mimarlık nedir ki?
Hangi İşle Meşgulsünüz Acaba?
veya Eşik

Arne Svenson da “Neighbors” projesinde çok ayıp etmiş bence. Karşı komşuların gündelik hayatlarından, onlardan habersiz, şiirsel tablolar çıkartan bu projeyi ilk gördüğümde kızsam mı hayran mı kalsam bilememiştim. Halen karışık duygular içindeyim. Svenson, son derece ustaca da olsa, mahremiyet sınırlarını fütursuzca, hatta adice yıkmış. Öte yandan, sanatın önemli bir işi, sınırları, daha doğrusu sınırları belirleyen korkularımızı dürtüklemek değil mi zaten? Korktukça sınırları keskinleştiriyoruz, sınırlar keskinleştikçe daha çok korkuyoruz, nereye kadar? Birilerinin ara sıra dürtüklemesi lazım.

Arne Svenson, “Neighbors”, 2012,
kaynak: arnesvenson.com

Türkiye ile Suriye arasındaki sınırda boylu boyunca betonarme bir duvar inşa ediliyor şu aralar. Zamanında duvar yokmuş ama iki ülke giriş çıkışı arasında birkaç kilometrelik bir tampon bölge varmış. Beş on sene önce, toz toprak coğrafyanın içindeki bu sınırı, güneşin altında ellerinde fotoğraf makineleri, tekerlekli bavullarını çekiştire çekiştire yürüyerek geçmeye yeltenen tarih meraklısı üç şaşkın tanıyorum. Absürd bir film tadındaki bu gerçek hikâyeyi yaşayan üçlü, ıssız bir boşluğun ortasında, çorak dağlara tepelere bakınarak “duty free de nerelerde acaba” derlerken, tepelerden tozu dumana katarak onlara doğru koşmaya başlayan kalaşnikoflu birilerinin elinden son anda kurtulur. Daha doğrusu, yanlarına yanaşan koyu renk camlı, siyah bir arabanın sürücü koltuğundaki jöleli saçlı, bıçkın delikanlı tarafından kurtarılırlar. Hikâyeyi gittikçe güzelleştiren ise, arkadaşlardan birinin biraz soluklandıktan sonra, kendilerine haklı olarak deli muamelesi yapan bu kurtarıcıya nezaket kuralları çerçevesinde sorduğu; “hangi işle meşgulsünüz acaba?” sorusuna, kara gözlüklerin arkasından kısık sesle verilen “ithalat ihracat” yanıtı ve ısrarla, “yaaa? ne ithal edip, ne ihraç ediyorsunuz?” şeklinde sürüp giden hoşbeş muhabbettir. Merak korkudan güçlüdür ne de olsa.

Bu bölgede yer alan Zeugma’nın ismi antik Yunancada “geçit” anlamına geliyor. Zeugma, doğu ile batıyı ayırdığı düşünülen doğal sınır Fırat nehrinin iki tarafına yerleşmiş ikiz kentler Seleukeia ve Apamea’yı içine alır. Burası, Fırat’ın doğusundaki ve batısındaki medeniyetlerin karşılaştığı, kaynaştığı yerdir.1 Her doğal sınır gibi, Fırat da zenginlik kaynağı bir eşik olmalı aslında; her iki tarafla da ilişki kurabilen, farklı ortamları, bitki türlerini, hayvanları barındırdığı gibi farklı kültürleri de buluşturan bir arayüz.

Fırat kıyıları, epey zamandır eşik olmanın birleştirici karakteri yerine, sınır olmanın ayırıcı karakterini iyice üstlenmiş gözüküyor; suyun altında kalan yerleşimleriyle, sürgün edilmiş halklarıyla, göçmen kamplarıyla, kaçakçılarıyla. Bu gergin ortamın yanı başında, etraftaki kargaşaya inat, bir avuç arkeolog, özenli bir kazı için canla başla, özveriyle çalışıyor. Yüzyıllar öncesinde yaşamış insanların mahrem dünyasına girerek bize ve bizden sonrakilere verecekleri ipuçlarını kurcalıyorlar, zamanın silemediği sürekliliklerin peşine düşüyor, unutulmuşları hatırlatıyorlar. Bir anlamda onlar da zamanlar ve kültürler arasında geçit kurarak, sınırları eşik hâline getiriyorlar.

