Ezhel,
Salon İKSV, 21 Ekim 2017,
fotoğraf: Onur Doğman,
İKSV izniyle
Ezhel, Popüler Müzik
ve CHP

2018 yılı sona ererken Manifold, iştirakçilerinin yıl içinde okuduğu kitaplar ile onları en çok etkileyen olayların listesini toparlıyordu. O zamanki yoğunluğum nedeniyle bir şeyler göndermeyi atlamıştım. 2018’de okuduğum kitaplar ekseriyetle ejderha yumruklayıp ork vesaire kesen adamlarla alakalı olduğu için paylaşılacak bir durum pek yok ortada, ama söz konusu “beni en mutlu eden gelişme” olduğunda bir miktar ciddileşebilirim. 2018 yeni rap albümleri açısından çok da parlak geçmedi; yılın son haftası çıkan Ege Çubukçu’nun Derya’sı dışında çok heyecan verici değildi —sadece benim fikrim bu; kültür adına konuşmuyorum hiçbir şekilde. Belki önceki yıl Ezhel, Tahribad-ı İsyan, Yener Çevik ve Otonom Piyade (K”st ve Saian) gibi başarılı MC’ler ve projeler tarafından albüme boğulduğumuz için bu şekilde düşünüyorum, bilemedim. Neyse, albümler konusunda yaşadığımız eksikliği unutturacak bir gelişme yaşattı bize 2018: Spotify üzerinden yıl boyunca en çok dinlenen müzisyen Ezhel oldu, şu an baktığımda da aylık dinleyicisi Sezen Aksu gibi sıfatı bol bir şarkıcıdan 500 bin kişi daha fazla görünüyor, Tarkan’dan da 400 bin kişi fazla.

Rap dinleyicisi arttı, bu tarz daha kabul edilir oldu vesaire, ama Minik Serçe’yi geçmek neymiş! Herhangi bir domestik MC’nin aklının ucundan bile geçmeyecek bir gelişme bu. Gerçi Mehmet Tez bir yazısında bu durumun Spotify’a özel olduğunu, kuruyemişçi televizyonları gibi kayda değer farklı ortamlarda çalan şarkıları dikkate aldığımızda farklı sonuçlara ulaşabileceğimizi söylüyor, ama ben bu konuyu eldeki veri üzerinden yorumlamaya devam edeceğim. Albümü bağımsız yayımlayıp karakterinden ve duruşundan hiçbir şekilde ödün vermeyen, yani “takipçi sayısını” artırmak adına binbir çeşit takla atmayan, hatta pek çok potansiyel hayranını karşısına alabilecek davranışlardan kaçınmayan biri için gerçekten de büyük bir başarı. Bunun da öyle tesadüfi bir başarı olduğunu düşünmüyorum, yani “zamanı gelmişti, kim albüm yapsa aynı başarıyı elde edecekti” gibi bir yargıyı kabul etmiyorum. Bence Ezhel’in başarısının esas sebebi, gerçekten aç olan bir piyasaya kendine özgü ve kendisinin farkında olan bir albümle çıkmış olması. Tabii bir de bebe gerçekten yetenekli, Türkiye piyasasından rasgele seçeceğimiz on müzisyenin toplamından daha yeteneklidir bence.

Mesele Aga B, Ezhel ve K”st olduğunda tarafsız olmadığımı belirteyim daha fazla ilerlemeden. Bu üç isim uzun süredir benim ‘yerli’ listemde en tepede (kendi aralarında sıralama yapamıyorum) ve yakın bir tarihte de bu durum değişecek gibi görünmüyor. Neyse, “Ankara represent!” diyerek konuya devam ediyorum. Çok uzun zamandır rap dinlememe rağmen Türkiye ayağıyla pek bir alakam yoktu; —Fuat ve Nefret hariç— tek tük kulağıma çalınan şeyler de vasat kopyalarmış gibi geliyordu. Ne kadar ukala olduğumu bana ilk gösteren Da Poet’in 2011 tarihli Poetika albümü olmuştu. İlk kez bu albümü dinlediğimde hip hop’un Türkiye’de bir geleceği olabileceğine ikna olmuştum. Türkçe rap konusundaki açığımı kapayabilmek adına bulduğum her şeyi dinlemeye ve her türlü etkinliğe gitmeye başlamıştım —bunların hatırı sayılır bir kısmı da bir ‘düğün salonunun alt katında’ yapılmaktaydı o tarihlerde. Bu konsantrasyonum tüm hızıyla devam ederken “SBAG” adlı şarkıya denk gelmiştim; Ezhel (o zamanlar adında Ais de var), Aga B ve Funked Up, Dj Suppa’nın şahane beat’inin üstüne ağızlarına geleni söylüyordu. Ama nasıl söylemek! Kullandıkları kelime miktarı ve bunları kullanım şekli, şarkıda kullandıkları referanslar ve etrafa salladıkları tokatlar, memlekette o güne kadar gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. Bu şarkıdan sonra çıkardıkları single’lar ve albümler de hayranlığımı pekiştirdi, bebelerde karakterin eksik olmadığını iyice gösterdi.

