Akdeniz’in Kıyısı, Karanlık Bir Bahçenin Sınırları

Gri mukavvanın ön yüzünde mürekkep kiri gibi bir baskı üzerine serif’li bir yazı tipiyle dizilmiş “BLACK GARDEN” ibaresi CNC ile kazınmış olmalı; tüm bunu çevreleyen çerçeve ise ezdirilmiş. Açık sırtı ince, asillere özgü bir mor kumaş tutuyor. İlk sayfalarda büyük ebeveynine ithafını, Herodot’tan bir alıntı izliyor, iki sayfaya yayılmış. Metal podyumda alımlı kadınlar beyaz ince kıyafetlerle sıralanmış; Amerika’dan bir gösteri sanki. Sonraki açmada Romen rakamlarıyla dört. Sanki bir bölüm başlığı… Sayfa numaralarını fark ediyorum, 79 ile başlıyor. Eskenazi’nin meşhur kitabı Wonderland’in devamı olarak mı kurgulanmış acaba?

Jason Eskenazi, Black Garden,
fotoğraf: Ali Taptık / Onagöre

Konsantre olmaya çalışıyorum, bugünlerde zor. New York’ta bir sokak gösterisindeyim. Ardından da Ortadoğu’da bir yerlerde, hangi ülke olduğunu anlamam mümkün değil; Türkiye daha tanıdık geliyor, malum. Piramitleri görüyorum bir fotoğrafta, binalara süsleme olarak işlenmiş Dor sütunlar dikkatimi çekiyor. Bir parade’i bir gösteri izliyor. Sonra yıkıntıların arasından İkiz Kuleler’in enkazına bakıyorum. Kitabı kenara koyuyorum, bu yazıyı yazmak için rahat bir vakit arayacağım.

Jason Eskenazi, New Yorklu bir fotoğrafçı; soyadı etnik kökenleri hakkında yeterince referans veriyor olmalı. Black Garden’ını benim katılamadığım mini lansman çayından Okay Karadayılar getirmişti ofise. Senelerdir İstanbul’da yaşayan Eskenazi ile 2011’de çıkan bir kitabım vesilesiyle tanışmıştık. Wonderland isimli, koleksiyoncuların peşine düştüğü kitabını ve pürist üslubunu biliyor, uzun zamandır çalıştığı bu kitabı hem kendi sosyal medya paylaşımlarından hem de meslektaşlarınınkinden görüyor, merakla bekliyordum; itiraf etmeliyim, önyargılarımdan korkarak. Acaba bu New Yorklu bir kitapta buluşturduğu coğrafyayı geçkin bir oryantalistten farklı gösterebilecek miydi? 2008 yayını Wonderland ve Black Garden ile aynı anda yayımlanmış olan Departure Lounge ile bir üçlemenin parçası olan bu kitaba tek başına bakarak bir haksızlık mı yapıyorum acaba?

Jason Eskenazi, Black Garden,
Red Hook Editions, 2019,
184 sayfa, 29 × 21 cm,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Beşinci bölüme başlarken, bir önceki bölümü bitiren fotoğrafı zihnimde tutmaya çalışıyorum. Biçimsel geometrik benzerlikler, uzak coğrafyaları ve olayları bir araya getiriyor. Tüm bu eşzamanlılığa anlam vermeye mi çalışacağım, yoksa “Her şey olur”dan bir söylem yok mu burada? Kitabın gatefold sayfalarında1 sayfaların değil, fotoğrafların numaralandırıldığını görüyorum. Tij izinin2 kenarında sakil duruyor kanımca; kitabı bitirdiğimde fotoğrafların ve çekildiği tarihlerin ve yerlerin detaylı bir listesinin var olduğunu öğreneceğim. Şimdi ise bu numaralara takılmayıp ilerlemem lazım. Gatefold’a bakarken canım acıyor; birçok zaman ve andan devşirilmiş bu panorama aslında Eskenazi’nin yöntemi ve üslubu için keskin bir özet gibi. Bir araya getirdiği olaylar, deniz kıyısındaki yıkıntılar, metalik acil durum battaniyeleri denizi bir mezarlığa dönüştürüyor. Yüzlerce mültecinin öldüğü bu deniz, Eskenazi’nin büyük ailesinin Amerika’ya göç ederken aştığı Atlantik’ten farklı mı?

Son bölüm de benzer bir yapıyla ilerliyor. Sol ve sağ sayfalarda çarpıştırılan anlar, duygular, manzara ve bedenleri panoramik fotoğraflar bölüyor. Yatay iki sayfanın ortasına açılmış bu panoramik fotoğraflar diğerlerinden çok da farklı değil, sadece biraz durgun ve biraz daha sessiz; sahneyi kuruyorlar. Aşure gününden bir fotoğrafla Amerika’dan gaziler gününü bir araya getiren ikilide duruyorum. Bu ikili bilinenden, beklenenden, varsayılandan farklı bir önerme sunuyor mu? Eskenazi’nin iki anma gününü bir arada gördüğüne eminim, peki ancak sondaki bir liste ve güçlü bir Ortadoğu kültürel coğrafya bilgisiyle yorumu katmanlanan bu ikilinin, bu kültürel işaretleri tanımlayabilenler için ifade ettiği ile Trump’a oy vermiş bir Amerikan seçmeni için ifade ettiği arasındaki fark ne olabilir? Aynı doğrultuda katmanlaşacak bir ifade yerine, görgü ve bilgiyle dönüşen bir ifadeyi tercih eden bu oryantalistin kendini cezalandırması gibi görebilir miyim? Oryantalist bir bakış için her zaman oryantalist kalacak Eskenazi, ikiliklerin şekillendirdiği bir sosyal, kültürel düzeni artık affetmiş olanlar için ise New Yorklu bir Amerikan perspektifi görmek için büyük bir şans sunuyor.

Pürist tavrı ve oyunlu üslubuyla Eskenazi geniş bir fotografik ailenin üyesi olarak görülmeli. Uzak bir kuzeni, Klavdij Sluban, Transverses (Crossings) ile Karadeniz’in etrafını turlamıştı. Karanlık, sisli bakışı ve fotoğraflarında sıklıkla tek bir olaya odaklanması, Sluban’ın Eskenazi’den en büyük farkı. Buralarda oldukça iyi tanınan (Nikos) Economopoulos’un şakacı fotoğrafları daha çok andırıyor Eskenazi’nin bakışını ama kitaplarında Eskenazi’nin aldığı risklerden uzak duran daha temkinli bir tutumu var onun. Balkanlar’dan isimlerin Balkanlar’a bakışlarını sıralamış olmam tesadüf olmamalı. Balkanlar da Ortadoğu gibi sınırların kum üzerindeki çizgiler benzeri yapay ve manasız olduğu bir coğrafya. Peki, (Alex) Webb ya da (Gueorgui) Pinkhassov gibi fotoğrafçıların renkleriyle canlandırdığı genre’da, gündelik hayatın karmaşasını tekrar üreten, belki de anlamlandırma arzusuyla fotoğraflayan bu isimlerin ortak yönü ne acaba? Birçok farklı olayı ve böylelikle de pek çok farklı katmanı bir fotoğrafta buluşturan bu adamlar için coğrafi mekân neden bu kadar önemli? Sınırlardan sürekli bahsederek, onları tekrar mı üretiriz yoksa yıpratır mıyız?

Eskenazi’nin fotoğrafları bir geleneği temsil ediyor. Kapaktaki tij izinin anlamını bilecek Y nesli fotoğrafçılar var mı acaba? Kadrajlanmamış bir fotoğrafın kutsallığını simgeleyen bu izleri basabilmek için agrandizördeki negatif tutucuları eğeyle genişletir, kenarda çıkan siyahlarda fotoğrafı kesmediğimizi kanıtlardık. Şimdi tarayıcılarımızın film tutucularına aynı işlemi yapabiliyoruz. Fotoğrafları çevreleyen bu siyah yırtıcı sınır bir söz, bir vaat: Bu fotoğrafları kesmedim. Her ne kadar üretildikleri teknolojilerle çelişse de fotoğrafların ruhuna kolay tanımlanamayacak bir unsur kattığı da kesin. Benzer şekilde Eskenazi’nin seçtiği kontrastsız, zengin ton aralığı da benzer bir vaatle geliyor. “Olduğundan güzel, ihtişamlı, etkileyici göstermek için dokunmadım fotoğraflarıma” diyor. Köktenci eğilimlerle aram çok iyi olmasa da Eskenazi’nin tavrını anlayabiliyorum. Halil Koyutürk, T.S’te benzer bir düzeni tercih etmişti. Silme sayfadaki taşma payı kesildiğinde acı hisseden fotoğrafların paspartuyu andıran o beyaz çerçeveyle başa çıkma yollarından biri belki de bu… Kendine sanatçı diyen fotoğrafçılar ile fotoğrafçı diyen fotoğrafçılar arasındaki müthiş farklardan biridir ya bu; tüm sinik sosyal medya varlığıyla gösterdiği bu tavrı kitapta da takip edebiliyoruz.

Black Garden’ın etkileyici kurgusu yabancı, oryantalist bakışını benimsemiş olmasında diyebilir miyim? Eskenazi bir taraftan Akdeniz coğrafyasından sokakları, insanları, kalabalıkları, çoğu yeterince meraklıysa ancak milli coğrafya dergisinden tanıyabilecek insanların çalışıp didindiği bir ülkeden görüntülerle çarpıştırıyor. Sağ ve sol sayfa arasında kurulan görsel çarpıştırmayla bir kıyastan çok, bir tanıştırma veya bir buluşturmaya niyet edilmiş olabilir mi? Antik çağların izdüşümlerini bir araya getirici bir unsur olarak kullanması ise Black Garden’ın en güçlü özelliği. Web sitesindeki kısa açıklamada kadınlara bakış, savaşın ürettiği etkileyici ve anıtsal manzaralar ve hayvanlar üzerindeki tahakkümün ana temalardan olduğu bu kitap bence kendi yabancılığıyla da başa çıkmaya çalışıyor. Üçlemenin bu ortadaki parçasını belki de yakında MAS matbaanın titiz üretimiyle yeniden basılacak Wonderland ve aynı zamanda yayımladığı Departure Lounge ile birlikte yazmak gerekirdi, eminim bunun için ileride bir fırsat olacak.

Jason Eskenazi, Black Garden
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

1. Gatefold pages: katlamalı sayfalar.

2. Eğelenmiş negatif tutucusunun izi.

Ali Taptık, Black Garden, fotoğraf, Jason Eskenazi, kitap