Karanlığa İtilmiş, Aydınlıktan Düşmüş

Beyaz çerçeveli negatif görüntüde sol elindeki tabancıyı kaldırmış adamın tanınmamak için suratına taktığı kumaş, mylar balonlara benziyor. Control ismini görünce kafamda Joy Division çalmaya başlıyor. Siyah bir sayfanın ardından karanlıkların içinde beş yüz görüyorum. Mizaçları ne unutulur ne tanınabilir. Kar taneleri ve asfaltın birkaç metre ötesinde patlayan havai fişeklerin neşesini, seks görüntüleri bölüyor. Bunları köpek dövüşlerinden sert anlar izliyor. Bir Zülfikar dövmesinin bir pit bull terrier’in ağzında olduğu fotoğraf, benim için kahramanlar ve onları anışımız ile ilgili bir dizi soruyu çağırıyor. Hayal ettiğim kahramanları ve ahlakımı gözden geçirmem gerekecek. Uzun zamandır bir fotoğraf kitabı bana bunu yapamamıştı.

Çağdaş Erdoğan, Control,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Control, 2015 sonrasında iki yıl boyunca İstanbul’un çeşitli mahallerinde çekilmiş fotoğrafları ve Çağdaş Erdoğan’ın kaleme aldığı semavi dinlerin mitolojilerinden esinlenmiş bir metni bir araya getiriyor. Hareket netsizliğinde seksin acı ile şevk arasındaki anlarına bakıyoruz. Buradan tekrar sokağa, birbirlerini parçalamaya zorlanan o güzel köpeklere ve ellerinde molotofkokteyli yüzlerini örtmüş gençlere bakıyoruz. Bu güç gösterisi adeta Çayan’ın sözlerinden beslenmiş, devletin/iktidarın yarattığı güç illüzyonundan korkmayan ve onun adaletine güvenmeyen, kendi adaletini öneren bir güç. Cılız ve genç olsalar da kendilerini olduğundan çok daha kuvvetli sanıyor bu gençler. Defalarca katliama kurban edilmiş bir halkın gençlerine bakıyoruz. Belki de çoğu bir mart gecesi, şoförü katledilen bir taksiyle insanların huzur içinde dinlendikleri yerlerin tarandığı yıl doğmuşlardı. Erdoğan bu genç insanların, kendi deyimiyle ‘karanlığa itilmiş’lerin dünyasını resmediyor.

Aylar önce bu yazının Türkiye siyasi tarihinde farklı bir dönemin başladığı gün çıkacağını düşünemezdim. Beni bu kitap yazıları serisine başlamaya iten kitaplardan biriydi Control. Tam onun kitabına sıra gelirken Erdoğan trajikomik nedenlerle gözaltına alındı, ardından da tutuklu yargılanacağı günü neşeli bir şekilde cezaevinde bekledi. Türkiye’nin hapishane sistemine dair birçok şeyi görünür kılan ve benim yukarıda tasvir etmeye çalıştığım kitabı hapishaneye sokma hikâyesini ayrıca tavsiye ediyorum. Ben de yazı için Erdoğan’ın çıkmasını bekledim.

Erdoğan’ın fotoğraflarını en çok 2013’deki olaylardan biliyordum. Barbaros Kayan, Nazım Serhat Fırat ve Çağdaş Erdoğan ben makinemi kenara bırakmış, dizimde bir yara ile sokağa çıkmam yasak, evimde, endişeler içinde ülkenin varoluşsal sorunları üzerine tefekkür ederken bu yetenekli fotoğrafçılar kendilerini de riske atarak ana akım medya outlet’lerinin bize göstermediklerini göstermiş, gözümüz olmuşlardı. Erdoğan’ın farklı fotoğraflarını 140 Journos SO’nun kolektif projesinde takip ederken kitap aniden belirdi. Önemli yayınevlerinden Akina Books’un ortağı Valentina Abenavoli’nin editörlüğünü yaptığı kitap bir FUAM atölyesinde geliştirilmiş.

