binalar ve insanlar
Sıkılan Öğrenciler ve Veliler ve Öğretmenler
OKUL

“Oğlunuz, hımm, nasıl desem, değişik” diyor öğretmen ve kıvranarak aktardığı bu tespit hakkında yeterli açıklamayı yapmış gibi susuyor. Değişik çocuğun beceriksiz anne babası olarak sıkıntılı bir kaçamakla birbirimize bakıyoruz. Özür mü dilememiz gerekiyor? Küçük sıralarda iyice hantallaşan kararsız hâlimizle suçluluk yüz kızarmasıyla gülmeye engel olmak için dudak ısırması arasındayız.

Annemin seneler öncesinden sesi kulaklarımda: “Öğretmen dedi ki, derste onu dinlemeyip hep pencereden dışarıyı seyrediyormuşsun, neden böyle yapıyorsun kızım?” Neden böyle yapıyorum anne? Neden? Çünkü anneciğim bizim okulda Finlandiya metodu uygulanmıyordu. Çok sıkılıyordum. Şu insanın sınırlarını yıkması beklenen eğitim, nasıl oluyor da bazılarımızın tam tersi kabuğunu sertleştiriyor?

“Daydreaming”, Berat Pekmezci,
kaynak: Reddit
(Berat Pekmezci’nin bu işini
izinsiz kullandık. Özür dileriz.)

Artık genetik süreklilik mi, “anne olunca anlarsın” laneti mi bilmiyorum ama, sonuçta annemin sıkıntısını da yakın zamanda bizzat hissettim. Memnuniyetsiz öğretmen karşısında öğrenci mi olmak daha kötü, veli mi olmak, emin değilim. En iyisi öğretmenin kendisi olmak tabii, ama insan bazen kendi öğretmenliğinden de sıkılıyor. Okulların sıkıntıyla mutlaka çok yakından bir ilişkisi var.

Robert Doisneau, 1956

Bizim çocukların gittiği okul hiç de sıkıntılı bir yere benzemiyordu. Binası, iyi mimarlar elinden çıkma yeni nesil okul yapılarının ilklerinden olmalı, 90’larda yapılmış. Mimarı tarafından yapının “birçok konuda öncü olduğu” belirtilirken, tasarım sürecini yönlendiren konular arasında şunlar sıralanmış: “okulun salt bir eğitim makinesi olmayıp, bir sosyal odak olarak işletilme çabası, saydamlık, esnek mekân kurguları, gereksinime göre açılıp kapanan, sınıf olmaktan çıkan alanlar, geniş açık alanlar.”1 Daha ne olsun? Sade, işleyen bir düzen ve basit olanın ferahlatıcılığı var her yerde. Kapalı alanlar, içinde bulunduğu kampüsle avlular aracılığıyla ilişki kuruyor. Büyük ortak alanlar esnekliğe izin verecek şekilde, tarak sistemin parçası olarak konumlanmış. Ders birimlerini birleştiren ana aks, hollere açılıyor ve katlar arası ilişki kuran galeriler sayesinde mekân iyice aydınlık, sürekli ve ferah algılanıyor. Mimarlar “koridorları ortadan kaldırmaya” çalışmış, “bütün işlevlerin kesişmesini” öngörmüşler.2 Herman Hertzberger’in mimari izinden giden,3 sirkülasyon alanlarının buluşma yerlerine dönüştüğü ve daha da önemlisi okulun ilk kurulduğu zamanki felsefesinin, yani enformel ortamlarda eğitim yapılması iddiasını mekâna dönüştüren bir mimari çıkmış ortaya. Benim de ilk gönlümü çelen, yerde oturarak kitap okunabilen bir okul olmasıydı zaten.

