Sokağı Özlerken

Bu ay için hangi kitabı yazmalıyım? Elimde olup üzerine henüz yazılmamış, güncel kitaplar sokağa çıkıp bir yürüyüş yapamazken beni pek çekmiyor. Kitaplardan çok kendimle alakalı bu sorunla böyle bir zamanda uğraşmaya gerek yok. 6 Mayıs benim için önemli bir tarih, Hıdırellez’i kutlamayı seviyorum. Seviyordum? Kumkapı’ya, Samatya’ya en son ne zaman gitmiştim?

En üst rafta olduğunu biliyorum. Beyaz sırtlı ve yatay, sert kapaklı bir kitap olmalı. Sırtında ismi yazıyor. Rafa iki tur baksam da göremiyorum, sabah sersemliği olsa gerek, tüm kitaplığı bir daha taradıktan sonra üçüncü turda, ilk baktığım yerde en üst rafta buluyorum. Yatay değil kare, sert kapaklı değil karton kapaklı olduğunu görüyorum. En son ne zaman baktım acaba bu kitaba… 2003 senesinde benim olduğunu biliyorum.

Kapakta çeşitli süsleme çizgileri ile başlık ve alt başlıkları ve fotoğrafçıların isimlerini görüyoruz. İçkalpakçı Çıkmazı: Bir Sokağın Monografisi | Monograph of a Dead-end Street. Oldukça klasik iç kapak ve künyeyi, iki sayfaya açılmış, üç tekerli bisiklete binerken kafası karışık bakan bir çocuğun fotoğrafı izliyor; sayfayı çevirdiğimizde, bu imgenin kadrajlandığı fotoğrafı bir bütün olarak görüyoruz. Kaldırımsız bir sokak sanki burası. Bu fotoğrafı sağda başlayan, Tükçe ve İngilizcesi paralel akan bir metin izliyor. Bir giriş yazısı gibi. Tabii ki atlıyorum. Metin sokaktan bir pilav arabası ve bir ailenin portresiyle devam ediyor. Öndeki kaz, havalandırılan yorgan yünleri beni Yedikule’den Yenikapı’ya yaptığım yürüyüşlere götürüyor; o fotoğraflara hiç bakmadığımı hatırlıyorum. Yarın için yapacak bir şeyler çıktı.

İçkalpakçı Çıkmazı:
Bir Sokağın Monografisi |
Monograph of a Dead-end Street,
Kemal Cengizkan, Dora Günel;
Fotografik Vizyon yayını, Ekim 2002; fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Tekrar bir metin sayfası açılıyor. Burada sosyologlar tarafından fotoğraflara eşlik etmek üzere yapılmış bir saha araştırmasının sonuçlarının yazılı olduğunu biliyorum. Metin eski bir evin duvarının önünde sert, şüpheli, gururlu bir bakışla bölünüyor. O evde mi doğdu acaba? Yoksa bu eski İstanbul evine yerleşmiş yeni İstanbullu genci bir şekilde evin hayaletleri mi ele geçirmiş? Özensizce sıvanmış iki katlı eski bir binanın girişinde bir kız çocuğu oturuyor araştırma sonuçlarını bölen ikinci fotoğrafta. Kolu kırık. Birisi fotoğrafta olduğu için kimsenin ona kızmayacağını söylese daha iyi hissedecek gibi kendini ama fotoğrafı çekildiği için de mutlu sanki.

Fotografik Vizyon’un yayımladığı bu kitap aslında tam da o senelerde kurulmaya çalışılan Fotoğraf Vakfı’nın ilk yayını olmalı. Editörlüğünü Özcan Yurdalan’ın yaptığı kitabın dönemi için çıta yükseltecek bir standarda sahip olduğunu söylemek lazım. Kitabın tanıtımını hayal meyal hatırlıyor muyum acaba? Samatya’daki sergiyi görmediğimi biliyorum. Dora Günel ve Kemal Cengizkan iki seneden uzun süre üzerine çalıştıkları bu yayın etrafında, sosyolojik bir araştırmayı da yayınlarının parçası hâline getirmişler. Bir şekilde yakın ilişki kurdukları çıkmaz sokağı bir sergi alanı olarak kullanmış, el baskısı fotoğraflarını, ‘sahipleri’ tabir ettikleri kişilere hediye etmişlerdi.