Ezhel kariyerinin başından beri, kendisi her ne ise o doğrultuda sözler yazıyor, paylaşımlarda bulunuyor ve günümüzde geldiği noktaya da bu şekilde ulaştı. Yani ne bileyim, hayali bir gangster gibi davranarak veya yaşadığı hayatın tam tersi olduğunu kanıtlamaya çalışarak değil —ki hip hop piyasamızda popüler bir etkinliktir bu. Çok da uzak olmayan geçmişte kazandığı popülariteden dolayı bazı insanların hedefi hâline geldi. İlk akla gelen hip hop kültürü dışında, daha muhafazakâr bir dünya görüşüne sahip, varını yoğunu hoşuna gitmeyen şeyleri kolluk gücü yardımıyla ortadan kaldırmaya çalışan kesimin düşmanlığı. Şarkılarındaki narkotik motifler sebebiyle hakkında sayısız dava açıldı, kısa bir süre de hapiste yattı. Aynı rezalet Khontkar ve Ceg gibi, nice başarılı MC’nin de başına geldi. Beğenmediği referansın popüler kültürden silinmesiyle gördükleri sorunların da ortadan kalkacağına inanan bir zekâ seviyesiyle uğraşmak zaten zor; keşke hem kendilerinin hem de bu başarılı müzisyenlerin vakitlerini harcamayı kesseler de daha mantıklı ve uzlaşmacı çözümlerle ortaya çıksalar demekten başka bir şey yapamıyoruz. Bu tayfaya gereken cevabı K”st son albümünde (Sinir Sistemi, 2019) “Göreve Hazır” şarkısıyla verdi zaten, benim o temennilerin üstüne katabileceğim herhangi bir şey yok.

Benim sinirimi esas bozan tayfa, kendisini hip hop kültürünün içinde tanımlayıp ileri geri konuşanlar —ki onları ve onların tavırlarını karikatürize CHP seçmenine (Taft saç spreyi ve tayyör) fazlasıyla benzetiyorum. Partide 1950’de olmayan ne denense ortalığı birbirine katan, nasıl beceriyorlarsa seslerini gençlerden daha gür çıkarmayı başaran, bir ayağı çukurda demirbaş listesine girmiş olan gruptan bahsediyorum. Emekliyken önlüklerini giyip Anıtkabir’e gidenler veya Sözcü’de “Tokmak” köşe yazılarını altını çize çize okuyanlar da bu gruba dahil edilebilir. Parti lideri daha ilerici bir umutla (ve gerçekten nadiren) ne yapmaya çalışsa kendisini azarlayan ve partinin çizgisinden çıktığını iddia eden kesim Cemalettin N. Taşcı tarafından periyodik olarak harcanmakta zaten. Taşçı’nın bir de CHP’ye, daha doğrusu günümüzdeki güç dengelerine dair sıklıkla yinelediği bir tespiti var: Mevcut sistemin değişmesinin tek yolu insanları ikna edebilecek yeni bir figür; politikaya yeni bir soluk getirebilecek biri. Politika konusunda atıp tutabilecek bir donanımım yok, ama Ezhel’in hip hop kültürü içerisinde bunu başardığını düşünüyorum. Hatta o kadar iyi başardı ki, rap müzik piyasasını da aşarak ana akım müzikle rekabet etmeye başladı. Değişiklik sevmediğini ısrarla söyleyen bir millet için çok büyük bir şey bu.