Tasarımcı, basit ve sade görüntünün arkasında güçlü bir altyapının uygulanabildiğini, görünmeyene yatırım yapabilen “açık düşünceli” işveren sayesinde kullanım konforunun geçiştirilmediğini anlatıyor.4 Enformel eğitimin de, binalar gibi, ancak güçlü bir altyapıyla, ancak ‘görünmeyene de yatırım yaparak’ uygulanabileceği gerçeğini hatırlatıyor bu yorum; yani formel eğitime göre daha çok hazırlık, daha çok iletişim, öğrenciye göre farklılaşan daha çok strateji, her şeyden önemlisi açık-uçluluk ve belirsizlikle baş edebilecek daha iyi eğitimciler.5 Buna bir de, sürekli “ama biz küçükken” diyen formel eğitim savunucularının baskısına direnebilecek güçte bir yönetimi eklemek lazım.

Okulun çok sevdiğim, geniş basamaklı amfi şeklinde küçük bir gösteri salonu var. Oturma yerleri koltuksuz ve esnek kullanımlı, resmiyetten tamamen uzak. Bu salonda çocukların oynadığı Küçük Kara Balık6 oyununu seyrettik; düzene karşı çıkan, toplum tarafından kabul görmese de doğru bildiğini yapan, sürü arkadaşlarından farklı düşünen ve davranan bir balığın hikâyesi. Devrim şarkılarının çaldığı bir müzik gecesine katıldık. “Hasta Siempre” eşliğinde okulun kabul görenin dışına, farklılıklara açık olduğuna ikna olduk. Ödenen servetin karşılığı olarak, büyük balıkların küçük balıkları yediği sürünün parçası olmak yerine, eşit bir topluluk içinde birey olma fikrinin destekleneceği vaadini almıştık. Web sayfasında okulun benimsediği değerler ve ilkeleri arasında halen şunlar yazılı: “…her bireyin benzersiz olduğuna, kişiliğin her şeyden önemli olduğuna inanıyoruz… Toplumun bütün üyelerine ve toplumdaki çeşitliliğe saygı duyuyoruz.” Ne yazık ki, bunları ayrımcılığın, eğitimdeki eşitsizliğin simgesi olan özel okullarda aramak bir yalanın, en hafifinden içinden çıkılması zor bir çelişkinin içinde yaşamak aslında, çoğumuzun yaptığı gibi. Ama gene de ilerisi için bir umut anlamına da geliyor.

Koltuksuz Amfi, kaynak: TDMK

Sıkıntılı veli öğretmen görüşmesi devam ediyor. Biz hâlâ “bakın bizimki de değişik çeşit, ne güzel değil mi?” havasındayız. “Yok yok, siz en iyisi özel ders aldırın” diyor öğretmen bezgince, “ben zaten haftada 15 saat için hazırlanmış dersi 6 saate sıkıştırmak zorundayım, uğraşamam.” Haydaaa, ilkelerle değerler yerle bir oldu gene. Öğretmen de haklı; dersleri sıkıştırmak zorundalar, çok şey öğretmek zorundalar, her şeyi öğretmek zorundalar. Çünkü veliler öyle istiyor.

Bizim neslin ana baba hırsı akıllara ziyan durumda olduğu için, kişiliğe ve çeşitliliğe odaklanan enformel bir eğitim sisteminin velileri tatmin etmesi mümkün değil. Çocuklar her şeyi yapsın veya yapar görünsün istiyoruz; daha çok çalışsınlar, notlansınlar, onaylansınlar, daha çok ödev verilsin, daha çok sınav yapılsın, daha çok öğretilsin. Öğrenilmese de olur, kişiye özel ilgi ve tutkular gelişmese de olur; ödevler başkasına yaptırılsa, referanslar çocuğu tanımayan ilgisiz insanlara yazdırılsa bile olur. Amaç, düzenin içinde başarılı görülmek, kabul görmek. Teoride demokrasiden, etikten, eşitlikten, çeşitten bahseden okullar bile bu değerlerin arkasında duramıyorlar. İsteseler bile küçük kara balıkları desteklemeyi beceremeden mezun ediyorlar.

