Pink Floyd:
Their Mortal Remains
sergisi,
Victoria & Albert Museum,
Londra (13/05/–15/10/2017)
Tasarım Bienali Seyir Defteri
Pink Floyd:
Their Mortal Remains

Victoria & Albert Müzesi popüler müzik tarihinin en önemli gruplarından Pink Floyd’un 50 yıllık serüvenini anlatan görsel ve işitsel bir sergi düzenledi. Uçan domuzlar, gerçeküstü animasyonlar ve ilginç projeksiyonlarla Pink Floyd’a adanmış psikedelik bir zaman kapsülü. Ekim ayında biten sergi, 2013’deki sıradışı David Bowie sergisi gibi V&A’in en çok ilgi gören sergilerinden biri oldu. Serginin küratörlüğünü Victoria Broackes liderliğindeki V&A ekibinin yanı sıra, Pink Floyd’un yaratıcı yönetmeni ve rock gruplarının albüm kapaklarını yapmakla uzmanlaşmış sanat ve tasarım grubu Hipgnosis’in kurucusu Aubrey “Po” Powell ve Paula Stainton üstlenmiş. Sergi tasarımı ise uzun yıllar grubun sahne tasarımlarını yapan Mark Fisher’ın tasarım stüdyosu Stufish’den.

Roger Waters’ın The Wall turnesinde kullanılan şişme öğretmen; karakter tasarımı: Gerald Scarfe, V&A

Sergiye kablosuz Sennheiser kulaklıklarınızı alıp, Pink Floyd’un eski turne kamyonetinin yanından geçerek giriyorsunuz. Bu kulaklıklar etrafta dolaşırken yaklaştığınız videolarla senkronize oluyor, aralarda ilgili albümlerden parçalar dinletiyor ve serginin işitsel duyularınızı da dahil ederek daha kişisel bir deneyime dönüşmesini sağlıyor. Oda oda tasarlanan sergi, grubun 1960’lı yıllarda UFO gece kulübündeki psikedelik başlangıcından, The Dark Side of the Moon ve The Wall gibi çığır açan albümlerine kadar bir zaman çizelgesini takip ediyor. Enstrümanlar, mektuplar, not defterleri, mimari çizimler, kostümler gibi objelerin yanı sıra, devasa şişme figürler ve Londra Battersea Elektrik Santralı’nın bir maketi de dahil olmak üzere etkileyici büyüklükte enstalasyonlar içeriyor. Sergi, albüm kapakları, teatral sahne şovları ve ses deneyleri ile büyüyen Pink Floyd efsanesine, V&A’in eşsiz arşivini de kullanarak grafik tasarım, mimarlık, sahne, film, edebiyat ve hatta ekonomi gibi disiplinlerin merceğinden bakıyor.

Psikedelik afiş seçkisi, V&A

Pink Floyd’un hikâyesi, Londra Politeknik Okulu mimarlık bölümünde tanışan Roger Waters, Rick Wright ve Nick Mason’ın nispeten başarısız deneyimlerinden sonra gruba Syd Barrett’i davet etmeleriyle başlıyor. Sergi bu hikâyeyi takip ederken bir yandan da gazeteler, kitaplar ve reklamlar gibi dönemin gündelik hayatından malzemeler sunarak, grubun müzikleriyle keşfetmeye çalıştığı fikir ve temaları dönemin sosyal ve politik bağlamına yerleştiriyor. Örneğin, 1960’lı yıllarda İngiltere’de yeni ortaya çıkmaya başlayan alternatif kültürün ipuçlarını veriyor. Ana akım medya tarafından görmezden gelinen olayları; en yeni müzikleri, radikal siyaseti, protestoları ve farklı fikirleri anlatan International Times ve OZ Magazine gibi düzen karşıtı yayınlara, UFO gibi avangard sanatın filizlendiği mekânlara değiniyor. Ya da Animals albümünün kasvetli kent tasvirinin, 1970’ler İngiltere’sinin ekonomik kriz, ırkçılık ve endüstriyel çatışmalar nedeniyle gerilmiş ortamından nasıl etkilendiğini anlatıyor.

Müzenin içinde inşa edilen
Battersea Elektrik Santrali maketi,
V&A

Pink Floyd’un sahne performanslarıyla döneminin öncülerinden biri olduğu kesin. Bunun temel nedeni, müzik endüstrisinin zirvede olduğu bir dönemde neredeyse başka hiçbir grubun sahip olmadığı ekonomik özgürlüğe sahip olmaları. Video röportajlarında, on milyonlarca satan albümleri kaydetmek için sınırsız stüdyo zamanı talep ettikleri ya da devasa ve teknik açıdan iddialı multimedya performanslarını bir turne sırasında bir araya getirmenin en az sekiz gün sürdüğü anlatılıyor. Bu özgürlük de grubun ve birlikte çalıştıkları tasarımcı ve mühendis ekiplerin şişme strüktürler veya dairesel ekranlar gibi Pink Floyd ile özdeşleşen tasarım öğeleri icat etmelerine olanak sağlıyor. 1980’lerle beraber prodüksiyonların maliyeti giderek artarken, ses ve ışık ekipmanları fazlasıyla karmaşıklaşıyor ve kendi uzmanlık alanını yaratıyordu. Güvenlikten sahne teknisyenlerine, projektör ve vinç operatörlerinden makyözlere kadar konserlerde çalışan ekiplerin giderek profesyonelleşmesi, bu prodüksiyonları birer gezici şirket ve dev atölyeler hâline getiriyordu.