Erdoğan’ın yakaladığı yakınlık çok fazla fotoğrafçıya nasip olmamıştır. Böyle işleri düşününce Bruce Davidson’un East 100th Street’i veya Brooklyn Gang’i hatırlamamak elde değil. Harvard University Press’in yayınladığı East 100th Street ile Davidson, 1968–1970 arasında çektiği fotoğraflarla New York’un kalbinde beyazların ancak hayal edebileceği bir mahalleyi görünür kılmıştı. Bu işlerde maharet, aslında fotoğrafçının teknik yetkinliğinden öte iletişim yeteneğindedir. Günümüzde böyle çok kitap var, birçok Avrupalı fotoğrafçı dünyanın dört bir yanındaki çeteleri, haksızlıkları yakından görüntülüyor. Erdoğan’ın işini kanımca biricik kılan, hâlâ İstanbul’da yaşıyor olması. Eleştirel bir çatı kurması ya da kendisini güvene alması için İstanbul’dan uzaklaşmasına gerek yok. Defalarca gördüğüm kolonyalist hamlelerden biri değil: Burada ve buradan ve burası üzerine. Ancak Boris Mikhailov’un Case History’si ile karşılaştırabileceğimiz ahlaki bir yüreklilik var burada.

Türkiye’den 2017 yılına ait iki fotoğraf kitabını konuşacaksak, birisi Batur’un kopyalarını bulamadığımız Düğüm’ü diğeri Control’dür. Tüm kusurlarını bir tavır olarak taşıyan bu işler, paylaştığımız gerçeklik, kişisel algı ve onun izdüşümü olan öznel gerçeklik arasında yeni bağları fotoğraf ve kitabın unsurlarını kurarak önerir. Aslında birçok fotoğraf kitabının yapmaya çalıştığı budur. Ama çoğu, az önce bahsettiğim ikisindeki gibi içerdiği fotoğrafların biriciklikleri, nesnenin biçimsel nitelikleri ve baskıların yeni bir önermeye göre ne kadar ikincil olduğun farkında değildir. Teferruatta kaybolan çok kitap ve üretici var. Çağdaş Erdoğan’ın kitabı onlardan değil.

İstanbul’da kitabevlerinde kolayca bulamayacağımız bu kitap hakkında gerçekten kafam çok karışık. Erdoğan’ın “karanlığa itilmiş” gençlerinin tanıştıklarıma benzemedikleri kesin. Fotoğrafta görünenler kendilerine güveniyorlar, fotoğrafçıya da… Kameranın önünde icra edilen güç gösterisini bir oyun olarak mı düşünmek lazım, yoksa bir varoluş çığlığı mı? Gizlenen yüzleri koruyucu bir tavır olarak mı görmek lazım, yoksa bir ölüm kalım meselesinin romantik popülist mısralara dökülmesi olarak mı? Kadınlara ve hayvanlara şiddeti meşrulaştıran bir tavır mı buradaki, yoksa politik doğrucuların suratına İstanbul’da kendini korumayı başarmış mahallelerin gerçekliğini çarpan bir tokat mı? Yoksa o da, hep biraz daha şanslı olmuş Batı’daki ya da günümüz diliyle Kuzey’deki beklenti ve mitlere oynayan bir hikâye mi? Oryantalistin fikirlerinin ‘sağlanması’ için bir kaynak mı? Kitabın ilk çıktığı günden bugüne bu soruların hepsinin cevabını buldum. “Keşke olsaydı” diyeceklerimin, ülke koşullarında kendi gösteremeyeceğim cesareti başkalarından beklemek olacağına ikna oldum. Teferruata* gelince, böylesi bir iş ortadayken onlardan bahsetmek sıkıcı.

Çağdaş Erdoğan,
Control, 2017,
yayımlayan: Akina,
sert kapak, 112 sayfa
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

* Teferruat: Sert kapak, kitabı olduğundan daha klasik gösteriyor. İlk başta bana fazla büyük gelmişti ama baktıkça yüzüme çarpan parlak renkleri sevdim ve alıştım. Malum, bu kadar karanlık içinde parlayan ışıkları bulurken kafamdan renkleri de yerleştiriyorum görüntülere. Karanlığındaki sığlık ve kontrast gece süren çatışmalardaki göz kamaşmalarını andırıyor ama tüm bu sertlikten uzak yabancı lüks bir his var kitapta. Daha sert bir kâğıt, daha yumuşak gri tonlar ve yumuşak kapak: Benim hayal ettiğim Control böyle bir kitaptı.

Ali Taptık, Çağdaş Erdoğan, fotoğraf, kitap