“Yavaş şerite hayır, herkes için
özgür ve eşit internet”;
tarafsız interneti savunanların 
“FCC Chairman’s Dinner”
daveti sırasındaki
protestosundan, 7 Aralık 2017,
Washington DC,
fotoğraf: Susan Melkisethian
(CC BY-NC-ND 2.0)

Taraf Olmayan
Bertaraf Olur!

0.

İnternetin tarafsızlığı [net neutrality] tartışmalarının ardında yatan asıl ciddi konu, internetin eko-sistemlere ayrılmış olmasıdır. Bu eko-sistemler var oldukça, bunların birbirleriyle öncelik ve hız için falan rekabete girmesi, internet servis sağlayıcılarla anlaşmalar yapması da şaşırtıcı değil.

Eko-sistemlere, özellikle cep telefonu uygulamaları söz konusu olduğunda hepimiz aşinayız. Google ve Apple’ın resmi dükkânları dışında uygulama indirip kurmak, sıradan kullanıcı için neredeyse imkânsızdır.1 Bunun bahanesi de hazır elbette: virüsler, malware’ler şunlar bunlar… Sadece cep telefonunda değil, izlediğimiz televizyonda da durum böyle. Zira, Netflix çöplüğüne bir kere düştünüz mü, başka başka yeni filmler, diziler aramakla uğraşmazsınız, ne varsa onu izlersiniz. Keza, Spotify hangi listeyi yapmışsa, YouTube bize ne önderdiyse onları izleriz, dinleriz —çoğunlukla.

Bu eko-sistemlerin böyle dar ve kısıtlayıcı hâle gelmesinin başlıca nedeni farklı farklı işletim sistemleri ya da kullanıcı davranışı, alışkanlıklarımız falan değil. En önemli neden, bu eko-sitemlerin var olabilmesine çanak tutan bir ihmalimiz: açık kaynak kodu. Anlatayım.

1.

Hatırlayanınız çıkacaktır, Linux programları ve kodları genelde işletim sistemine özgü dağıtılmazdı. Kodu indirirdiniz, dosya bağlantılarını kontrol ederdiniz ve kendi makinenizde kodu ‘derlerdiniz’. Böylece, iki dakikalık bir işlem sonucu, program makinenize yüklenmiş, kullanıma hazır hâle gelmiş olurdu. Dolayısıyla, bir eko-sistem yaratılmasına ‘gerek’ kalmazdı. İşin ustaları hatta, kodda ufak tefek oynamalar yapabilirdi. Bütün mesele işleri kolaylaştırmak, sıradanlaştırmak, dijital cehaleti teşvik etme üzerine değil, işi birazcık öğrenebilme üzerine kuruluydu —ki öğrenmek de kolay ve eğlenceliydi çoğumuz için.

Bu hikâye zamanında ihmal ettiğimiz açık kod meselesinin tepemize nasıl çıktığının ibretlik bir öyküsü aslında. Bilişim meseleleri karmaşıklaştıkça, hayatımıza daha da girdikçe, işi öğrenmeyi değil; işi ‘her şeyi bilen’ şirketlere havale etmeyi tercih ettik. Neleri indirip kullanacağımıza şirketler karar verir oldu, telefonunuzu jailbreak ettiğinizde makinenin garantisi bile geçersiz hâle geldi.

Peki geçmişten aldığımız bu dersi, geleceğe nasıl uyarlayacağız? Şimdilerde ihmal ettiğimiz net-neutrality / internetin tarafsızlığı dışında, karar almayı teknokratlara bıraktığımız neler beş on sene sonra kuyumuzu kazacak?

İlk akla gelen mesele akıllı, otonom araçlar. Çünkü iki vakte kalmadan yapay zekâ İstanbul trafiğine girince işin içinden çıkamayacağız. Dahası bu yolun geri dönüşü olmayacak —nasıl Uber’siz bir dünya düşünülemiyorsa artık. Sadece İstanbul’da değil, dünyanın en yoğun insan nüfusunu barındıran Çin ve Hindistan’da da bu işin yürümeyeceği açık —dünya Kaliforniya otoyollarından müteşekkil değil. Bu şartlar altında otonom araçların hukuki ve ahlaki sorumluluğunun kimde olduğu meselesi çetrefilleşecek. Dahası, otomobillere odaklanarak toplu taşımanın kalitesini ve verimliliğini ihmal etmek de, artık alışık olduğumuz bir neo-liberal hamle olarak tekrar belirecek. Uzun lafın kısası, pek yakında kapalı kodlu otonom arabalar bizleri ezince mesuliyetin kodu yazanda mı, derleyip bizden saklayanda mı, test etmeyi beceremeyende mi, yoksa aracında bunu doğru dürüst kullanamayanda mı olduğunu tartışıp duracağız.