Hipgnosis’in albümler için
ürettiği imgeler, V&A

Pink Floyd’un 1960’ların sonlarındaki görsel kimliği, zamanın grafik tasarımlarını tanımlayan ve grubun estetiğine ilham veren stilize harfler, karmaşık desenler ve LSD kültürünün getirdiği parlak görsellerle birlikte sunuluyor. Yeni keşfedilen cinsel özgürlükleri ve ilişkileri ifade etmek için Aubrey Beardsley’nin art nouveau erotik illüstrasyonlarından etkilenen albüm kapakları veya Hapshash and the Coloured Coat’un UFO konserleri için tasarladığı afişler de var seçkide. 1968 ve 1983 yılları arasında Storm Thorgerson ve Aubrey “Po” Powell’ın kurduğu Hipgnosis’in tasarladığı tüm albüm kapakları da sergide yerini alıyor. Sahildeki 700 yataktan uçan domuzlara bu ikonik tasarımların arkasındaki hikâyeler, video röportajları ve eskizler gibi malzemeler üzerinden detaylıca anlatılıyor. Grubun her farklı proje için tasarımcılara nasıl brief verdiği, ortaya çıkan görsel kimliğin de müzikle nasıl ilişkilendiğini açıklıyor.

Ian Emes’in French Windows
animasyonu (1972), V&A

Pink Floyd, konserlerinin vazgeçilmezi olan dairesel ekranları kullanmaya ilk kez 1974 yılında aydınlatma ve prodüksiyon tasarımcısı Arthur Max’in 12 metre çapındaki tasarımı ile başlıyor. Fransa turnesinde kullanılan bu ekranda Ian Emes’in animasyonları ve yönetmen Peter Medak’ın filminden kareler gösteriliyor. Emes’in animasyonu dairesel bir ekranda, el çizimi görsel senaryo taslakları ile birlikte gösteriliyor. Bu ekranlar grubun müziklerine başka bir görsel etki katmanı daha ekleyerek filmler ve animasyonlar için bir tuval görevi görüyor.

Animals (In The Flesh) turnesinde kullanılan şişme figürlerden birinin
orijinal taslak çizimleri,
Andrew Sander (1977), V&A
Division Bell için
sahne tasarım maketleri,
Mark Fisher (1984), V&A

1960’larda, tüm dünyada avangard mimari repertuarda şişme strüktürlerin yaygınlaşması, kariyerlerine bir mimarlık okulunda başlayan grup üyelerinin de dikkatinden kaçmıyor. Animals albümünün sahne tasarımı için Archigram grubunun bir üyesi olan Peter Cook’un Architectural Association’dan öğrencisi Mark Fisher ve mühendis Jonathan Park ve Andrew Sanders ile çalışmaya başlıyorlar. George Orwell’ın Animal Farm [Hayvan Çiftliği] kitabından esinlenen bu konsepti sahneye, insan boyutundan üç kat daha büyük olan şişme figürler getirerek yansıtıyorlar. Bir işadamı, sürekli kanepede oturan şişman karısı, bir oğul, bir kız ve yarım bir çocuk, sıradan bir İngiliz çekirdek ailesinin resmi çocuk sayısına ironik bir atıfta bulunuyor. Denetim toplumunu çağrıştırmak, dönemin standart polis ve otoritesini ima etmek üzere de devasa bir domuz kullanıyorlar. Bu işbirliği efsanevi The Wall ve Division Bell turneleri ile devam ediyor. Sergi İngiltere’de ve yurtdışında patlama yaşayan gençlik kültürünün dil ve imgelerini, Fisher’ın şişme strüktürler için yaptığı araştırma eskizleri ve spekülatif projeleriyle gösteriyor. Archigram’dan hayli etkilenen Fisher’ın deneysel bir süreçten sonra ortaya çıkan bu mimari dili, pnömatik, interaktif ve geçici mimari projelerin gelişmesine de olanak sağlıyor.

Animals albüm tasarımı için
yapılan çekimden görüntüler (1976),
V&A

1960’lardan itibaren İngiliz kültürünün, sanatının, teknolojisinin, tasarımlarının hikâyesini Pink Floyd’un üretimleri ve bunları mümkün kılan aktörler üzerinden anlatan serginin tıpkı Bowie sergisi gibi dünyayı gezmesi planlanıyor. Umarım denk gelirsiniz!

Aubrey “Po” Powell, Hipgnosis, Merve Yücel, müzik, Pink Floyd, sergi, Storm Thorgerson, Tasarım Bienali Seyir Defteri