Theodora:
Bizans’ın İzleri
“La Emperatriz Theodora”,
Jean-Joseph Benjamin-Constant, 1887, kaynak: Wikimedia Commons

Bir de baktık cemrelerin ikisi düşüvermiş.

İlkbaharın gelişini cin performansına bağlayan Orta Asya Türk kültürüne göre efsane şöyle diyor: “…cemre cini kış biterken görünüp titrek ışıklar saçarak göğe yükselir-bir. Sonra buzların üzerine düşerek onları eritir-iki. Oradan da yere girer-üç. Bundan sonra ısınmış topraktan buhar yükselir...” Bu cemre işi, içinde bahardan sorumlu tuhaf rotalar çizen cinler olduğu için, biraz karışık.

Baharın gelişini Bahar Ayini balesinde kelebekler ve kuş cıvıltılarıyla değil, bereketli bir sene uğruna kurban edilen bakire kızın çırpınışları, isyanı ve ölümüyle anlatan Stravinski kadar olmasa da olaya bir miktar şüpheyle yaklaşıyorum. Soğuk sever, ılık sevmez olmak böyle tuhaf bir durum. Ama havalar giderek ılıklaşsa bile baharın gelişi her türlü kutlanmaya değer. Ne de olsa hayatta hiçbir şey, tabiatın her bahar, sanki arada hiçbir şey olmamış gibi, yeniden çiçeklerle, yeşillerle, böceklerle, arılarla coşması kadar teselli edici olamaz. Benim için baharın gelişi cemrelerden çok 8 Mart’tan anlaşılır. Hem kutlama hem de isyan günü olan dünya emekçi kadınlar günü yaklaşırken bir İstanbullu olarak Bizanslı büyükannemiz Theodora’yı anmak isterim.

Theodora, Bizans’ın en güçlü kadınlarından biri olarak bilinir. Oyuncu olarak başladığı kariyerini imparatoriçe olarak bitirmiştir. Hayatın savurduğu sürüklediği yerlerde düşüp de yeniden ayağa kalkabilmeye tarihi bir örnektir kendisi. 537 senesinin Noel’inde bize Ayasofya’yı hediye eden kocası l. Jüstinyen’in en güvendiği danışmanı olduğu ve onun hukuka inanan bir hükümdar olarak çıkarttığı, özellikle kadınları doğrudan etkileyen kanunların çoğunu bizzat hazırlattığı iddia edilmektedir. Bu kanunların kadınları korumaya, güçlü kılmaya yönelik olması imparatoriçeyi tarihin ilk feministlerinden biri olarak görmemizi sağlar. Theodora, iktidarını kadınların mirastan eşit pay almasını, boşanmalarda mağdur olmamasını veya tek başına ticaret yapabilip mal mülk sahibi olabilmesini sağlamak ve kızların istemeden evlendirilmesine, zorla seks işçisi olarak çalıştırılmasına, taciz edilmesine engel olmak için kullanır. Kadınlara evleri dışında sadece fahişelik yapabilme hakkı tanıyan, sonra da bunu yapanları kınayan erkek egemen bir toplumda var olmaya çalışan kadınların sesi onun sayesinde yönetimde duyulabilir hâle gelir. Tahmin edileceği gibi, bu durum etrafındaki erkeklerin hepsinin de hoşuna gitmez.

Bizans saray tarihçisi Procopius Gizli Tarih kitabında Theodora’dan özet olarak ‘şıllığın tekiydi’ tadında bir yaklaşımla bahseder. Üslubu, tarihi gerçeklerden çok kişisel pornografik fantezilerini aktarır havadadır.1 Sadece erkekler tarafından kaleme alınmış bir gündelik tarih anlatımına zaten şüpheyle yaklaşmak gerek. Kaldı ki hayata imtiyazsız ve şanssız bir başlangıç yapıp çocukluğu ve gençliği boyunca istismar edilmiş bir kadını, yaşadığı bütün bu trajedinin sorumlusu sayıp, ‘ahlaksız’, ‘utanmaz’ gibi sıfatlarla damgalamak da düpedüz insafsızlık. Böylece benim için, Procopius da kadınların güçlenmesini hazmedemeyen cinsiyetçi erkekler kalabalığı arasındaki yerini alıyor.

Ayasofya’da iç nartekste bulunan, Konstantin’in şehri, Jüstinyen’in de Ayasofya’yı, annesi Meryem’in kucağındaki İsa’ya sundukları meşhur mozaikte gözler Theodora’yı boşuna arıyor. Zekâsı kadar güzelliği de dillere destan imparatoriçenin suretini başkentten çok uzaklarda Ravenna’daki bir başka mozaikte buluyoruz. Mor kraliyet pelerinine sarınmış vaziyette kiliseye hediyelerini sunarken resmedilmiş olan Theodora’nın yanında, birbirinden güzel dokumalardan dikilmiş elbiseleriyle ona eşlik eden bir kadınlar grubu da kadraja girmiş. Şıklıkları ve zarafetleri dikkatlerden kaçmıyor.

