Mesafeli Bakışlar

Fotoğraf kitaplarının kasım ayındaki artışı nedendir acaba? FUAM kendisini sabote etmek adına eylül ayına taşındı; MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi’ne yakınlığına rağmen kalabalık bir kitle göremedim. Belki de bu bir amaç değil. FUAM’dan dört beş kitap edindim. Ay boyunca da yayımlanan üç dört kitaba ulaşma fırsatım oldu. Sanki Paris Photo’ya hazırlanıyoruz. FiLBooks sağolsun, Türkiye’den kitapları Unseen Amsterdam’a taşıdı. Belki de bienal senesinde olmamızdır üretimdeki bu artışın nedeni. Ne güzel. Umarım yeterince dağılır ve yeni üretimlere kaynak oluşturabilirler. Kitapçılara bir sormalı durum nasıl diye?

FUAM’da FiLBooks’dan Sinan Tuncay’ın Utanma Benden’ini alabilmiştim. Bu ay içerisinde yetişemediğim bir sergi ile tanıtılan Worksite’ı ise müellifi Ezgi Çiftçi bana ulaştırdı. Yorucu bir ayda, başka bir yazı için Robert Frank’in kitaplarına bakarken her ikisinin de diğer kitapların üzerinde kaldığını gözlemledim. Malum dağınık ofiste, misafirlerimiz ve birlikte çalıştığımız dostlarımız da oluyor, kitapları bir tek ben karıştırmıyorum.

Utanma Benden, Sinan Tuncay,
2019, 44 sayfa,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Utanma Benden, pembe kâğıt kapağının içinde kâğıttan bebekler ve keserek giydirdiğiniz kıyafetlerden oluşuyor diyebiliriz. Kitap, Tuncay’ın otoportreleriyle başlıyor, kapak içini künye ve özgeçmiş gibi bilgiler için kullanıyor. Renk cümbüşlü sayfaların arkasında kesim izlerine her kıyafete, kostüme, kimliğe yer yer laf atanların, yer yer bürünenlerin dilinden sözler eşlik ediyor. Kalın birinci hamur kâğıt, alışılmış kitap hissini ortadan kaldırıyor. Bunları kesmek bana göre bir eğlence değil, ama kesecek arkadaşlarım var. Acaba iki tane mi almalıydım? Tuncay’ı minyatürlere gönderme yapan kolajlarından, Sezen Aksu albüm kapağından ve cinsel, etnik, toplumsal kimliklere kinaye ile yaklaşan işlerinden tanıyorum.

Çiftçi’nin kitabı ince kapaklı, sedefli denebilecek bir kâğıda basılmış. Girişteki metni geçiyorum; tanıtımından bir şantiye güncesine bakacağımı biliyordum. Stajlarımı ve staj yerlerimizi hatırlıyorum. Çiftçi’nin fotoğrafları, fotografik maharet gösterişi peşinde değil. