J Dilla Hayatımı Değiştirdi

Birkaç aydır Flow Radyo’da Emced Hammaş’la birlikte “Hip Hop Klinik” adlı bir program yapıyoruz. Yayına başladığımızda formatımız, her programda biri yerli diğeri yabancı iki sevdiğimiz MC tanıtmaktı, ama iki program sonra işi stüdyoya konuk getirip onunla sohbet etmeye çevirdik. Neyse, ikimiz de dikkat çekmeyi seven insanlar değiliz ve kayıt alınırken tutulabiliyoruz. Bu durumu bir ölçüde kurtarmak adına arka planda bir beat döndürmeye karar vermiştik. Bu beat’in seçilmesi de bana kalınca (bence) tarihteki en iyi prodüktörün, yani J Dilla’nın 2003 tarihli “Dreamy”sine mahkûm ettim programı. Neredeyse on beşinci programı yapacağız; birçok farklı ekolden MC konuk ettik ama müzik aynı. Bu durum müzisyenler arasında da biraz alay konusu olmama sebep oluyor. 90bpm ile yaptığımız programda projenin üyeleri, aylardır aynı şarkı eşliğinde konuşmamızı dikkat çekici miktarda tiye aldılar mesela. Bu esnada ben hiç oralı değilim, duymuyormuş gibi önüme bakıyorum. J Dilla’nın yaptığı herhangi bir şeyi loop’ta sonsuza kadar dinleyebilecek bir potansiyel var şahsımda.

Benim Dilla ile resmi olarak tanışmam 2008 yılında olmuştu. O tarihte çevremdeki insanlar kendisini çok övüyordu, ama ben kendimi yeniliklere bir miktar kapatmıştım; 1990’larda sevdiğim albümler dışında pek bir şey dinlemiyor, dinlenmesini de ukalaca tasvip etmiyordum. Neyse ki o yıllarda ufaktan plak toplamaya da başlamıştım ve Türkiye’ye hip hop içerisinde değerlendirilebilecek çok az albüm geldiği için bulabildiğim her şeyi alıyordum. Bir Deform Müzik ziyaretinden de DJ Spooky’nin derleyip mix’lediği Under the Influence (2001) ve J Dilla’nın Donuts (2006) albümleriyle dönmüştüm. Under the Influence “iyi hoş, Mix Master Mike gibi isimlerin de olaya dahil olmasıyla insanı son derece gaza getiren bir albüm ve güne dansla başlamak için iyi bir seçim” deyip Donuts’ı turntable’a yerleştirdim. Albüm başlayınca hissettiklerimi kelimelere dökmeme imkân yok; tek söyleyebileceğim hayatımın o sabah temelli değişmiş olması. Burada müzik zevkimden veya ne bileyim, öyle sınırları belirli bir değişiklikten bahsetmiyorum; hayata bakışım, düşünce şeklim değişti. Yaptığı şarkılarda tüm elementleri öyle bir şekilde sunmuş ki insan gerçekten inanamıyor. Birbirlerinden bağımsız değerlendirildiklerinde pek kayda değer görünmeyen sample’ları birbirleriyle öylesine harmanlamış ki! Yani, Raymond Scott, 10cc ve Mantronix’ten parçalar kesip bunları insanı ağlatacak kadar güzel bir şekilde birleştiren bir insan.

J Dilla, fotoğraf: Raph Rashid’in
Behind the Beat kitabı için çekiminden, kaynak: @jdillaofficial Facebook sayfası

Yazının tam bu noktasında Dilla ile ilgili hiçbir düşüncemi yazıya dökemeyeceğimi fark ediyor ve durumu toparlama çırpınışlarım dahilinde biraz hayatından bahsetmek istiyorum. Prodüktörün gerçek adı James Dewitt Yancey, müzisyen bir ailenin en büyük oğlu olarak Detroit’te dünyaya geliyor. Müziğe olan yatkınlığı çok küçük yaşta kendini belli etmiş. Gençliğinin hatırı sayılır bir kısmını evlerinin bodrumunda beat hazırlayarak, deneyler yaparak geçirmiş. 1995’te Phat Kat ile 1st Down adında bir projeye başlamış ve Payday Records’la bir albüm anlaşması imzalamışlar. Bu aynı zamanda Detroitli bir rap grubunun büyük bir plak şirketiyle imzaladığı ilk anlaşma olmuş. Henüz iki şarkı çıkarabilmişken plak şirketi sorunlar yaşamaya başlamış ve proje iptal edilmiş, ama müzisyenlerin işbirliği farklı projelerde devam etmiş.

