Hellboy: Yıkım Dölü

Hellboy: Seed of Destruction [Hellboy: Yıkım Dölü], 1994 yılı Mart-Haziran ayları arası yayımlanan ilk dört Hellboy sayısının toplaması. Kurgulayan ve çizen Mike Mignola.1 Mignola’nın kurgusundan yola çıkarak diyalogları yazan John Byrne.2 Sayfaları sayısal ortamda renklendiren Mark Chiarello. Yayımlayansa Dark Horse Comics. Mignola ara sıra tek sayılık hikâyeler de yazsa, Yıkım Dölü’nün dört sayısı daha büyük bir bütünün de parçası olan tek bir hikâye. Çizgi roman, Amerikan ordusunda görevli George Whitman’a ait günlükten 23 Aralık 1944 tarihli bir kesitle açılıyor. Duyum o ki, Adolf Hitler’in bizzat görev verdiği, okült öğretilerde uzman bir nazi birliği, Ragna Rok kod adlı operasyon kapsamında İngiltere3 sınırları içine sızmış. Whitman’a bağlı askeri birlik, nazilerin planını deşifre etmeye uğraşan İngiliz Paranormal Cemiyeti’nin üç üyesine, Doğu Bromwich adındaki İngiliz köyünde iki gündür eşlik etmekte. Cemiyet üyelerinden medyum Cynthia Eden-Jones, köydeki yıkık kilisede gece kötü bir şeyler olacağı düşüncesinde.

Aynı gece naziler de İskoçya kıyılarındaki küçük bir adada, içine garip makineler yerleştirdikleri çember biçiminde sıralanmış dev taşlardan oluşan anıtta bir ayin düzenlemekteler. Çemberin merkezinde, göğsüne ters pentagram4 işli cübbesi ve uzun sakallarıyla kollarını havaya açmış dikilen Rasputin var. Nazilerin iğneleyici bir tonla ‘büyücü’ dedikleri adam, çevresindeki makinelere kollarından sarkan kablolarla bağlı hâlde kendinden geçmiş bir biçimde bağırarak, bir şeyleri ‘zincire vurulu bekledikleri dipsiz delik’ten dünyaya çağırmakla fazlaca meşgul. Neleri çağırdığı belli değil, ama ‘sel gibi kan akıtmak’5 ve ‘hırsla parçalayıp yemek’ benzeri sözlerinden, dünyaya getirmeye çabaladığı şeylerin son derece tehlikeli oldukları açık. Gecenin sonunda ayin beklenen şekilde sonuçlanmasa da, Rasputin, başarısızlıktan ötürü sinirlenen nazi subayına ‘durdurulamayacak olaylar zinciri’ni başlattığını söylüyor. Aynı sıralarda Doğu Bromwich köyündeki yıkık kilisedeyse, görüntüsü zebaniyi andıran bir erkek çocuk beliriyor. Adı Anung Un Rama.6 Ya da onu kilisede bulan diğer bir cemiyet üyesi Profesör Trevor Bruttenholm’un taktığı ismiyle, Hellboy. Hikâyeye arka plan oluşturacak bu alıntıdan yaklaşık elli yıl sonra, yetişkin Hellboy’un tüm ihtişamıyla göründüğü bir sahneyle, Yıkım Dölü gerçek anlamda başlıyor.

Kitabı eline alan yeni okurun ilk fark edeceği, Mignola’nın çizimleri. Kendiyle özdeşleşmiş, mecrada benzersiz, taklit edilmesi durumunda edeni hemen ele veren bir çizim tekniği var. Alan Moore, serinin ikinci kitabı Hellboy: Wake the Devil [Hellboy: Şeytanı Uyandır] için yazdığı önsözde Mignola’nın tarzıyla ilgili “Alman dışavurumculuğu Jack Kirby’yle buluşur.” ifadesini kullanıyor. Çizimlerinde tarama yapmadığı ve sıklıkla düz renklere yer verdiği için çizimleri olabildiğince ikiboyutlu, derinlik algısı sınırlı. Ancak bu durum, kompozisyonu kurarken boş alanlara gösterdiği özen nedeniyle figür-zemin ilişkisinin algılanmasında zorluk yaratmıyor. Perspektif bozulma; derinliği, hareket yönünü ve ivmesini belirginleştirmekte kullandığı aracı. Gölge ve parlak alanlar arası keskin geçişlere eğilimi, Mignola’yı Alman dışavurumculuğu gibi chiaroscuro’yla7 da ilişkilendiriyor. Kavis çizmeye gelince eli epey sıkı, çizimleri hayli köşeli.