Ravenna mozaiklerinde
İmparatoriçe Theodora
ve yanındaki kadınların kıyafetleri,
San Vitale Bazilikası, 548,
kaynak: Wikimedia Commons

Üniversiteden önce tarih derslerinde Bizans kültüründen bahsedildiğini hatırlamıyorum. Ne de olsa bizim için Bizans’ın tek görevi kahraman Türklere yenilmektir. Genel olarak Bizans kültürümüz aşağı yukarı Türk filmlerinin kahpe kefere Bizanslısıyla sınırlı da olsa, neyse ki şehrimizin kurucularından kalan yegâne mirasımız, can-ı gönülden benimseyip sürdürdüğümüz ‘Bizans oyunları’ olmamış. Onun yanında, anasonlu içki, tarçınlı tavuk göğsü, meyve tatlıları gibi, yemekten makamların tıpatıp benzeştiği müziğe, mimarlıktan gündelik hayat ritüellerine Bizans’ın izleri hep içimizde yaşamış.

İstanbul binyıllardır cazibesini bir türlü kaybetmezken, Konstantinopolis halen beklenmedik köşelerden yüzünü gösteriveriyor. Şehrin sur içi sokak yapısının topografyanın da etkisiyle binlerce yıldır süregelen bir omurganın izlerini iyi kötü halen taşıdığı malum. Şehrin ana hatlarının sürekliliği bazı yerlerde Byzantion’a kadar dayanan bir işlev sürekliliğiyle perçinleniyor.2 Envai çeşit eşyanın, incik boncuğun, iç çamaşırın, kumaşın, kıyafetin satıldığı Mahmutpaşa bölgesinin ticari kimliğinin ve muhtemelen karışık canlı atmosferinin Konstantinopolis hatta Byzantion döneminde de, aynı olma ihtimali bile çarpıcı bir örnek. Şu köşedeki her boy ve renkte tütü satan ve sokağa taşan rengârenk vitriniyle insanda “Evet, bu hayatta mutlaka bir tütüm olmalı” hissi yaratan dükkânın benzeri Bizanslı kadınları da cezbediyordu belki. Ravenna mozaiğindeki göz alıcı desenli kumaşlar buralarda bir yerlerde satılıyordu muhtemelen.

Mahmutpaşa’da tütücü,
fotoğraflar: İpek Yürekli

Altından geçen altı izli yolun trafiğini, etrafında genişleyip duran mahalleleri, ayaklarına yapışan bütün parazitleri kucaklayan Valens Sukemeri, baskınlığıyla, Theodosius/Tauri Forumu’nun kuzeyine kurulmuş Süleymaniye Külliyesi ve şehrin gelmiş geçmiş rakipsiz en güzel binası Ayasofya’nın görkemiyle yarışıyor. Son Ayasofya’yı l. Jüstinyen için matematikçi mühendis mimarlar Aydınlı Anthemios ve Miletli İsidoros tasarlayıp inşa etmişler. Altı yılda yapılıp bitirildiği, cümle âleme nispet ve gösteriş olarak açılışının illa ki Noel’e yetişmesi gerektiği için, aceleye gelen yerleri olmuş tabii. İşte bize kalan mirasın içinde olan bir tavır. Gene de bizim bugünkü yalapşap yarım yamalak gösterişlerimizden farklı olarak, yapılan özgün bir tasarım olduğu için, mimarlık tarihini değiştiren özellikleriyle çekiciliği yüzyıllardan beri şüphe götürmemiş.

Valens Sukemeri, yapımı 368, 2014,
fotoğraf: Brian Jeffery Beggerly
(CC BY 2.0)
Valens Sukemeri’nin
mahalle içindeki hâlleri, 2020,
fotoğraflar: İpek Yürekli

Birinci Dünya Savaşı sonrası işgal altındaki İstanbul’da iki sene geçiren ve sur içi İstanbul’unda yorulmak bilmeden Konstantinopolis’i adımlayan Ukraynalı ressam Alexis Gritchenko, meftunu olduğu Ayasofya’nın dostu düşmanı etkileyen gücünü şöyle anlatır: “Ayasofya İslam’ın tüm camilerinde örnek alınmıştır. Galiplerin fanatizmi bile Ayasofya’ya boyun eğmiştir.”3

Biraz mimariye sanata bulaşıp da Ayasofya’ya boyun eğmemek zor. Işığı, renkleri ve altın mozaikleri bir yana, iç içe geçen mekânların sürekliliği ile ayakta durabilsin diye zaman içinde bol destek yapılmış eklektik strüktürü sayesinde, arka arkaya gelip üst üste binen payanda, kemer ve tonozların yarattığı yanılsama hissi büyülenmek için yeterli. Büyülenmeden nasibini bolca alan Gritchenko’nun resimleri binanın ruhunu en iyi aktaranlardan bence. Ayasofya, içinde taşıdığı katmanlarla İstanbul’un simgesi olma unvanının hakkını veriyor. İçerideki, son yapılan ve pek iç açıcı gözükmeyen restorasyona rağmen halen var olan, nefes kesici incelikleriyle dışarıdaki sade, kaba ve bütün bakımsızlığına rağmen “Ezelden beri buralardayım” diyen vakur duruşu, bir de üstelik paylaşılamayan politik yapısıyla İstanbullular kadar göçmenlere, turistlere, gezginlere, öylesine gelip geçenlere de dokunan bir bina bu.

