Güler’in
Arşiv Kutularından
Birini Açarken

İstanbul’un büyük tatil için boşalmaya başladığı bir perşembe, Ara Güler Müzesi’nin açılışına doğru Okay Karadayılar’la birlikte yürüyoruz. Küratörlüğünü Karşılaşmalar’dan Sevim Sancaktar ve Ara Güler Arşivi ve Araştırma Merkezi’nin direktörlüğünü üstlenmiş olan Umut Sülün’ün gerçekleştirdiği Ara Güler Müzesi’nin ilk sergisini merak etmemek elde değil.* İkili olarak bizi belki de müzeden çok heyecanlandıran, Fail Books’dan Atalay Yeni’nin tasarladığı kitabı görecek olmak. Osmanbey’den Bomonti, yürüyerek on beş dakika; yolda sıcak, bayramda çalışacak olmanın keyfi ve üretmekte olduğumuz kitaplar hakkında konuşuyoruz. Girişte kitabın üretimini üstlenmiş Ofset Yapımevi’nden Sermet Tolan’la karşılaşıyoruz. O da kitap konusunda heyecanlı. Bira fabrikasının mahzenleri ağustos sıcağında, ekonomik kriz kendini henüz hissettirmemişken şık kıyafetli insanları kaldırabilecek gibi değildi. İnsanlar sergiyi turlamak için neredeyse kuyruk olurken biz de kitapları karıştırmaya çalışıyorduk. Lakin bu kitabı ‘karıştırmak’ pek mümkün değil. Gri mukavva bir kutuyu andıran kitabın üstünde ince sarı kâğıda basılmış minimal bir başlık ve kenarı dönen mor varaklı “ARA GÜLER” yazısı, birçok farklı katlamalar ve boylarla hızlıca bakmamızı engelledi. Kitapla daha sonra buluşacağımı bilerek kalabalıktan uzaklaşıyorum.

Islık Çalan Adam, 2018,
Yayımlayan:
Ara Güler Doğuş Sanat ve Müzecilik A.Ş.,
editörler: Sevim Sancaktar ve Umut Sülün,
tasarım: Atalay Yeni,
340 sayfa, sert kapak,
28,6 × 21,5 cm, ofset baskı,
fotoğraf: Ali Taptık / Onagöre

Kitapla ofiste baş başa kalmanın ayrı bir keyfi var. Ayakta çalışmak için kurulu yüksek masada dört gündür duran bu kitabı her karıştırdığımda farklı bir jestle karşılaşıyorum. Kapak içindeki kulakta Ara Güler’in bir kısa hikâyesinin yayımlandığı dergideki fotoğrafını keşfederken, arka kapaktaki kırmada bir cümle gözüme çarpıyor. Kapaktaki etiket altındaki adresle bir kartviziti andırıyor ve katlamalar arasına yerleştirilmiş carte de visite boyutundaki karttaki portreyle simetrik duruyor. Daha sonra Ara Güler’in portre ve otoportrelerinden oluşan bir sekansla kitabın içindekiler bölümüne ulaşabiliyorum. Metinlerin kitabın akışından ve sırtından adeta bir origami gibi ince düşünülmüş bir şekilde kopartıldığını fark ediyorum.

Kitabın kurgusunun en önemli yanı, iki sanatçı tarafından yönlendirilen bir ekip tarafından yapılmış olması. Belki de sıkıldığımız ama bir o kadar önemli olan müze katalogları, catalogue raisonné’ler ya da ‘usta’ sanatçılar için hazırlanan monografilerden çok farklı bir kitap bu. Sanatçılardan oluşan ekip Ara Güler’in muzipçe reddettiği sanatçı yönünü ön plana çıkararak bu kitabı bir sanatçı kitabı, bir fotoğraf kitabı olacak şekilde kurgulamış. Tanıtılan kitap ve maketler, arşivi bir film ve fotoğraf arşivinden öte, bir düşünce arşivi olarak konumlandırmaya çalışıyor. Bu noktada tepeden bakışla çekilmiş fotoğraflarda bu nesneleri koruyan kâğıt ve plastiklerin açılışına tanıklık ederken bir yandan bu nesneleri biriktirmiş şahsın yaşam öyküsünü takip ediyoruz. Ara Güler’in göründüğü ya da kendisinin çekmiş olduğu fotoğrafların her zaman bir resimaltı yok, kendimi görüntülerin akışına bırakabiliyorum. Arada beliren fotoğraf altı metinleri de bildiğimiz künye metinleri gibi değil, her görüntüye özel hazırlanmış metinler. Her bakışımda farklı bir incelikle karşılaştıkça Ara Güler’in arşiviyle ilk yüzleşen ekipteymiş gibi heyecanlanıyorum. Tüm inceliklerini tasvir etmeye bu yazıda yer yok.

