Pisi Pisi Filmi
ve İyi Huylu Hüzün
Pisi Pisi, film afişi ve filmden bir sahne, kaynak: Açık Radyo

Katya için.

Sokak

Pisi Pisi, adını Sinan’ın yavru sarman kedilerle karşılaştığı sahneden alıyor. Sarmanlar ilk olarak yan bakışları, huysuz ve çevik duruşları, çok bilmiş havalarıyla akla gelmesine rağmen, film baştan sona naif kalabilmiştir.1

Sinan kedileri evine götürür ve onları yardımcısı Hazel Hanım’la tanıştırdıktan sonra fotoğraflarını çeker. Bir hipodromda, sonra sahilde, ardından Dolmabahçe’de yine fotoğraf çekerken onu izleriz.

Pisi Pisi, Zeki Ökten, 1975,
kaynak:
Not Defteri
Blow-Up, Michelangelo Antonioni, 1966, kaynak: Bill Dobbins on photography

Sinan, çalıştığı ajans tarafından bir defilede çekim yapması için görevlendirilir. Modelleri fotoğrafladığı sırada izleyicilerden biri objektifine takılır. İsminin Ayşin olduğunu öğrendiğimiz bu kadını fotomodellik yapması için ikna edebilirse, çekimden sonra kendisine de hatırı sayılır miktarda bir ücret ödenecektir. Ancak Ayşin bu teklifi kabul etmez. Sokaklarda, ikili arasında bir kovalamaca yaşanır. En sonunda Sinan, Ayşin’in evine gider. Teklifini ailesinin önünde tekrar eder. Evden ayrılırken çektiği fotoğrafların bulunduğu zarfı kapıya bırakır. Ayşin’in reddedişini zayıflatan ilk hamle de bu olur: Fotoğrafları beğenir, kendini Sinan’ın gözünden görmüştür. Kısa süre sonra Sinan da Ayşin’den bir zarf alır, yeniden sokaktadırlar. İçinde ısrarından vazgeçmesi için yazılmış bir çek vardır. Ayşin fikir değiştirene dek, ısrar burada sona erer. Filmin en güzel sahnesi bundan sonra başlar:

Sinan evine dönmüştür. Penceresinden yağmuru ve sokaktan geçen insanları izliyordur. Aynı anda çok güzel bir şarkı çalmaya başlar. Hemen karşısındaki duvarda Ayşin’in fotoğrafları asılıdır. Bu, fotoğrafı o kişinin kendisinden daha fazla sevme hâli değildir. Bir hayranlığa da işaret etmez. Belki bakışın tılsımı kaybolmasın diye oraya asıldığı söylenebilir. Kedilerine ciğer alamadığı için canı sıkılan Sinan’ın gözü bu duvara takılır. Mecburen kedilere makarna yedirecektir. Filmin en sevimli repliği bu sahnede söylenir:

“Sen ne bilirsin makarna yiyen kedileri!”

Tahmin edileceği üzere bu iki karakter yeniden bir araya gelir. Bir şeyler başlıyordur ve bu sefer çalan şarkı daha da güzeldir.

Ev

Film bir Yeşilçam örneğidir. Buna rağmen Yeşilçam dendiğinde akla gelen filmlerden farklıdır da. Bu sıradanlığı kıran şey yer yer karşımıza çıkan bohem hava olabilir. Ayşin’in ailesiyle yaşadığı villa Yeniköy’de ve hâlâ varlığını koruyor. Sinan ise bir apartmanın çatı katında kedileri gelene kadar tek başına yaşıyor. Minik mutfağı, aynı zamanda çalışma alanı olarak kullandığı salonu ve salonun içindeki yatağıyla sıcak bir ev imgesi yaratıyor burası. En üst katta olduğu için sokağa uzak ama sokağa inmek için kullandığı merdivenlerde selamlaştığı ya da ayak üstü şakalaştığı komşuları sayesinde sokaktan tam olarak kopmuş da değil. Giydiği aşırı bol İspanyol paça pantolonlar bugün bize pek sevimli geliyor ve sadece sevimli olmakla kalıyorsa da, filmin başından itibaren gördüğümüz açık renk trençkotu ve balıkçı yaka kazağıyla çok şık Sinan. Bu şıklık Ayşin’in sınıfındaki erkeklerin çirkin gösterişinden uzak ama şehirli.2

Çift evlendikten sonra yine bu dairede yaşar. Sinan akşam yemeği için masayı hazırlayan Ayşin’e, işe birlikte gitmeyi teklif eder ve “Sen mutfak kedisi değilsin” der. Sinan’ın çalışırken devamlı olarak sokakta bulunduğu ve işe yürüyerek gittiği hatırlanırsa bu teklifte de şehirli olmanın izlerine rastlanabilir. Bu teklif, öyle görünüyor ki, sokaklardaki daimi bir hareketi yani yaşamın ta kendisini çağrıştırmaktadır. İlişkileri başladıktan sonra onları ilkin şehrin varoş yerlerinden birinde görürüz; henüz eve girmemişlerdir. Şehrin kalabalığında kaybolmanın getireceği görünmezlik yerine tenhalığın vereceği görünürlüğü seçmiş olmaları ayrıca güzel bir detaydır. Sonra eve girilir.

