Kapının Önünde Ayakkabılar,
Şemsiyeler ya da Çerçeveli Fotoğraflar
Erdem Varol, Sanayi Mahallesi,
Suimassen Editions, 2018,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Dosya kâğıdının yarısı boyda bir ‘fotozin’ var elimde. Sarı iplik dikiş cildiyle kuşe kâğıda basılmış. Fotoğrafın üzerindeki bir karede —sanki bir çocuğun boyamasıyla— Sanayi Mahallesi yazıyor. Kâğıthane’deki derelere doğru indiği bugün pek de fark edilmeyen o dik yamaçlardan biri olmalı. Yanlış saymadıysam otuz erkek, belki bir brandayı ya da pazar tentesini altlarına almış karla kaplı bir yokuştan kayıyorlar. Flaş bir iki kar tanesini yarı saydam toplara dönüştürmüş. Sağda solda bu hengâmeyi izleyenler var. Eğlenceli bir kapak fotoğrafını karanlık bir İstanbul sahnesi izliyor. Sanayi Mahallesi’nin oradaki üstgeçit ben çocukken bana şehir merkezinin sonu gibi gelirdi. Hemen biraz ilerisinde ikinci çevreyolunu geçtikten sonra bitki örtüsü değişirdi sanki, bu hissim hâlâ sürer. İTÜ kampüsü ve askeri alanlardı belki de bu hissi veren. Şimdi Maslak başka bir hâlde. Sanayi Mahallesi de, isminin hakkını veren konfeksiyon atölyeleri, araba tamircileri, ufak atölyeler, dökümhaneler de orada, ama Kâğıthane’ye inerken sarp yamaçlarda yükselen apartmanların gitgide tahakkümü altına aldığı bir konut mahallesi artık burası. Oraların otuz yıl önceki fotoğraflarını bulmak mümkün olur mu acaba?

Erdem Varol’un Sanayi Mahallesi, Suimassen Editions tarafından yayımlanmış. İbrahim Karakütük ve Erdem’in kendi label’ı olan Suimassen’den geçen Aralık’ta bahsetmiştim. ‘Fotozin’ler yayımlayan bu yayınevinin en merak ettiğim yayınına ulaşmam yaklaşık sekiz ay sürdü, Varol bir metro istasyonu ötede yaşadığı hâlde.

Alışılmış ve bilindik yağmurda rezil olmuş İstanbul manzarasını bir başka şehir fotoğrafı izliyor. Bu daha albenili: PVC doğramalardan yansıyan bir İstanbul manzarasına bakıyorum. Maslak tarafından bir kuleyi seçebiliyorum, onun dışında çatılar arasındayız. Yapı endüstrimizin gururu hızlı montaj yöntemlerinin biricik malzemesi dolgu köpüğü, binadan sızan reçineye benziyor. Bir sonraki sayfada belki de aynı balkondayız hâlâ. Camdan seyredilebilecek yaşayan bir sokak olduğunu tahmin etmek zor değil. Sonra Varol’un flaşından ürkmüş kadınlar, güçlü elleriyle şapşal bebekleri kavrayan adamlar ve betonla ondüle levhanın arasından fırlamış bir incir ağacı izliyor. Bilindik İstanbul sokak karelerine Varol’un muzip flaşı farklı bir his veriyor. Buraya neden gelmiştik? Aile ziyareti olsa gerek. Belki kına geceleri, belki doğum günü kutlamaları, belki de akşam sıkıntıyla kahveye kaçılmış, Erdem de ailesini ziyaret ediyor. Doğup büyüdüğü yer olsa da buradaki aile biraz daha farklı, bu samimi ve content insanlara hemşerisi, komşusu demek istemiyorum. Kentte bir ailemiz var bence. İşyerinin oradaki serseri köpek, eczacının çırağı ve sokakta durmaksızın bağırarak oynayan çocuklar da bu ailenin bir parçası.

Ağzı çember, tabanı kare kalın cam bardaklardan içilen viski olmalı. Buranın bir öğrenci evi olması alışılmış olurdu, ama kaslı parmaklar ve buruşuk el derisi başka bir şey söylüyor. Kapı önünü evi gibi kullananların pek sevilmediği semtlerde büyüdüm. Sonra tek başıma kirada yaşadığım iki dairede, kapı önünü evimin içi gibi kullanmam gerekti. Hâlâ da kafam karışıktır bu sınır konusunda, ofise gelirseniz anlarsınız. Bu şemsiyeler ve ayakkabılar ve diz altında biten elbiseler de bir taraftan içimi sıkıyor, bir taraftan da beni gülümsetiyor.

