Fionn Whitehead (Tommy),
Dunkirk (2017), Christopher Nolan,
kaynak: IMDb
Peyderpey
Dunkirk

Christopher Nolan’ın yeni filmi Dunkirk beklentinin üzerinde bir performans ile üç haftada tüm dünyada 300 milyon dolar sınırını geçen bir kazanç elde etti. Filmin henüz gösterime girmediği ülkeler olduğunu düşünürsek daha fazla kişiye ulaşacağını tahmin etmek kolay. İlk bakışta alışılageldik bir savaş filmi gibi görünen ama yer yer ana akım sinemanın standartlarını zorlayan, izlemesi zor bir film Dunkirk. Filmin başarısı biraz da bu sebeple şaşırtıcı.

Bağımsız sinemanın ümit veren yönetmenlerinden biriyken Hollywood’un en güçlü isimlerinden biri hâline gelen Nolan, vizyonu ile sektör kuralları arasında sıkışan filmciler için derste anlatılabilecek bir örnek. Hollywood ana akım seyircisinin gönlünü önce Batman serisi sonra Inception (2010) ile alan yönetmen, Interstellar (2014) ile sektördeki yerini iyice sağlamlaştırdı. Dunkirk, işte tam bu noktada Nolan’ın hissettiği kendine güvenin ürünü. Nolan, önem verdiği konuda, sanatsal tercihlerinden taviz vermeden çekmiş filmi. Ekrandaki hiçbir detay tesadüfi değil. Zaman zaman estetiği duygudan öne çıkarmakla eleştirilen yönetmenin anlattığı hikâyeyle özel bir bağı olduğu ilk andan itibaren hissediliyor.

Yönetmenlerin gönül bağı kurdukları projelere yönelmesi Hollywood’da yeni bir şey değil. Stüdyo sisteminde yer bulması zor fikirlere, ilgilenen yönetmenin prestiji bazı kapıları açabiliyor. Özellikle ünlü yönetmenler, finansal destek bulmakta ve ünlü oyuncuları ikna etmekte zorlanmadıkları için Hollywood standartlarını zorlayan Steven Soderberg’in Full Frontal (2002) filmi gibi projeleri gerçekleştirebiliyorlar. Bazen de, “one for me, one for the studio” [bir bana, bir stüdyoya] diye tabir edilen gayriresmî bir tercih durumu söz konusu oluyor. Yönetmen stüdyonun istediği bir filmi çekince, stüdyo yönetmenin çalışmak istediği bir projeye destek sağlıyor. Sonuç çoğu zaman Jon Favreau’nun Chef (2017) filmi gibi, projenin pet project olduğunu hissettiren filmler oluyor. Dunkirk, bu tarz eğlenceli ama geniş kitlelere hitap etmeyen filmlerden çok farklı. Yönetmenin filmle kurduğu kişisel bağ ve kendine özgü sinematik tercihleri, ana akım izleyiciye ulaşmasını engellememiş filmin.

Nolan’ın kendisi de Dunkirk’in en kişisel hikâyesi olduğunu açıklamış. Büyükbabasının İkinci Dünya Savaşı’nda savaşırken öldüğünü okuyunca filmin en baştan beri yarattığı kişisel bağ hissinin sebebi açığa çıkmış oldu benim için. Filmin anlatım hızına yavaş demek mümkün değil ama aksak bir ritimle ilerlediği söylenebilir. Bu ritim, festival müdavimleri dışında kalan izleyicileri zorlayabilen bir özellik. Durum öyküsü tadında anlar ve detaylar var filmde. Fakat anlık çıkışlar dinamizm veriyor anlatıya. Son otuz dakikaya girildiğinde ise baş döndürücü bir hız kazanıyor hikâye.

Adının ilk duyulduğu Memento (2002) ile zaman algısı1 ile oynamayı ne kadar iyi bildiğini göstermişti Nolan. Inception, benzer bir fikir ve stilin, yüksek bütçe ile nasıl çekilebileceğini ve çok büyük kitlelere ulaşabileceğini ortaya koydu. Kendine has kronolojisine rağmen izleyiciyi içine alan Dunkirk bu anlamda tam bir Nolan filmi. Aynı noktaya farklı hızlarla yaklaşan üç hikâye —“Dalgakıran,”2 “Deniz,” ve “Hava”— İkinci Dünya Savaşı’nda Kuzey Fransa sahilinde Almanların İngiliz ve Fransız güçlerini kuşattığı günlerde geçiyor. Sırasıyla sahilde kurtarılmayı bekleyen askerler, rotası dile getirilmeyen bir bottaki siviller ve çarpışmaya hazırlanan iki savaş pilotu ile tanışıyoruz.

Dunkirk (2017), Christopher Nolan, fotoğraflar: Melinda Sue Gordon
© Warner Bros. ve RatPac-Dune,
kaynak: IMDb

Açık havada karşı taraftan görünebilecek kadar İngiltere’ye yakın Kuzey Fransa sahilinde, hem Alman uçaklarının saldırıları hem de denizdeki gelgitler, askerlerin tasfiyesini zorlaştırıyor. İngiliz donanması Winston Churchill’in isteği üzerine belli sayıda askeri bir an evvel İngiltere’ye taşıma derdinde. Kıta Avrupası’ndaki yenilgi, Almanların İngiltere’ye çıkması konusunda korkuya neden olmuş. Bu esnada, Dunkirk’tekilerin canı kadar onları kurtarmaya gelen donanmanın girdiği tehlikeyi düşünmek zorunda kalıyor Kumandan Bolton (Kenneth Branagh). Fransızlar ise, İngilizlerden sonra tasfiye edilmeyi bekliyorlar.