Zeugma’nın Fırat’a bakan yamacına dayanmış kazı alanında, Roma evleri kalıntıları üzerinde Atölye Mimarlık tarafından tasarlanmış bir korugan binası yapılmış. Daha uzaktan şehre yaklaşırken, yumuşak topografyanın paralelinde uzanan çatısıyla dikkat çekiyor. Sıcaklığın elli derecelere çıktığı bir coğrafyada, esintilere izin vererek, gölgeli ve serin bir vaha yaratıyor. İçerisi ile dışarısı arasında, hem içeride hem dışarıda, hem eskide hem yenide olan; zaman, tarih, süreklilik ve eşik düşüncelerine eşlik eden bir ortam bu.

Zeugma Dionysos
ve Danae Evleri Koruganı,
Atölye Mimarlık, 2010,
fotoğraflar: İpek Yürekli
Zeugma kazısında Danae Evi’nden çıkartılan Danae Mozaiği
ve mozaiği kelle koltukta
belgeleyen kazı başkanı,
kaynak:
Geçmişten Günümüze
Bir Geçit: Zeugma

Evlerin büyük çoğunluğu sıcak iklime sahip bu coğrafya koşullarına uygun şekilde kuzeye doğru yönlendirilmiştir. Ev yaşantısındaki en önemli mekânlardan biri evin avluları sayılan peristil ve impluvium’lardır. Evin hava ve ışık almasını sağlamanın yanında, bu avlular evin hayat kaynağı olan yağmur sularını toplayan ve avlunun hemen yanındaki sarnıçlara dolmasını sağlayan su toplama yüzeyleridir. Aynı zamanda avlular, soğuk suyla doldurularak bir sığ havuz işlevi kazanmakta, evlerde verilen convivium’larda misafirlerin özellikle sıcak yaz akşamlarında serinlemelerini sağlayan birer soğutucu görevi görmekteydi. Islak zeminler olarak nitelendirebileceğimiz bu mozaikli taban döşemelerinde genellikle suyla ilgili konular yer alırdı.

Danae Mozaiği üzerindeki sahne Argos kralı Akrius’un kızı Danae’nin, oğlu Perseus ile birlikte sandığa kapatılıp atıldığı denizden balıkçılar tarafından kurtarılıp Seriphos Adası’na çıkarılma temasını betimlemektedir. MÖ 2. yüzyılda yaşamış Pseudo-Apollodoros’un Bibliotheka ve Latin yazar Gaius Lilius Hyginus’un Fabulae adlı eserlerinde de bahsedilen bu hikâye trajik bir konuyu işler… Mozaikteki sahne, tragedya oyunlarında oynanan bu dramatik hikâyenin seyircileri en çok etkileyen ve şaşırtan bir anını betimlemektedir.

Zeugma mozaikleri, antik dünyaya ait günümüze kadar kaybolmuş tiyatro ve pantomim gibi sahne oyunları ve novella’larla ilgili en çarpıcı, izleyenleri heyecanlandıran ve şaşırtan sahneleri bizlere tanıtmakta, aynı zamanda Yunan-Roma convivium kültürünün zengin ve entelektüel dünyasıyla da bizi tanıştırmaktadır.2

İklimin mimarlığı yönlendirmesi kaçınılmaz. Her iklimde yarı açık yarı kapalı, hem içerisi hem dışarısı olabilen mekânlar yaratmak kolay değil. Ama bu ara mekânlar, taşıdıkları arayüz olma potansiyelleri sebebiyle; farklı yerlere eklemlenme, farklı kullanımlara imkân verme ve çeşitlilik yaratma şansına sahipler. Trafo-mimarlar’ın otel terası gibi, buluşturma ötesinde farklı sanat alanlarında da ilham verici olabilirler.