İçkalpakçı Çıkmazı:
Bir Sokağın Monografisi, 
Kemal Cengizkan, Dora Günel

Savaş Çekiç’in tasarımını yaptığı kitap, günümüzde çalışmayan banliyö treninden inen fotoğrafçıların Samatya ziyaretini anlatacak şekilde sıralanmış. Beni etkileyen fotoğraf altı yazılarının sıcak havası; ikinci çoğul şahıs ağzından yazılmış bu alt metinler, bir tur rehberi gibi Samatya’yı, İçkalpakçı Çıkmazı’nı gezdiriyor ve sakinlerini tanıtıyor. Fotoğraflarda asla göremeyeceğimiz, ancak izlerini arayabileceğimiz ipuçlarını veriyorlar bize; baktığımız insanları tanıtıyorlar biraz da ağdalı bir dille… Yaklaşık yirmi sene sonra yeniden bakarken, kitabın eskimediğini hissediyorum. Olması gerektiği gibi, açık seçik, belki de fazlaca anlatan, aktaran, kendinde bu hakkı gören, çünkü tüm incelikleriyle buna vakit harcayan bir kitaba bakıyorum. Fotoğraflar üzerinden, aslında İstanbul’un merkezinde sokak ile ev arasındaki sınırın daha bulanık olduğu seneleri hatırlamaya çalışıyorum. Acaba yaşadığımız bu salgın bu çizginin daha keskin çizilmesine mi neden olacak?

Ne kadar acayip, tam bir sene önce bu yazının yayımlandığı gün, mahalle ve komşuluk ilişkileri üzerine bir proje için Salford–Manchester sınırına gittiğimde, aynı projede kaldığım bloktaki insanları fotoğraflayan Gavin ile Manchester Art Gallery’de bir konuşma yapmıştık. Konuşmanın önemli bir bölümü Martin Parr’ın artık pek de bilinmeyen June Street portrelerine ilişkindi. Ondan hiç aşağı kalmayan diğer çalışma da Bülent Erkmen’in tasarımı ve Uğur Tanyeli’nin metniyle yayımlanan Engin Gerçek fotoğraflarıydı. Belki de sosyolojik çalışmayı başa koyduklarından ve birlikte kitap yapmaya cesaret eden iki kişi tarafından yayımlandıklarından, İçkalpakçı Çıkmazı’ndaki portreler daha casual bir biçim tercih ediyor.

İçkalpakçı Çıkmazı:
Bir Sokağın Monografisi

Fotoğrafın kendisi ile kavgasının farklı olduğu bir zamanlardan bu kitap, tüm inceliklerinde dönemin tartışmalarına cevap veriyor lakin bu tartışmaları yeni kuşaklar hissedebilir mi emin değilim. Cengizkan ve Günel’in ortak çalışması belli mesleki prensipleri önemseyen bir kent portresi. Öyle ki fotoğraf altı yazıları ve fotoğrafların sayfa içerisinde görece ufak kullanıldığı tasarım, kitaba bir aile albümü hissini veriyor. Bu tür çalışmalar aslında dergilerin, gazetelerin, üniversitelerin işiyken, işlerini genelde pek iyi yapmayan bu kurumların yapmadıklarını yapmak, kültür-sanat alanından bir grup girişimciye düşmüş. İçkalpakçı Çıkmazı’na yeniden bakarken beni özellikle etkileyenin, keskin (daha öz, daha çarpıcı) bir seçki yerine aile albümünü andıran bir seçkinin tercih edilmiş olması olduğunu ve bu durumun kitabın daha iyi yıllanmasını sağladığını fark ettim.

Türkiye’de böylesi çalışmaları daha çok online fotoğraf serileri halinde Nar Photos ve 140journos’un SO ekibinden görebildik; bunların kitaplaştığı örneklerde metin, araştırma ve görsellik ilişkisi henüz bu kitaptaki kadar iyi olamadı. Belki de kitabın böylesi bir içerik için ideal ve biricik mecra olmasının da bunda etkisi vardır. Kitabın kinik/kinayeli ya da çözüm üretmekten öte teorik bir mızmızlanmaya dönüşen yanlış anlaşılmış bir eleştirellik içermek yerine, o dönem bizi televizyonlara kilitleyen İkinci Bahar dizisinin seti olan bu alanı şefkatli, belki de yer yer temkinli bir üslupla anlatması 37 yaşımda beni etkiliyor. Kitap yayımlandığında, 19 yaşımdayken ne mi düşünmüştüm? Tekrarlara takılmışımdır herhalde diye düşünüyorum. Şimdi beğendiğim metinler o zaman bana sınırlayıcı gelmiştir belki de… Ne olursa olsun, bu kitabın gerçekten de o dönemde İstanbul’da gerçekleştirilmiş en iyi yayınlardan biri olduğunu biliyorum. Acaba böyle bir arşiv sayısallaştırılmış mıdır? Ya da bu baskılar bir koleksiyonda korunuyor mudur?

İçkalpakçı Çıkmazı:
Bir Sokağın Monografisi,
Kemal Cengizkan, Dora Günel
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Dora Günel, fotoğraf, İçkalpakçı Çıkmazı, Kemal Cengizkan, kitap