Gölgeler ve Delikler

Siyah incecik bir kitap, sert bir kapağı olmadığı için kolayca bükülüyor. Sonunda gerçekten yumuşak bir kitap. Cildin ağız kısmında yırtılmış kâğıtları görebiliyorum. “Sayfaları kendisi açıyor.” diyor Kerimcan Güleryüz kitabı gösterirken; katılamadığım bir sergi açılışından birkaç gün sonra ortak bir arkadaşımız sayesinde elime geçiyor. Beni en heyecanlandıran fotoğrafçılardan birinin kitabı çıkmış ve haberim yok. Fotoğraf kitaplarına merakın bu kadar yoğun olduğu yerde fotoğraf kitabı yayıncısı olmazsa böyle olur tabii. Üzerinde Mağara Albino yazan ve kumaşı andıran bu siyah kapağın arkasındaki seriyi bildiğimi sanıyordum. Bazı fotoğrafları Batur’un evinde, bazılarını web sitesinde, diğerlerini ise sergilerde görmüştüm sanki. Enso marka kâğıda basılmış, siyah beyaz ve tahrip edilmiş görüntülerdeki figürlerin hareketlerini kavramaya çalışıyorum. Kurşun delikleri gibi gözüken izlerin arkasındakini seçmek için çabalıyorum. Sanki bir adam ve kadın var. Sonra bir fotoğraf görüyorum. Suda bir eğlence anı sanki. Diğer üçü birini kaldırıp tekrar suya atacak. Cup! Tekrar mağaradayım.

Mağara Albino, fotoğraflar,
tasarım ve kurgu: Cemil Batur Gökçeer, grafik: Amir Jamshidi,
kendi yayını, 80 sayfa,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Cemil Batur Gökçeer’in Düğüm isimli kitabı Manifold’daki yazılarıma başladığım ilk senenin en iyi kitabıydı. Batur sadece bir fotoğrafçı değil. Çok uzun zamandır Ankara’nın Torun’unu ayakta tutan bir sanat insanı. Kendi üretimi de —belki başkalarına mekân açmak için uğraştığı için— farklı bir ritimde sanki. Düğüm’de Orta Anadolu’da bir kayıp kadının izini sürmüştü. Ahalinin yer yer doğaüstü güçlerin varlığına işaret ettiği bu hikâyede düğümü çözmeden bırakmış, net olmayan portreler ve aşırı pozlanmış karelerde bu faili meçhul olayın sahnesindeki mekânlar ve aktörlerle karşılaşmıştık. Düğüm’de tasarım Batur’un elinden çıkmıştı, bu kitapta da olduğu gibi.

Mağara Albino’nun çekimleri kitabın üretiminden beş sene önce, 2014’de gerçekleşmiş. Karanlık görüntülerin içinde acı veya kederin ötesinde bir gizem belirgin. Bu insanlar kim? İlk insanları mı oynuyorlar? Batur’un yaratıcı bir şekilde tahrip ettiği negatiflerde görünmeyen bir ritüel mi? Yoksa eğlenceli bir oyun mu? İsimleri kitabın künyesinde geçerken, neden bu kadar gizliyor bizden onları? Mağaranın tavanından akan sülfirik damlalar mı fotoğrafları delmiş parçalamış, neyi gizlemeye çalışıyor bu akıntı? Yoksa gizemli olmak sadece estetik bir araç mı? Yoksa dilinin ucundaki hissiyatını belki de yer yer utangaç kalmış, yetersiz görüntülere işleyen bir müdahale mi? İkinci cevabın doğruluk olasılığı benim için yeterli…

Mağara Albino,
Cemil Batur Gökçeer

Mağara sekansı, deniz eğlencesi ve mavi bir çarşafı andıran fotoğrafla bitiyor. Kibrit kutusu büyüklüğünde, net ve renkli fotoğraflara bakıyorum bu sefer. Sanki kuzey Avrupa’da bir kasabadayız. Ormanda bir barakadayız sanki, ama dışarısı mağaradakiler için ürkütücü olmalı. Bu yüzden herhalde küçücük karelere bakıyoruz sayfanın ortasında. İkna olmadım. Sonra kırmızı bir kaya dokusunu geçip bir grup insana bakıyorum. Yüzlerine belki gözlerini delebilecek güçte lazerler yansıtılıyor. Belki bir kutlama, bir gösteri ya da bir törenden bu fotoğraf; sağı ve solu yer değiştirmiş kare kitabın ortasındaki bir kırılma anı gibi. Bundan sonra tekrar mağaraya döndürüyor bizi. Sanırım orada kalmamızı istiyor.

Mağara Albino bana iki kitabı hatırlattı: İlki Morel’den yayımlanmış Ryan McGinley’nin Moonmilk isimli kitabı. Moonmilk’de McGinley arkadaşlarını bir mağaraya götürmüş, bir renk cümbüşü içinde çekici bedenleri izliyoruz. Yarı mat kâğıda basılmış tam sayfa fotoğraflarda görsel zarafetin dışında bir hikâye yok. Yine de bu seksi bedenlerin mağara içindeki kırılgan hâlleri, Mağara Albino’dakinden çok da uzak olmayan bir hisse yavan ama havalı bir şekilde beni götürüyor. Diğer kitap ise, karakter olarak bundan hayli farklı, çünkü fotoğrafçının müdahalesi duygusal bir ifadeden öte kavramsal bir araç olarak da çalışıyordu. Paul Graham American Night’da aşırı pozlamayla fotoğraflarını zor seçilir görüntülere dönüştürürken, Amerika’nın banliyölerinde gözden uzakta tutulanı, siyahi Amerikalıları, daha da görünmez kılmıştı. Serinin ismi aynı zamanda, gün ışığında gece sahnelerinin çekilmesi için az pozlamayla suni bir karanlık yaratan Hollywood tekniğine referans veriyor.

Mağara Albino,
Cemil Batur Gökçeer

Batur’un fotoğraflarına yaptığı müdahalelerin, sözün dışındakini hissettirmek için bir araç olduğunu biliyorum. Fotoğrafla bir alıp veremediği var gibi. O yüzden yer yer kendi yarattığı imgelerin etkileyiciliğinden utanıyor, onlara zarar veriyor, görselliklerinin bizi alıp götürmelerini istemiyor. Peki neden? Neden bize hiç güvenmiyor? Renkli fotoğrafların arka arkaya geldiği sekanstaki boş sayfalarda gördüğümüz afterimage o kadar küçük ki. Peki tüm bu boş sayfalara, bu duraksamalara gerçekten ihtiyacımız var mı? Olsun, iyi ki bu soruların hiçbirini pseudo-kavramsal bir metinle cevaplamaya çalışmıyor. Batur izleyicisine bu konuda güveniyor; sözle anlatısının uyandırabileceği izlenimleri sınırlamıyor. Mağaranın derinliklerine inen yolu bulabileceğimizi, ya da mağaranın çıkışından ancak seçebildiğimiz o ışık huzmesini görebileceğimizi düşünüyor.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Cemil Batur Gökçeer, fotoğraf, kitap, Mağara Albino