Erdem Varol, Sanayi Mahallesi,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

GAPO [Geniş Açı Proje Ofisi] sayesinde 2010’dan bugüne İstanbul’un mahalle hayatına yetkin fotoğrafçılar düzenli olarak bakabildi. Belediye fotoğrafçıları ne yapar, ya da arşivlerinde neler vardır sadece merak edebiliriz. Eleştirel bir şekilde yaklaşabilecek bir küratöre ya da editöre (yayıncıya) açılacak kapılar değiller bunlar. Benzer ne işler olabilir diye düşünüyorum. Şimdi size I Love Boras’dan bahsetsem ölçeği şaşırdığımı düşünebilirsiniz. Halbuki Lars Tunbjörk’ün Steidl yayını bu muhteşem kitabı da kendi kasabasına dikkatlice bakan bir fotoğrafçının işi. Mark Steinmetz senelerdir Atlanta ve çevresini benzer bir tavırla fotoğraflıyor, sert kapaklardan uzak duran narin kitapları ise dünyanın her bir yanında satılıyor. Sanayi Mahallesi ise sadece elli kopya. Bu beni üzüyor. Ama demiştik ya, Erdem’in çok vakti var. Ben ise endişeliyim, ama gereksiz sanırım. Zaten buradaki yazılara dair bir kuralımı da çiğnedim. Yüz adetten az basılan kitapları yazmıyordum. Bu ilk oldu.

Kitabı kendime aylar önce ayırttım. Sonra Erdem’le bir türlü buluşamadık. İçindeki fotoğrafları sosyal medyada gördüm. Kitaba merakım azaldı aslında. Halbuki nasıl da korkuyorum, Erdem bana ayırdığı kopyayı satar ya da kaptırırsa diye. Çünkü bu şehirde en azından benim için bitmek bilmeyen bir yetişme hissinde yaşıyorum. Bu arada hızlı üreten ve paylaşan fotoğrafçıları takip edip imrenmek de alışmaya çalıştığım yeni bir ruh hâli oldu. Yayımlanabilecek kitapları, yapılabilecek sergileri, edilebilecek sohbetleri düşünüp üzülmüyorum; nasıl olsa yavaşça yapacağız, ama gidemediğim, yetişemediğim etkinlikler için üzülüyorum yer yer. Sonra da o etkinliklerin olup olmadıklarından emin olamıyorum. Fotoğrafçılar minik klanlar gibi takılıyorlar. Birbirlerinden haberleri var, ama bu tarz bireysel çabalara dikkatle bakacak vakti yok kurumların pek. Sınırlar hayli keskin, ortalıktaki üslup ağır ve sıkıcı, kalifiye kişiler eksik. Kendi kendine yapılan da yeterli değil. Ama yine de ortada işte Erdem Varol’un ikinci kitabı Sanayi Mahallesi var; elli kopya. Elli kopya için bu kadar emeğe değer mi? Hem bitmiş gitmiştir, nasıl olacak da dünyaya İstanbul’un o hüzünlü fotoğraflardan başka hâllerini gösterecek? Varol’un umurunda değil, çünkü yeterli, çünkü Erdem’in daha çok fotoğrafı ve vakti var ve çünkü internet var. Ben ise “böylesi fotoğraf hikâyelerinden ne kadar azı biliniyor, hatırlanıyor İstanbul’da” diye kendi kendime üzülüyorum. Bu arada İstanbul Modern’de bir Ara Güler sergisi daha var. Orada da Ara Bey’in Sanayi Mahallesi’nden, Gülensu’dan, Beylikdüzü’nden fotoğrafları var mı acaba? Olsa da göstermemiştir. Peki fotoğrafçı fotoğrafı sadece çeken mi, yoksa bir de gösteren midir? Nostaljisi içinde paralize yaşadığımız bir 20. yüzyıl ortası İstanbul’unu tekrar tekrar sergilemek ne kadar anlamlı? Sağda solda izini gördüğümüzü düşündüğümüz. Halbuki ‘fotozin’lerle, Instagram hesaplarıyla yayılan, şefkatle paylaşılan başka bir İstanbul var. Önümüzdeki haftalarda herhangi bir yerde görebilecek miyiz? Çok merak ediyorum.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Erdem Varol, fotoğraf, fotozin, kitap, Sanayi Mahallesi