Mike Mignola,
Hellboy: Seed of Destruction,
fotoğraflar: dys_

Çizgi roman mecrasında kapak mühim. Bir nevi vitrin. Okurun, yazarını bilmediği çizgi romanlar arasında tercih yapmasında en belirgin karar kriteri. Kapakları farklı, sayfaları farklı çizerlerin elinden çıkma çizgi romanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Neil Gaiman’ın The Sandman’inde olduğu gibi artistik kaygılar nadiren güdülse de, neden çoğunlukla ticari; çizgisi vasat romanın raftaki rekabet gücünü artırmak, bir tür makyaj. Bir de çizgi roman kitlesi içinde toplama, saklama alışkanlığı bir hayli yaygın. Bu düşkünlüğü fırsat bilen endüstrinin, sevilen bir çizgi romanın yeni sayısını dört farklı kapakla yayımlaması artık şaşılacak bir durum değil. Kapağın yarattığı beklentiyi karşılayamayan sayfaların tetiklediği, hayal kırıklığı ve öfke arası gidip gelen bir duygu var. Yıkım Dölü’nün yüz yirmi sekiz sayfasının hiçbiri bu duyguyu yaşatmıyor. Sayfaların her biri gerektiğince özenli. Katıksız bir örneği Yıkım Dölü’nde yok ama Mignola Hellboy’un ilerleyen sayılarında kapaktan geri kalmayan yazısız sayfalarıyla çokça beğeni topluyor. Kayda değer sahneleri yarım sayfadan azıyla yetinmeksizin açan panellerin [splash] de ustası.

Kapakların yıldızı pek tabii Hellboy. İstisnasız her kapakta var. Doygun kırmızı rengiyle hep en önde. Ancak tek sayılar ve toplamalar arasında kompozisyonun tasarımına yönelik belirgin bir fark var. Tek sayı kapakları Hellboy’u ilerleyen sayfalardan alıntı bir panel gibi, hep aksiyon içinde resmediyor. Oysa toplama kapakları tüm tipografik elemanlar mizanpajdan çıkarılsa bile, resimden çok grafik tasarım ürününe benziyor. Hellboy ve hikâyenin antagonisti poz verircesine sabit durdukları kapakta, hikâyede önemli bir yer tutan objeyle katmanlanıyor. Kapak sonrası hikâye başlamadan hemen önce, kitaptaki iddialı renk tercihleriyle çelişen biçimde gri kâğıda siyah mürekkeple basılmış bir gravür gibi duran, hikâyeyle ilişkili dekoratif bir figürün yer aldığı sayfa [frontispiece], Mignola’nın eski kitaplara beslediği sevginin bir göndermesi olsa gerek. Ne de olsa, çizgi romanın en saygın ödülü Eisner’ı en iyi yazar/çizer kategorisinde üç kez kazanan Mignola’nın yazar kimliğini de beslediği bir şeyler var.

1981 tarihli Steven Spielberg filmi Raiders of the Lost Ark’ta [Kutsal Hazine Avcıları] naziler, Hitler’in kendilerini yenilmez yapacağına inandığı Ahit Sandığı’nı8 arar. Hitler’in okülte düşkünlüğünü sergileyen hiçbir ciddi kanıt ortada yoksa da, Heinrich Himmler’in9 Aryan ırkının biyolojik ve arkeolojik geçmişinin araştırılması için kurduğu Ahnenerbe teşkilatı, Himmler’in okülte olan kişisel merakının çarpıtılmasıyla, aynı Kutsal Hazine Avcıları gibi Yıkım Dölü’ne de konu olur. Paranormal Cemiyeti’nin deşifre etmeye uğraştığı Ragna Rok kod adlı operasyonsa, İskandinav mitolojisinden aktarma Ragnarök kavramına dayanır. Kabaca ‘tanrıların kaderi’ anlamındaki ifade, büyük bir savaşın tetikleyeceği olaylar zincirinin bir dizi tanrının ve insanlığın sonu olacağını, sonrasındaysa her şeyin yeniden başlayacağını öngörür. Nazilerin bu isim altında yürüttükleri bir operasyon elbette yok. Mignola’nın Aryan ırkının temelini İskandinav kaynaklarında arayan ve II. Dünya Savaşı’nın gidişatı yön değiştirmeye başlayınca kitle imha silahları geliştirmeye odaklanan nazileri bu mitle ilişkilendirmesiyse yerinde. Grigori Rasputin ise Rus Çarı II. Nicholas ve ailesine yakınlığıyla tanınan, kimi kaynaklarca 1917 Rus Devrimi’nde kilit bir rol üstlendiği öne sürülen bir mistik figür. Hitler’le hiçbir ilişkisi yok. Ancak Mignola, Rasputin’le benzerlikler taşıyan ve Hitler’le görüşmeler yaptığı yönünde asılsız haberler çıkmış bir diğer mistik figür Aleister Crowley’den esinlenmiş olabilir.

Yıkım Dölü, Mignola’nın özel ilgi alanları olan tarih, mitoloji ve folklorun saptırılmış bir kurgusunun fantastik edebiyat ve ucuz çizgi roman kültürüne ait öğelerle çaprazlanmasının bir ürünü. Bu kadar farklı kaynaktan beslenen bir hikâyede kavram kargaşası olmayışı, ancak Mignola’nın üslubunun okuru bilinçaltında, tüm içeriğin sıfırdan Mignola tarafından yaratıldığına ikna edebilecek kadar karakterli oluşuyla açıklanabilir. Mignola’nın ödünç aldığı kavramları sahiplenip sorunsuzca özümleyebilmesine imkân veren üslubu sırtını büyük ölçüde çizgilerine yaslıyor. Ama anlatısında sıkça yer verdiği dalga geçme, iğneleme ve hafife alma benzeri dil kullanımına yönelik unsurları da barındırıyor. Hikâyelerinde anlatı da, dil de olabildiğine yalın. Olay örgüsü basit ve doğrusal. Yine de görsel referansların sıklığı nedeniyle her panele zaman ayırmak ve yazıyla ortaya konmamış ilişkileri kurabilmek adına geride kalan sayfalara sıkça dönmek gerekiyor.

