Sokak Köpekleri
Ayna Testini Geçer mi?

Siyah karton kapağın katlanma şekli, kapağın üzerindeki gümüşi baskıyı saklıyor. İnce uzun bir kitap elimdeki. Sade bir tipografi ve büyük harflerle ezdirilmiş “URBAN ANIMAL – SEVİL ALKAN” yazısı göze çarpıyor. İçerideki fotoğrafları, kapağın sakladığı resme göre daha fazla merak ediyorum. Çarpıcı bir yansıma ve sükûnet anı bir fotoğrafla başlıyor kitap: Bir baloncu sigara içiyor. Sanki Perşembe Pazarı’nda karlı bir sokak izliyor bunu. Islak bir köpeğin Narcissus anını ise, fotoğrafçıyla dalga geçen bir şekilde sigarasının dumanını üfleyen bir çocuk fotoğrafı izliyor. Ortadaki çocuk fotoğrafçıya bakarken yanındakiler meselenin dalgasında, gülüyorlar; arkada fluluğun içinde bir hayvan var sanki. Bu eğlenceli kareyle prolog sona eriyor. “SEVİL ALKAN – URBAN ANIMAL” başlık sayfası bizi karşılıyor.

Urban Animal, Sevil Alkan, 2019,
kendi yayını, 64 sayfa,
12 × 24 cm, yumuşak kapak,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Bir sokak köpeği gibi, Eminönü’nde, Tarlabaşı’nda, Balat’ta geziyoruz. Caddebostan ya da Yeşilköy ya da Kumkapı sahiline yürüyüşlerden anlar görüyorum. İstanbul’un pisliğini ve karmaşasını örten karlı havalarda gezintileri takip ediyorum. Beni sevindiren —nadiren de olsa— metroya kabul edilmesi bu kent hayvanının. Bahsettiğim mekânlar fotoğrafçıların kalabalıklığı, eskiliği, aşınmışlığı, karmaşası ile sevdikleri geçiş yerleri. On sene önce de avlanırdı fotoğrafçılar bu semtlerde, yirmi sene önce de… Otuz ya da kırk yıl önce peki? Fotoğrafçı derneklerinin arşivlerine bakmak lazım. Beni üzen ise, meslektaşlarımın bu eski İstanbul mahallelerinin dışına çıkmamasıdır. Birkaç araba ya da birkaç ayakkabı modeli olmasa, bu fotoğrafların zamanını tayin etmemiz için hiçbir şey yoktur. Kontrast siyah beyaz baskıların daha gerçeküstü bir hava verdiği bu sokak fotoğraflarının doğası da tam budur. Bazen ‘tam fotoğraflık’ an tüm şiirselliği ile ‘yakalanır’, bazen bir yabancı ile şakalaşılır, çoğu zaman da birçok farklı sıradan bakış aynı anda fark edilir. Rock ’n’ Roll hâlâ güzeldir.

Kitabın ismi ise, beni biraz daha derin düşüncelere atıyor. Kent hayvanlarının en meşhuru belki de sokak köpeği; kediler İstanbul’a mahsus. 1971 tarihli Daido Moriyama karesinden günümüze, fotoğrafçıların kendilerini gördüğü bu hayvan Alkan’ın kitabının da önemli bir karakteri. Sözü bırakmış, ifadesini duyguların yönlendirdiği meraklı bir hayvanla kendimizi eşleştirmemiz bir acayip meslek grubu olduğumuzun kanıtı.

Urban Animal’ın, belki de ismiyle ilk hatırlattığı Yusuf Sevinçli’nin Good Dog’u… Sevinçli daha cüretkâr, biraz daha vahşiydi; bence onun kitabını köpek dostu serseri bir kedi olarak tanımlamak daha yerinde olur. Ekin Küçük’ün Au Revoir Istanbul’unu hatırlıyorum bir de benzer bir bakışla. İstanbul’un popüler bir konu olduğu bu türün dünyaca tanınır klasiği (tabii Sevinçli’nin Good Dog’unun yanı sıra) Alex Webb’in A City of a Hundred Names’i. Oryantalizm çukurlarına hafifçe düşmüş, Orhan Pamuk’un İstanbul kitabından “Hüzün” bölümünü aynen devşirmiş olan kitabın Webb’in de en çok sevilen kitaplarından biri olduğunu duymuştum. Renkli fotoğrafın ustası, karın örtüsüne ihtiyaç olmadan karmaşaya bir düzen getirebiliyordu. Kimse bizim İstanbul’umuzu sevmiyor sanki. Herkes dedelerimizin, onların babalarının İstanbul’unun nostaljisinde buluyor kafasındaki şehri. Doğaldır da, bizleri bile İstanbul’da Bayrampaşa’ya götürebilecek bir kütüphane ya da bir park asla yok ne yazık ki.

Urban Animal, Sevil Alkan

Moriyama’nın ismini kendim andım, o yüzden yukarıda bahsettiğim isimlerden farkını da açmam lazım. Moriyama ya da Garry Winogrand gibi ‘sokak’ fotoğrafçılarını başka bir kenara koymak gerekiyor. Nitelik ve niceliği tek bir üslup düzleminde buluşturan onlarca kitap yayımlayacak, ya da ölmeden önce “edit edecek vaktim yok” diye tüm zamanını kaydetmeye vermelerinin arkasındaki düşünceleri çözümlemek, kesinlikle birkaç cümlede mümkün olamaz.

Sabah feed’lerimi gözden geçirirken, İngilizce bir sokak fotoğrafçılığı bloğunda senenin fotoğrafçıları listesinde bir sokak köpeği fotoğrafı dikkatimi çekti. İstanbul’dan olmalıydı. Fotoğrafçının kim olduğunu merak ettim. Bu şekilde Sevil Alkan’la tanıştım ve yeni çıkan kitabı Urban Animal’dan haberim oldu. Koleksiyoncu hırsıyla aldığım bu kitapta beni heyecanlandıransa tasarımı ve şaşırma ihtimaliydi. Tasarıma gelince Ekin Işım’ın harika bir iş çıkardığını düşünüyorum. Alkan’ın fotoğrafları, sıklıkla kareye yakın orana sahipler. İnce uzun, adeta bir şiir kitabını andıran sayfa büyüklüğü ise kitaba heyecan verici bir dinamizm katıyor. Tek sayfadaki küçük kareler, bir sayfa çevirişte suratınıza çarpacak denli büyüyüveriyorlar. Kapağın sakladığı gümüş baskı daha ilk anda bir çekim yaratıyor. Kapakla benzer bir kartona basılmış, Küçük İskender mısralarının kitaba ismini verdiği kesin. Kitaba bakarken içinden düşüşü bende bir tebessüm yarattı. Alkan’ın fark ettiği İstanbul’un gündelik ama bir o kadar ihtişamlı anlarını iyi bir şekilde bir araya getiren tasarım, belki de bu klasik fotoğrafların izinde olduğu için, yer yer sayfa ortasına saplanan karelerin uçuşkanlık olasılığını düşünmeden edemiyorum. Beni şaşırtan mı? Alkan’ın kendi yansımasına bakar gibi duran köpeği beni şaşırtan şey bu kitapta… Özlediğim birini hatırlatıyor bana…

Urban Animal, Sevil Alkan
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, fotoğraf, kitap, Sevil Alkan, Urban Animal