Diğer meseleyse, dijital hayatın ergenlerle ve çocuklarla olan ilişkisine dair vurdumduymazlığımız. Mesele sadece “çocuklarına iPad veren ebeveynler” değil elbette. Mesele, bu nesil büyüyünce olacaklar. Neticede Snapchat kullanıcılarının, örneğin, %85’i 35 yaşın altında. Bu %85 büyüyünce, siyasete atılınca, karar alma mekanizmalarının başına geçince ne olacak bilmiyoruz. Acaba gerçeklikten daha mı kopuk olacaklar? Yoksa Snapchat kuşağı olarak gerçek hayatta başarısız olduklarından, örneğin yeni-sağ ya da siyasal İslam’ın tekrar güçlenmesine mi çanak tutacaklar? Bütün psiko-sosyolojik argümanların ötesinde, internetle büyümüş ilk nesil, aynı zamanda, kod ile uygulama arasındaki sıçramadan bihaber ilk nesil olacak.

Kapalı kodlu yazılımların toplumsal hayatımızdaki zararları üzerine düşünürken, altını çizeyim, ‘makine’ ve ‘çocuk’ arasında algoritmik düşünce vasıtasıyla bir ortaklık kurdum. Zira, algoritmasını bilmediğimiz, kapalı koduyla bunu saklayan makineye nasıl güvenemiyorsak, aynı zihniyetle yetiştirilen çocuktan da bir cacık olmaz, demeye getirdim konuyu. Çünkü bu gidişle, internet tarafsızlığını yitirince, arabaları da bu büyük şirketler kontrol edecek, çocuklarımızı nasıl yetiştirmemiz gerektiğine de onlar karar verecek.2 Her türlü karar alma mekanizmasında da kodu bizden saklayacaklar.

2.

Net tarafsızlığı meselesi adım adım, bizlerin, insanların, interneti şirketlere nasıl kaptırdığımıza dair iyi bir örnek. Ama bundan sonrasında ne olacağını anlamak için kehanete ihtiyacımız yok. Altında, on yıllardır ihmal ettiğimiz, şimdilerde de bedelini ödediğimiz kimi dijital hataların izi var. Tarih tekerrürden mi ibarettir, bilmiyorum. Ama bu meselede işi loop’a aldığımız kesin.

_
Bu yazıyı, kişisel olarak tanışamamış olsam da, Türkiye’de Linux ve açık kaynak kodu için en çok çalışan insanlardan biri olan Mustafa Akyol’un anısına adıyorum.

1. Bunun neden böyle olduğu ciddi bir meseledir aslında. Çünkü cep telefonu dışında neredeyse hiçbir ‘makine’ sizi böyle bir şeye zorlayamaz: Tek bir deterjan markasıyla çalışan çamaşır makinesi, sadece tek bir dijital platformla çalışan televizyon falan tuhaf fikirlerdir. Hayır, PowerPC döneminde Mac’lere Mac OS’den başka işletim sistemi kurulamaması buna benzer değil. Eğer oturup açık kodlu işletim sistemini PowerPC çipine uygun yazsaydınız, çalışırdı —elbette BSD ve Linux dünyasında bunu yapan çoktu. Sonuç olarak cep telefonu eko-sistemleri sadece ciddi bir hukuk gaspı değil, bilişim ahlakı için de önemli bir soru ve sorundur.

2. Elbette bu konuda da atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Bir iki makaleyi hatırlatayım, ana-akım medyadan: “How Google Took Over the Classroom”, New York Times, 13 Mayıs 2017, ve “Learn Different”, The New Yorker, 7 Mart 2016.

algoritma, bilişim, Can Başkent, dijital kültür, internet, kodlama