Gelelim hip hop tutucularının eleştirilerine ve Ezhel’in bunlar karşısındaki çaresizliğine. Sosyal medyada ve forumlarda sesini duyurabilen bir tayfa albümde Auto-Tune kullanımına takılmış. Yani zevklerdir, renklerdir filan deyip geçiştirmek istiyorum da, albüm çıktığından beri bitmedi bu çokbilmişlik. Yok Ais zamanı iyiydi, şimdi bozdu; yok piyasa oldu; yok yeteneksiz vesaire gibi Ezhel’in müziğine yöneltilmiş bir sürü eleştiri var. Amerika’da kimse Cher’i veya Will.i.am’i karşısına alıp “bak ne güzel sesin var, niye kullanıyorsun şu meredi?” diye irdeledi mi bilmiyorum ama, beğenmiyorsanız dinlemeyin diyorum sadece, çözüm basit. Kimse Ekşi Sözlük’ten dediklerine bakıp, vay ne kadar da old school ve müziğe hâkim biriymiş demiyor. Piyasa olmak zaten karmakarışık bir iddia; daha çok dinlenmesiyse mesele, kulağa pek olumsuz bir şeymiş gibi gelmiyor. Söylemeye çalıştıkları Ezhel’in daha çok dinleyici çekmek uğruna taviz vermeye başladığıysa, zaten saçma. 2012’de söylediklerinden uzak bir noktada gibi gelmiyor bana. Hatta daha önce söylediğim ve aşağıda detaylandıracağım gibi, şimşekleri üzerine çekebilecek açıklamalardan —veya çıkışlardan— kaçınmıyor. Adamın yeteneksiz olduğunu söyleyenlere, zaten ne demeli! Bilgisayar başından “sosis ve salam” diye ileri geri konuşmak pek zor olmasa gerek… Yetenek konusunda bu kadar iddialı arkadaşlara önerim bir mikrofon edinip Ezhel’in karşısına çıkmaları. Bu şekilde hem “Freestyle King” unvanını nasıl hak ettiğini öğrenir, hem de yerde kaç kere sekebileceklerini tecrübe ederler.

Yakın zamanda sosyal medyada Ezhel’in bir kısım takipçisiyle büyük bir kavgası oldu. Gerçi bir süredir böyle bir olayın sinyalleri vardı etrafta: Ne zaman sarı, kırmızı ve yeşil renkleri barındıran bir paylaşımda bulunsa terör sempatizanıymış gibi bir muameleye maruz kalıyordu. İlk cevaplarında böyle düşünenlerin bilgisizliğini makul bir dille açıklıyor ve insan öldüren herhangi bir oluşumu asla desteklemeyeceğini ısrarla anlatıyordu (bu Ezhel’in ezeli üslubuydu). Buradaki sarı-kırmızı-yeşil Rasta (ve pan-Afrika) kültürünün renkleri: Kırmızı siyahların özgürlük uğruna akıttıkları kanı, sarı Afrika’nın zenginliklerini ve yeşil de vaat edilen bereketli toprakları, yani Etiyopya’yı temsilen kullanılıyor. Neyse, Ezhel Amed Spor Kulübü’nün kendisine yolladığı bir hediyeye teşekkür edince, üstüne bir de bu renkleri kullanınca olaylar çığırından çıktı. Neler demediler adama ama… Bu sefer kendisi de sakinliğini koruyamadı ve rhyme’dan flow’dan çıkmış bir “SBAG” çeşitli kullanıcıların yorumlarına ilişiverdi. Her şeyin en doğrusunu bilen takipçileri de teşhislerini yapıştırıverdiler: “Bu da terörist çıktı.” Bebe her türlü milliyetçiliğe (Türk-Kürt-Alman, neyse) ölümüne karşı olduğunu bağırıyor o esnada. Neymiş, her açıdan meşru bir spor kulübüne teşekkür etmiş… Bu kadar hızla ve tartışılamaz bir kesinlikte sonuca varan insanlar günlük hayatlarını nasıl yaşıyorlar bazen merak ediyorum. Trafik ışıklarına palayla filan saldıran veya yanında limonla servis edilen çoban salatasını bıçaklamaya çalışan bir kitle geliyor gözümün önüne.

İçlerindeki ayrımcılığı, ırkçılığı dizginleyemeden hip hop kültürü içinde yer aldığını düşünen insanlara acilen yeni bir kültür bulmalarını salık veririm. Bu kültür içinde onların bulunmasından zarar görmez ama ayrımcılar burada asla mutlu olamazlar. Vardır onların da hoşuna gidebilecek, Börü Soundtrack gibi albümlerin etrafında oluşmuş bir şeyler, orayı denesinler bir de. Hip hop insanların yüzyıllar boyunca çektikleriyle şekillenmiş, en başından beri sabit formları ve tektipçiliği dışına iter; ayrımcılığa, ırkçılığa çanak tutabilecek bir kültür değil. Ezhel’e gelince, hapse filan girdi adam hâlâ hakkında ileri geri konuşuluyor. Bebeyi bi’ salın artık, kafası rahat birkaç verse yazsın, ağız tadıyla timba’larını boyasın.

Çağıl Ömerbaş, Ezhel, hip hop, müzik, popüler kültür, rap