Yalıkavak Otel,
Trafo-mimarlar, 2009,
fotoğraflar: Cemal Emden

Ancak Sibel Can’ın saçlarını uçuşturan Yalıkavak rüzgârı, mekâna girdiğinde sıcağı hafifleten, nemi kurutan bir kurtarıcı ise de, her yerde öyle olmayabiliyor. Neticede fırtınadan, soğuktan, sıcaktan, yağmurdan, doludan kaçan insan, içerisi ile dışarısı arasındaki sınırlarını belirliyor. Seattle’daki, OMA’nın içeride, dışarıdaki şehrin uzantısı olarak müthiş zengin bir ortam kuran kütüphane binasının keskin cephesini veya Mies’in Barcelona Pavyonu’nun belli belirsiz sınırlarını, iklimden bağımsız okumak zor.

Seattle Merkez Kütüphanesi,
OMA + LMN, 2004,
fotoğraflar: İpek Yürekli
Barcelona Pavyonu,
Ludwig Mies van der Rohe, 1929,
fotoğraf: Ashley Pomeroy (CC BY 3.0), kaynak: Wikimedia Commons

Gene de günümüzde bina kabuklarının özelliklerini dikte eden esas faktör; doğa ötesinde, insan korkusu, başka bir deyişle güvenlik endişesi oluyor. Mimara da bu giderek akıl almaz dereceye ulaşan korkuyla başa çıkmak, bir yandan gene de kamusal olmaya çalışan programları mimariye dönüştürmeye çabalamak kalıyor. İstanbul’da son zamanlarda bu konuyu zorlayan en akılda kalan örneklerden biri İstiklal Caddesi’nin uzantısı gibi işleyen Salt Beyoğlu olmuştur. Mimarlar Tasarım ve Han Tümertekin’in yenileme projesini yaptığı binanın girişi, caddeden ta sinema salonunun sahne önüne kadar kesintisiz akar. Sevinç Hadi ve Şandor Hadi’nin Reasürans Çarşısı da, sokağın sürekliliğini sağlamak açısından halen özel bir örnektir. Bu örneklerde en az mimarlar kadar, işletme sahiplerinin kararlılığı da önemli kuşkusuz.

Salt Beyoğlu,
Mimarlar Tasarım ve Han Tümertekin, 2010, fotoğraf: Cemal Emden,
kaynak: VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi
Milli Reasürans Binası,
Sevinç Hadi ve Şandor Hadi, 1993,
fotoğraf: İpek Yürekli

Gümrüklerden üniversitelere, çarşılardan lokantalara her ölçekte her kapıda karşımıza çıkan güvenlik kontrollerinin artık insanın tepesini iyice attıracak duruma gelmiş olmasının, güvenliği artırdığından emin değilim. Tam tersine değme noktalarının çoğalması, büyük ihtimalle dünyayı çok daha güvenli kılacaktır. Permakültürde sıkça bahsi geçen ‘kenar etkisi’ gibi,3 farklılıkların çakıştığı noktaları, ayırıcı sınırlar olarak değil, zenginleştirici eşikler olarak görebilsek keşke. Ama aynen her durumda herkese çocuksu bir merak ve samimiyetle “ne işle meşgul olduğu”nu sorabilmek gibi; açık kalplilik gerektiren bir iş bu. Korkuları aşmak kolay değil.

1. Geçmişten Günümüze Bir Geçit: Zeugma, Kutalmış Görkay, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, İstanbul.

2. Danae’nin hikâyesinin devamı ve daha bir sürü hikâye için: age.

3. Burcu Serdar Köknar aracılığıyla.

eşik, İpek Yürekli, mimarlık, mimarlık nedir ki?, sınır, Zeugma