Okulun gösteri salonunda
müzik gecesi ve mezuniyet töreni,
fotoğraflar: İpek Yürekli

Mezuniyet töreni de gösteri salonunda yapıldı. Çocukların rahat ve heyecanlı oldukları, neşelendikleri, ama belli bir düzen içinde devam eden bir törendi. Arada çalışılmış sunucu esprileri ve birincinin konuşmasındaki taponluk olmasa daha iyiydi tabii. Öğretmenlerin söyledikleri ise, web sayfasındaki ilkeler paralelinde çeşitliliği, farklılıkları yücelten, hatta eleştirel, başarı odaklılığını sorgulayan yöndeydi. Yeni mezunlar, aydınlık gülümseyen yüzleri, ışıl ışıl bakışlarıyla her zamanki gibi pek tatlılar. Okulda çektikleri mezuniyet filmi amatör ve samimi. Seyrederken gözler hafif nemleniyor.

Tören başlamadan hiyerarşisiz, koltuksuz amfide sıkış tıkış oturuyoruz. Bütün anne babalar, anneanne, babaanne, dedeler, küçük büyük kardeşler omuz omuza neşe içinde şakalaşarak bekleşiyoruz. Bir topluluk ruhu var hepimizde. Derken törenin başlarında iri yarı koyu renk takım elbiseli bir arkadaş etrafı yara yara, hepimizi ite kaka kendine yer açarak arkadan öne doğru ilerliyor, “yolu açın, yolu açın” diyerek. “Sen de kimsin birader?” bakışıyla ters ters bakıyoruz bu önemli şahıs kim diye. Meğer o değil, arkasındakiler önemli şahısmış. Arkadan botoks mağduru bir çift arzıendam ediyor. En ön sıralarda yan yana oturan üç kocaman adam aynı anda paldır küldür ayaklanıyor ve yerlerini gelen çifte veriyorlar. Yer tutucuymuş onlar; plajlarda şezlonglara atılan havluların insan modeli. Havluluk işleri bittiği için, hepimizi tekrar, bu sefer ters yönde yararak çıkıyorlar. İçimiz sıkılarak bakakalıyoruz. Hiyerarşisiz topluluk ruhu parçalandı. Halbuki amfi, mimari olarak çok destekleyiciydi bu konuda. Yapının mimarı şöyle diyor zaten; “…dünyayı mimarlık aracılığıyla dönüştürebilir miyiz? Görüyoruz ki, hiçbir dönemde mimarlık toplumu değiştirmek için yeterli bir manivela olamamış, eğitim tesisleri konusunda da bu böyle.”7

Aslında metotla ilgisi yok, Finlandiyalı olmayan biziz. Eğitime inanmıyoruz, bir arada olabilmeye, farklılıklara, çeşitliliğe, en önemlisi eşitliğe inanmıyoruz. Ben okurken de böyleydi, benim çocuğum okurken de aynı, canını sıkmamak ne mümkün? Bari “sıkılmanın yaratıcılığı tetiklediği” iddiası züğürt tesellimiz olsun, tabii ‘değişik’ olmanın da.

1. Pınar Gökbayrak & Haydar Karabey, “Okul Yapıları Toplum İçin Bir Model Olabilir mi?”, Betonart 53, 2017.

2. Age.

3. “Okulu, bir şehir olarak gören Herman Hertzberger, tasarladığı okullarda farklı yaşta farklı karakterde çocuklar için, küçük veya büyük gruplar için bir araya gelinebilecek alanları yaratmaya çalışır. Merdivenin sadece sirkülasyon aracı olmadığı, tırabzanın sınırlarını zorladığı yerlerdir buralar.

4. Gökbayrak & Karabey, age.

5. İpek Yürekli, Mimari Tasarım Eğitiminde Oyun, yayımlanmamış doktora tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, 2003.

6. Samed Behrengi, Küçük Kara Balık, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2013.

7. Haydar Karabey, Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi: Eğitim Yapıları, ed. Banu Binat, Neslihan Şık, 2014. 

binalar ve insanlar, eğitim, İpek Yürekli, mimarlık, okul, sıkıntı