Tüm bunlar olurken çok karakterli bu hikâyede karakterler çok az konuşuyor. Oyunculuk performansları etkileyici. Kadroda özellikle neredeyse hiç konuşmadan Gibson karakterini canlandıran Aneurin Barnard ve deneyimli oyuncu Cillian Murphy dikkati çekiyor. One Direction müzik grubu üyesi Harry Styles’in ilk oyunculuk deneyiminin çok dikkat çeken bir eksiği yok. Genç oyunculardan Fionn Whitehead (Tommy) yalın ve inandırıcı bir oyunculuk sergiliyor. Nolan’ın yönetmenliğinde, ajitasyona müsait çok trajik anlar, gerçekçi ve abartısız bir şekilde canlandırılmış.

Sinematografi oyunculuk performanslarını görsel ve duygusal olarak destekliyor. Kenneth Branagh,3 Nolan’ın renkleri özenle seçtiği karelerle Rönesans resimlerini aratmayan bir uyum içinde. Hızlı ve hareketli sahneler yakın çekimlerde baş döndürse bile, geniş karelerde her detay mükemmel görünüyor. Uçak ve gemi sahnelerinde kullanılan teknik, konunun meraklılarını heyecanlandıran nitelikte. The English Patient (1996) ve Cold Mountain (2003) filmlerinin yönetmeni Anthony Minghella’yı anımsatan biçimde Nolan, birbirinden farklı filmlerinde anlatı ve görsel stilinin ruhunu belirgin biçimde hissettiriyor. Dunkirk bu ruhun estetik kısmının en rafine olduğu film.

Dunkirk’ün büyük bir bölümü IMAX’in yüksek çözünürlüklü 2D kameralarıyla filme alınmış. Kamera arkası filmi,
süre: 04:02

Bazı izleyiciler, çok karakter olunca ana karakter olmamış diye eleştirmiş filmi. Ama karakter çokluğuna rağmen yakınlık kuracak kadar izliyoruz her birini. Benim de katıldığım bir diğer tespit ise ses konusu. Zaman zaman konuşmaları anlaşılmayacak kadar gürültülü bir film Dunkirk. Fakat bir arkadaşım savaş filmleri için bunun haklı bir eleştiri olmayacağını söyledi. Ben de hak verdim. Zira savaş gürültülü bir şey. Çok klostrofobik anlar da var filmde. Ama bir sahilde kuşatılan 300.000–400.000 askerin hissini en çok sıkışmışlık duygusu anlatmaz mı zaten?

İlk bakışta bir kahramanlık öyküsü gibi görünen film, savaşın yarattığı ziyanı ve insanda açtığı yaraları duygu sömürüsü yapmadan anlatan bir savaş eleştirisi aslında. Bireylerin anlık karar ve fedakârlıkları övülüyor ama bir yandan da büyük resmin müsebbipleri ile ilgili sorular sorduruluyor. Donanmanın gerçekleştiremediği kurtarma operasyonunu gerçekleştiren sivillerin yaptığı kahramanlıksa, kendi ordusunu kurtarma sorumluluğunu sivillere bırakan Churchill’e ne denebilir? Nolan, didaktik ve ahlakçı bir tavır takınmadan bunları düşündürtmeyi başarmış. O yüzden de nasıl bir film sorusuna verilecek en güzel yanıt “hümanist bir film” demek olur.

Dunkirk (2017), Christopher Nolan,
kaynak: IMDb

Nolan’ın kendisi, filmin galasında “Keyifli seyirler demeyeceğim. Böyle demek pek doğru olmaz. O yüzden sadece filmi deneyimleyin diyorum ve onda bir şeyler bulmanızı temenni ediyorum.”4 diyerek öyküye yaklaşımını açıkça ortaya koymuş. Ben de çıkışta filmi sevip sevmediğim sorusuna yanıt vermekte zorlandım. Kusursuz bir görsel estetik, zevkime uygun bir anlatım stili ile savaş gibi acımasız bir konu birleşince ne diyebilirim ki? Filmi sevip sevmediğime karar vermek yerine Nolan’ın tavsiyesine uyup bana filmden kalan ne diye düşündüm ben de. Böyle düşününce aklıma denizden kurtarılan askerin (Cillian Murphy) “Çocuk iyi olacak mı?” sorusuna, “İyi olacak” diye yanıt veren Peter (Tom Glynn-Carney) ve gemiye binmeye çalışan Fransız askerini “O da bizim gibi evine gitmek istiyor” diyerek savunan Tommy geldi.

Savaş gerçek bir ölüm kalım savaşı olduğunda bile bazısı merhametini yitirmiyor. Ben de savaşla zalimleşenleri değil, merhametini yitirmeyenleri görmeyi seçtim Dunkirk’te. Yönetmenin, izleyiciyi çıkarmak istediği yolculuğa saygı duyarak filmle ilgili denilebilecek bunlar. Bakalım siz bu deneyimden ne çıkaracaksınız?

Dunkirk, tanıtım afişleri,
kaynak: IMDb

1. Memento, Nolan’ı sevenlerin izlemesini şiddetle tavsiye ettiğim bir film.

2. Filmin “kara/kumsal” hikâyesinin başlığı “The Mole”, İngilizcede köstebek anlamına da geliyor. (editörün notu)

3. Shakespeare eserlerindeki performansı meşhur olan Branagh, 2015’te Disney’in Cinderella’sını yöneterek beni şaşırtmıştı.

4. İngilizce metin: “I won’t say enjoy the film, that doesn’t seem quite right. So I would say, experience the film and hope you get something out of it.” Çev. Ş.B.

Christopher Nolan, Dunkirk, film, Peyderpey, sinema, Şebnem Baran