Bu esnada kedilerin ne yaptığını görmeyiz.

Benimle Oynar mısın,
Bülent Ortaçgil, 1974, albüm kapağı

Evden kıyafete, karşımıza çıkan sade zevkler müzikte de varlığını hissettiriyor.3 Film boyunca duyduğumuz her şarkı Bülent Ortaçgil’in 1974 tarihli Benimle Oynar mısın albümünden alınmış. Her şarkının diğerinden daha güzel olması bu yüzden.

Kediler

Sinan’ın âşık olduğu kadını kedilere benzetmesinde büyük bir övgü bulunuyor olmalı. Hayatı kucaklamak, kendi kendine oyunlar icat edebilmeyi gerektiriyormuş gibi görünüyor, tıpkı kedilerin yaptığı gibi. Bu tarif eğlenceli değil, iyi anlamda hüzünlü oluyor sanki. Son sahnenin bir lunaparkta geçmesi bu iyi huylu hüzün yüzünden midir bilinmez. Onları, gündelik hayatlarının olağan akışını yaşıyorken izlemeye başlıyoruz. Sanki böyle olunca kişiler sıradanlaşıyor ve başlarına gelenler ulaşılabilir oluyor, izleyici kendini onlara yaklaştırabiliyor. Yine de mesafenin ortadan kalkmadığını söylemek doğru olur, çünkü gündelik bayağılıkların insanları mutlu edebilmesi bir seçkinlik, gürültünün ve kalabalığın içinde sevilecek biriyle karşılaşmak bir mucizedir.

Zamanın, özellikle de güzel geçen zamanın çözülmesi zor bir sorunu vardır. Yavaşlamasını hatta donup kalmasını isteriz ki, tüm bu güzel şeyler sonsuza dek sürüp gitsin. Diğer yandan bu güzel şeylerle aramızdaki mesafe uzadıkça zamanın geçişi de böbürleneceğimiz bir şeye dönüşür. Bunu en çok şunun gibi cümleleri duyduğumuzda fark ederiz: Bizim ‘x’ yıllık bir ilişkimiz var. Biz ‘x’ yıldır buraya geliriz vs. Böylece bir şeyi ya da kişiyi ne kadar sevdiğimizi nicel olarak da kanıtlamış oluruz. Paylaşılan bu zamanlarda bizim unuttuklarımızı hatırlayacak bir başkasının bulunması gerekir, her zaman çoğul bir hafızaya ihtiyacımız olur. Belki de ilişkilerin tümü bu tanıklık sayesinde anlam kazanıyor bile diyebiliriz. Sinan ise, filmin sonunda gördüğümüz kadarıyla hatırlarken yalnız başına olacak.4

Aylık sinema dergisi Altyazı, 150. özel sayısıyla Türkiye Sinema Sözlüğü’nü yayımladı. “Pisi Pisi” maddesinde şöyle yazıyor:5

“[S]evebilmeyi, aşkı ve aşkın içinde zaten mevcut olan hüznü merkeze alan bir film…”

Filmin6 belki de üzerinde düşünülmesi gereken en güzel yanı buydu, sevgiyi değerli kılmasıydı. İzleyicinin Sinan ile Ayşin’in arasındaki ilişkinin ötesinde, filmle kuracağı yakınlığın sebebi de tam olarak bu olmalı, çünkü sadece bu yüzden dünyaya kafa tutulabilir.

1. Yazar bu satırları tamamen kişisel tecrübelerine dayanarak yazmıştır ve tüm kedileri içtenlikle kucaklar.

2. Kırmızı bornozu da çok güzeldir.

3. Yemek konusu da dikkate değer. Bir akşam sahanda yumurta ve zeytin yiyip bira içtiklerini görürüz.

4. Yazar bu yüzden Sinan’ı anlatmak istedi ve bu yüzden onun hatırlayacağı diğer şeylerden söz etmedi.

5. Açık Radyo’da yayımlanan ilgili program: “Pisi Pisi

6. Filmin tamamı Vimeo üzerinden izlenebilir.

Ezgi Alkan, hüzün, kedi, kent, Pisi Pisi, sevmek, şehir