Ghostface Killah
ve Killah Priest,
Free Flow Festival,
Küçükçiftlik Park, 30 Eylül 2017,
Flow Radyo izniyle
Hip Hop ve
Gerçeklik Meselesi

Eylül’ün son günü, Türkiye’de hip hop kültürü açısından baktığımızda en önemli etkinlik olduğunu düşündüğüm Free Flow Festival, Türkiye’den ve Amerika’dan bu kültürün çok önemli temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti. Gerek kötü hava koşulları, gerek sponsor eksiklikleri, gerekse de hip hop kültürünün Türkiye’deki kimi tanınmış temsilcilerinin, çeşitli gerekçelerle desteklerini esirgemeleri, etkinliğin hak ettiğinden daha az ilgi görmesine neden oldu. Yine de MC Lyte, Ghostface Killah, Big Daddy Kane, Killah Priest gibi hip hop dünyasının dev isimleriyle, Ege Çubukçu ve Tahribad-ı İsyan gibi bu kültürü burada yaymak için canla başla uğraşan sanatçıları aynı sahnede görebilmek benim için eşsiz bir deneyim oldu. Üstüne bu insanlarla röportaj yapabilmek benim açımdan hayatımın en üst noktalarından biriydi kuşkusuz, hatta Wu-Tang Clan üyelerinden Ghostface Killah’nın beni kendisine çekerek “respect yo, selamünaleyküm” dediği anda hayatım bir çeşit zirve yaptı.

Festivalden önceki gün insanlara neler soralım, nasıl bir belgesel hazırlayalım gibi konuları konuşmak üzere Flow Radyo’nun kurucuları Emced Hammas, Burundi Partlow ve efsane spoken word şairi Malik Yusef ile buluşmuştuk. Türkiye’de hip hop kültürünün durumunu konuşurken laf bizim tanınmış MC’lerden birine geldi. Ben de Malik Yusef’e adamın flow’unun başarılı olduğunu ama şiirlerinde iş olmadığını düşündüğümü söyledim. O da, hiç es vermeden, “o zaman bu adam gerçek değil” dedi. Ertesi günkü röportajlarımda da, Tahribad-ı İsyan gördükleri destek ve hızlı yükselişlerini gerçekliklerine bağladıklarını söylediler. Sokak İngilizcesinde keeping it real sıklıkla kullanılan bir deyim —veya tavsiye. Peki, nedir bu gerçek olmak meselesi? Bir insan ne yapınca gerçek oluyor?

Malik Yusef,
Flow Radyo izniyle
Tahribad-ı İsyan,
Flow Radyo izniyle

Bu soruları cevaplamaya, bir algıdan bahsederek başlamak istiyorum. Bizim insanımızda kendisine benzemeyen veya beğenisine uymayan her şeyi ‘özenti’ olarak etiketleme hastalığı var, özellikle bu şeyin kökeni Batı ise. Türkiye’de yıllardır hip hop kültürünün gelişmesi için çabalayan Ege Çubukçu, piyasaya ilk çıktığı zamanlarda Sean Paul özentisi olmakla suçlanmıştı, “kumda kızları dans ettiren bir çakma” olarak yaftalanmıştı. Oysa, saçma sapan önyargılar bir kenara bırakılarak dinlendiğinde, ilk şarkısından sonuncusuna kadar tertemiz altyapılarla, son derece özenli ve başarılı işlere imza atmış bir insan. Neymiş, “Hey DJ” diye bir parti şarkısı yapmışmış, ne gerek varmışmış. Ülkedeki tek gerçeklik sanki acı çekmek-göbek atmak diyalektiğine sıkışmış. Hayır, tabii ki öyle değil, kimi insan göbek atarken kimileri de diskoya ve partilere gidiyor. Bir insan da partilerden keyif alıp, kendisini hip hop kültürü içinde tanımlıyorsa, tabii ki bu konular hakkında rap yapabilir, yapmalıdır da. Hip hop kültüründe gerçeklik olarak tanımlanan şey de tam olarak bu dürüstlüktür: İnsanın yaşadığı ve bildiği şeyler hakkında işler üretmesi. Mesela, Wiz Khalifa tüm kariyerini cıgara içmek hakkında yazdığı şarkılar üzerine kurdu, kimse de onu sahtelikle suçlamadı.

Türkiye’de sıklıkla görülen bir durum da insanların tam bilmediği veya anlamadığı, ama bir şekilde özendiği bir hayat üstüne rap yapması. Çok üstünkörü bakıldığında —özellikle 1980’lerin sonundan, hip hop’un ana akıma yaklaştığı döneme kadar olan— Amerikan rap şarkıları çete üyesi olma durumunu, vahşi ve sert bir hayat tarzını övüyor gibi görünür. Aslında çoğunun teması bu hayat tarzının sonuçları ve söyleyenin rap sayesinde bu hayattan sıyrılma çabasıdır. Yine de, öyle ya da böyle çetelerle alakalı olmaları, silah kültürünün içinde yetişmiş insanların tavırları ve öfkeleri Türkiye’deki pek çok genci etkiliyor —kimi yaşı daha ilerice olanları da. O şarkıları söyleyenlerin gerçekten büyük zorluklarla bulundukları yaşa geldikleri, takındıkları o tavrın pek çok tanıklık sonucu geliştiğini düşünmeden, sertliklerine ve ‘hava’larına tutularak bu insanların hayatlarının hayalini kurup kendi rap’lerini de bu hayale göre şekillendiriyorlar. Hiçbiri Crips ve Bloods* savaşının ortasına doğmadığı için, şarkıları da “şöyle geliyoruz,” “böyle kıracağız” sözleri ekseninden çıkamıyor. Nereye geliyorlar, kimi kırıyorlar, ben anlamıyorum şarkılardan. Eyvallah, belki bir şeylere gerçekten öfkeliler de, her şeyden önce neye öfkeli olduklarını bulup bununla ilgili işler üretmeleri gerekiyor bence. ‘Gerçek’ olmak bunu gerektirir. Öbür türlü Sayedar’ın dediği gibi, “Bırak gangstalığı da oyna Diablo.”

Ege Çubukçu,
Flow Radyo izniyle
Önder Şahin ve Sayedar,
Flow Radyo izniyle

Sonuç olarak, MC’ler bildikleri konularda kalırsa, önce kendilerine karşı dürüst olurlarsa, ancak o zaman gerçek olurlar. Ancak bu durumda müzikleri de bir yol katedebilir, öbür türlü şarkılarında sürekli bahsettikleri geliyor olma durumu herhangi bir varışla sonuçlanmaz, yolda salınıp dururlar. Konuyu kaparken Ege Çubukçu örneğinin nereye vardığını da anlatmak istiyorum. Özenti olarak yaftalanmış, giydiği monta kadar eleştirilmiş olan MC, Gezi Parkı olayları sırasında yaralanınca birden değer kazandı. Çeşitli platformlarda kendisini aşağılamış olan insanlar sözlerini geri aldıklarını açıkladılar. Bu tablodaki etki altında kalan taraf hangisi acaba?

* 1970’lerin başından beri, birbirleriyle çatışma içinde var olan Los Angeleslı iki çete.

Çağıl Ömerbaş, Free Flow Festival, hip hop, müzik, rap