J Dilla’nın Detroit sahnesinde yerini belirleyen proje, lise arkadaşları T3 ve Baatin’le kurduğu Slum Village olmuş. 1997 ve 2000 yıllarında çıkardıkları albümlerle herkesin dikkatini çekmişler. Sonrasında J Dilla solo kariyer uğruna gruptan ayrılmış. 2006’daki ölümüne kadar üç solo albüm ve üç EP çıkarabildi ve sayısız müzisyene beat verdi. Sıklıkla ortaklaşa iş yaptığı müzisyenlerin arasında A Tribe Called Quest, De La Soul, Busta Rhymes, Common, The Roots ve Erykah Badu gibi efsaneler var. 2003 civarında Dilla’ya —bir yandan da “lupus”la savaşırken— “trombotik trombositopenik purpura” (TTP) teşhisi konuyor ve bu hastalık sebebiyle bünyesi çok zayıflıyor. Bence tarihteki en iyi albüm olan Donuts’ı da 2005 yılında uzun bir süre yatmak zorunda kaldığı hastanede hazırlamaya başlıyor. Albüm ancak 7 Şubat 2006’da yayımlanabiliyor, yani J Dilla’nın kalp krizinden hayatını kaybetmesinden üç gün önce. Tabii böyle bir dehaya ölüm pek engel olamıyor. Prodüktörün yayımlanmamış beat’lerinden dört stüdyo albümü, on dört EP ve mixtape, on bir derleme albüm ve sayısız şarkı yayımlanıyor. The Roots’un efsane davulcusu Questlove, Dilla’yı tüm zamanların en iyi prodüktörü olarak gösteriyor. Ünlü komedyen Dave Chappelle’in 2004 yılında düzenlediği konserler Michel Gondry tarafından Dave Chappelle’s Block Party (2005) adıyla belgeselleştirilmişti. Bu film ve müzikleri tamamen J Dilla’ya ithaf edildi.

Bu arada belirtmemde fayda var; “J Dilla hayatımı değiştirdi” benim uydurduğum bir kalıp değil, prodüktörün hayranları arasında kullanılan bir cümle. J Dilla’yı, hastalığının ilerlemiş olmasına aldırmadan tekerlekli sandalyeyle çıktığı son turnesinde gören DJ Deckstarr, kendisine olan hayranlığını ve saygısını göstermek için bu cümleyi bir tişörte basmış. Turneden sonra da Dilla ve annesi bu kıyafetleri dağıtıma sokmuş ve Stones Throw’dan hâlâ lisanslı satın alınabiliyor. Ama söylediğim gibi, bu cümle benim için öylesine bir hayranlık ifadesi değil. Son derece katı kurallar içinde yaşarken, J Dilla’nın dehası sayesinde olaylara farklı bir şekilde bakabilmeye başladım. Birbiriyle bağlantısız görünen konuları J Dilla’nın sample’larla yaptığı gibi bir araya getirebilmenin yollarına bakmaya başladım. Tabii onun dünyanın en iyi şarkılarını yaparken kullandığı stratejileri kendi hayatıma aktarmaya çalışınca kendimi ekseriyetle kaosun ortasında düz duvara bakarken buluyorum, ama önemli değil. Er geç hayatımı bir Dilla beat’i gibi yaşamaya başlayacağım. Umarım.

{Fold içindeki imge: 2017 tarihli Jay Dee A.K.A. King Dilla albümünün kapağından ayrıntı}

Çağıl Ömerbaş, hip hop, J Dilla, müzik