Alexis Gritchenko, Ayasofya, 1921,
Deux ans à Constantinople,
Paris: Quatre Vents, 1930;
(Meşher,
Alexis Gritchenko - İstanbul Yılları,
7 Şubat–10 Mayıs 2020),
Meşher izniyle

Ayasofya, 2020, fotoğraf: İpek Yürekli
Ayasofya,
Divanyolu Caddesi’nden (Mese) yaklaşırken, yapımı 537
Ayasofya,
içerideki restorasyon iskelesi,
2020
Ayasofya, batı cephesindeki
destek payandaları, 13. yüzyıl
Ayasofya, içeriden, 2020,
fotoğraflar: İpek Yürekli

Gritchenko’nun kendisini “Toprağından koparılmış, rüzgârın önünde yuvarlanıp duran ve nereye gittiğini bilmeden yüzlerce kilometrelik yolları aşan o kuru ot topları gibiyim”4 diye tanımladığı göçmenlik durumuna teselli oluyor Ayasofya ve İstanbul.5 Buralara yolu düşen onun gibi daha nice savrulmuş, sürüklenmiş insan, kendine yer ve nefes bulmuş bu şehirde. Konstantinopolis’ten kalan mirasın önemli bir parçası kozmopolitlik. Biz de artık unutmaya başladığımız, giderek tek sesli hâle gelen İstanbul’un farklılıkları kucaklayan yapısını, çeşitlilik içindeki ortak değerlerini, çoksesli karakterini yeniden kursak, hatırlasak iyi olacak. 

Theodora’nın torunları, bu hatırlamaya hep vesile olan emekçi kadınlar gününü her zamanki neşesi, coşkusu, isyanı, yaratıcılığı ve kapsayıcılığıyla kutlayabilmek için yeniden yeniden deniyor. Düşerlerse ayağa kalkmaya çalışıyorlar; çünkü bahar geldi, yeniden. Kurbanlık kızlar seçilmiş, cemre cini toprağa ulaşmıştır bile.

Taksim’de İstiklal Caddesi girişi,
engellenen Emekçi Kadınlar Günü
Feminist Gece Yürüyüşü,
8 Mart 2019, kaynak: 5Harfliler
Yürüyüşte taşınan el emeği göz nuru hazırlanmış pankartlar, 8 Mart 2019, fotoğraflar: İpek Yürekli

1. “…On the field of pleasure, she was never defeated. Often, she would go picnicking with ten young men or more, in the flower of their strength and virility, and dallied with them all, the whole night through. When they wearied of the sport, she would approach their servants, perhaps thirty in number, and fight a duel with each of these; and even thus found no allayment of her craving…”

2. “…Orta Çağ Bizans kaynaklarında embolus olarak adı geçen Geç Antik Çağ’ın stoaları da Haliç kıyılarından Sultanahmet Meydanı’na doğru uzanan bölgede bulunuyorlardı. Tahtakale’deki Bazilike Kapısı’ndan Beyazıt’a doğru açılan ve Mese’yi (Divan Yolu Caddesi) dik kesen alışveriş caddesi Makros Embolos bu stoalara örnektir. Makros Embolos Yunanca ‘uzun/büyük sıra dükkânlar’ anlamına gelir ve bugünkü Uzun Çarşı Caddesi’dir…” (Marlia Mundell Mango, “The Commercial Map of Constantinople” s. 201-203; Laiou ve Morrisson, The Byzantine Economy, s. 77-78. Alıntılayan Koray Durak, “Konstantinopolis’in Yükselişinin İktisadi Temellleri”, Büyük İstanbul Tarihi, cilt VI, ed. C. Yılmaz, ISAM, 2014)

3. Alexis Gritchenko, İstanbul’da İki Yıl 1919-1921; Bir Ressamın Günlüğü, Çev. Ali Berktay, YKY, 2019 / 1930.

4. Alexis Gritchenko, İstanbul’da İki Yıl 1919-1921; Bir Ressamın Günlüğü, Çev. Ali Berktay, YKY, 2019 / 1930.

5. Alexis Gritchenko, İstanbul Yılları, Meşher, 2020.

Alexis Gritchenko, Ayasofya, Bizans İmparatorluğu, İpek Yürekli, İstanbul, kadın, kadın hakları, Meşher, Theodora, Valens Sukemeri