.

İnsanların bir şeye bu kadar inanabilmesini zaten aklım almıyor; yani “Benim yaptığım şey en idealiydi, öncekiler zaten yalan, sonrakiler de çok bozdu” gibi bir düşünce yapısına nasıl varabiliyoruz bilmiyorum. Ama kesin olarak bildiğim şey, bu düşünceler bizi madara etmekten başka hiçbir şeye yaramıyor. Hiçbirimizin geçmişi veya hayat tarzı bir başkasınınkine göre üstün değil. 68’de gösterilere filan katılan birinin tecrübesi şu anda Starbucks’ta frappuccino eşliğinde muhabbet edenlerinkine göre daha engin değil. Karl Marx’ın tüm kitaplarını okumuş olmakla övünen birinin hareketi, Prada’nın tüm çantalarına sahip olan birinin kibirlenmesiyle aynı bence. Veya “Okula 68 arabayla geliyorum” diye romantizm basmaya çalışanın “Ferrari ile geliyorum” diye rant yapandan pek farkı yok. Kime ne herhangi birimizin hayat tercihlerinden!

Bir de yaşı yetmeyen ama taraf tutmayı sevenlerin durumu var. Hip hop kültüründe örneği bol bunun. Ezhel’in kariyerinden filan daha genç ama adamın müziği yozlaştırdığını savunuyor. RZA’yla dönem arkadaşı sanki. Yok neymiş, hip hop’ta politik mesaj zorunluluğu varmış… Yoksa hip hop müdiresi gelip ilişiğimizi kesiyor kültürle, öyle Ben Fero falan dinleyince. Zaten DJ Kool Herc de bu tarzı seminerlerde, konferanslarda çala çala geliştirdi, partide filan değil. Biraz gevşeyelim yani, o da olsun, öbürü de. Solcusu da olsun, şımarığı da, kendini Blood sananı da. Siz sevdiğinizi dinlersiniz yine.

Bu tarz güçlü olunan noktayı evrensel doğru saydırma çalışmaları olsa da şimdilik bizim ve komşu kuşakların durumu iyi gibi görünüyor. Boomer muamelesi görmüyoruz en azından, bu da bir şeydir. Zihnimizi açık tutabildiğimiz sürece görmeyiz de. Yeni modaları üzerimize sürmeye çalışmadan, anlayarak gittiğimiz sürece mesele yok. Öbür durum için zaten ittirecek neyimiz var, 2020’de Clémentine (1985) rantı mı yapacağız?

* Kayra, “Çok Yaşlıyım”, Bütün Ayazların Ortasında.

Çağıl Ömerbaş, hip hop, kuşak [generation]