Mignola’nın çarpıtmadan alıntıladığı referanslarından teki, belki de diğerlerinden önemli. Mignola Yıkım Dölü’nü o referansın sahibine, H. P. Lovecraft’a adıyor.10 Lovecraft’la özdeşleşmiş ‘kozmik korku’ Mignola’nın yaratıcı süreçlerini belirgin biçimde etkilediği gibi, yine onun yazdığı Cthulhu Mitosu öyküleri kurguya büyük ölçüde astar oluyor. Lovecraft öykülerini cosmicism dediği felsefi kolaj üstüne inşa eder. İnsanoğlunun var oluşu önemsizdir. Kendiliğinden gerçekleşen süreçlerin yan ürününden başka bir şey değildir. Kozmos ‘iyilik’ ve ‘kötülük’ benzeri kavramlara kayıtsızdır. İnsanoğlunun ‘gerçeklik’ tanımı, algılaması mümkün olmayan derecede soyut bir gerçekliğin önüne örülmüş farazi bir duvardan ibarettir. Öykülerinde bu duvarı hasbelkader aşan, ya gördüklerini idrak edemeyip çıldırır ya da idrak edebildiği kadarını bile hazmedemeyip intihar eder. Deli saçması tutarsız sayıklamalardan kayıtlara düşense, ‘Kadim Tanrılar’dır. Cthulhu Mitosu ‘Kadim Tanrılar’ ve onlara tapan uygarlıklardan bahseder. Ancak ‘Kadim Tanrılar’ ne ilahi varlıklardır ne de başka bir ilahi varlık tarafından yaratılmıştır. Tapınılmalarına neden, insanoğluyla kıyas götürmez zihinsel ve bedensel nitelikleridir. Yine de, onlar da rastlantısal süreçlerin yan ürünlerinden daha fazlası, doğaötesi değildir. Ancak varoluşları insanoğlunun duyum ve idrak kabiliyetinin ötesinde, paranormaldir.

Kendini ele verecek kadar belirgin, tekrara düşmeyecek kadar özgün Lovecraftçı esinlenmeleri kurgusuna taşıyan Mignola’nın Lovecraft’la ilişkisi, belki de bilinçsizce sahiplendiği benzer bir düşünce yapısı nedeniyle görünenden daha derin. Ama Hellboy, Lovecraft ismi telaffuz edilmeden de hiç zorlanmaksızın ayakta duracak nitelikte. Ne de olsa tüm Cehennem arkasında.

1. “Min-yo-la” şeklinde telaffuz ediliyor. Ya kendisine çok soruluyor, ya da kendisi bu konuda hassas, Twitter’da paylaşma gereği duymuş.

2. Yıkım Dölü’nün topladığı eleştirel başarı sonrası Mignola —kendine güveni mi artmış yoksa tam anlamıyla yaratıcı özgürlüğünü mü kazanmış, bilinmez— serinin ikinci toplaması Şeytanı Uyandır’la birlikte diyalogları da kendisi yazmaya başlıyor.

3. Çizgi romanda geçen Britain ve British kelimelerini Britanya ve Britanyalı şeklinde çevirmem gerekirken, çeviri kulağa doğal gelmediği için İngiltere ve İngiliz’i kullanmayı tercih ettim.

4. Modern okült öğretilerde, ters pentagramı kara büyüyle ilişkilendirme yönünde bir eğilim var.

5. İfadenin bire bir çevirisi ‘yağmur gibi kan dökmek’.

6. Antik Mısır diline aitmiş gibi duyulan uydurma ifade Hellboy evreninde ‘alev tacı takan’ anlamına geliyor.

7. Aydınlık ve karanlık arası sert geçişleri dramatik etki yaratma amaçlı kullanan yağlıboya tekniği.

8. Tevrat’ın ikinci bölümü “Çıkış”ta tarif edilen, On Emir’in yazılı olduğu iki taş tableti saklayan altın kaplama tahta sandık.

9. Paramiliter nazi organizasyonu Schutzstaffel’ın (SS) başkomutanı, Adolf Hitler’in yakın çevresindeki isimlerden biri.

10. Yıkım Dölü aynı zamanda mecrada çığır açtığı rivayet edilen yazar/çizer Jack Kirby’ye adanmış. Ancak hiç Kirby okumadığımdan aradaki benzerlikleri yakalama şansım olmadı.

altkültür, cult [kült], çizgi roman, dys_, H.P. Lovecraft, Hellboy, Mike Mignola