Kitabın hatırlattıkları mı? Böylesi inceliği iki kitapta hatırlıyorum. Birisi Larry Towell’dan The World From My Front Porch. Yıllanmış fotoğrafçının savaşlarda topladıklarından torunlarına ve şimdi yaşadığı kırsal Amerikan şehrine izini süren kitap, ilk aklıma gelen. Marsilya’da şimdi kapalı olan Atelier de Visu’nun kütüphanesinde en sevdiğim kitaplardandı. İnce varak ve ezdirmeleriyle görkemli yeşil kapağı ve Towell’un incelikli kurgusuyla gerçekten bir fotoğrafçının yanı başında oturmuş akıl almaz bağlantılar içeren hikâyesini dinlediğimi hissederdim. Diğer kitap ise yayımlandığı sene normal fiyatından almadığım için hâlâ üzüldüğüm Black Passport, şimdi spekülatif fiyatlarla ancak ikinci el bulunabiliyor. Bir eleştiri yazısı için gönderildiğini düşündüğüm PDF’ine sık sık baktığım bu kitap bir savaş fotoğrafçısının hayatını, evinde ve geride bıraktığı dostlarıyla ilişkisinde gösteriyordu.

Kitap boyunca bizi sürükleyen unsurlardan birisi tepeden bakan ve Ara Güler’in ellerinin ön planda olduğu fotoğraflar. Ara Güler’le söyleşilerini görüntülemiş olan ekip daha önce görülmemiş birçok kitap maketini kitabın odağına taşımış. Sık sık karşılaştığımız, ikonlaşmış Ara Güler klasiklerinin yanı sıra, ekibin seçtiği yeni fotoğraflar, belki de günümüz zevklerine daha çok hitap eden Ara Güler fotoğraflarıyla birlikte sunuluyor. Yeniden elden geçirilmiş olan negatifler bana hep karmaşık duygular hissettirir. Onlarca yıllık fotoğrafların üzerinden geçmişin etkisi kaldırılırken günümüz görüntü işleme teknolojileriyle aslında zamanında sahip olamadıkları bir keskinlik ve kontrastla sunuluyorlar. Bu tavrın, fotoğrafın bir baskı ile aktüalize olmamış hâlini önemsemesini doğru bulurken, fotoğrafı bir şekilde zamansızlaştırmasını da garipsiyorum. Bu zaten fotoğraf arşivlerinin yeniden elden geçirilmesi konusunda incelikle düşünülmesi gereken önemli tartışmalardan birisidir. Ara Güler’in ağır koyu tonlarının bu kitapta daha derinlikli gözükmesini beklerdim ama meslektaşlarımın son zamanlarda siyahlara fazla gömüldüğünü göz önünde bulundurunca, bu koyu tonların günümüzün bir hissi olarak tercih edildiğini düşündüm. Kitabın sonunda Ara Güler’in bir sandalyede oturmuş yerdeki baskılara baktığı fotoğraf ise bana yapay bir his veriyor. André Malraux’un Musée Imaginaire’i sıralamaya çalışırken çekilmiş ikonik pozunu andıran bu seride eller, bu sefer Michelangelo’nun ünlü freskindeki gibi durmuş, Ara Güler’in evrenini işaret ediyorlar. Bu kadar görsel göndermeye ihtiyaç var mıydı gerçekten, bu kadar yüklü bir kitapta? Akla gelebilecek diğer bir konu ise kitabın metinlerini okumanın zorluğuyla alakalı. Bunun çok bilinçli bir tavır olduğu belli, eminim AGAVAM ve Ara Güler Müzesi, belki fotoğraf üzerine yazılmış metinleri birleştirecek daha okunaklı kitaplar da üretecektir.

Islık Çalan Adam, 2018

Atalay Yeni’nin tasarımını, Sevim Sancaktar ve Umut Sülün’ün editörlüğünü yaptığı bu kitap, Ara Güler Müzesi ve AGAVAM’ın Güler’i bize yeni bir ışıkta göstereceğine işaret ediyor. Özellikle kitaplar ve kitap maketlerine verilen önem fotoğraf kitaplarına olan merakı biraz artırabilir, popülerleştirebilir. Müzenin ilk kitabını, Ara Güler’in biraz da Bresson gibi çağdaşlarıyla birlikte uzak durduğu, belki de küstüğü kavramsal eksenlerin, çağdaşlarıyla içinde bulunduğu ilişki ağlarının, iktidar ve medya odaklarıyla gelgitli ilişkilerinin örtülü olduğu bir arkeolojik alandaki ilk keşif kazısı olarak görüyorum. Kronolojik bir kurguyu, kronolojiyi kıran bir şekilde düzenleyen bu kitap, Sancaktar ve Yeni’nin kurduğu örüntüyü hikâyecilik, şahsiyet ve ikonik fotoğraflar üzerinden veren, Ara Güler’i yeni bir kuşağa tekrar tanıtabilecek bir kitap, ama ancak bir masada rahatça bakılabiliyor. (Olsun arka kapağındaki kırım sayesinde sırtı kırılmadan güzelce bir masada yatabiliyor.) Yeni’nin oyunlu ve birçok jest içeren tasarımı, Ofset Yapımevi’nin kusursuz denebilecek üretimiyle Islık Çalan Adam çevrildiğinde yurtdışında da hakkettiği ilgiyi görecektir.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

* Bu metnin ilk versiyonunda yer alan “Karşılaşmalar’ın sanat direktörlüğünde gerçekleştirilen Ara Güler Müzesi ve AGAVAM’ı merak etmemek elde değil” cümlesi uyarı üzerine düzeltilmiştir. Karşılaşmalar, müzenin mimarlık ekibi ile birlikte sergileme çözümlerine ve ilk serginin içeriğinin oluşturulmasına katkıda bulunmuş. Bu hata için özür dilerim.

Ali Taptık, Ara Güler, fotoğraf, Islık Çalan Adam, kitap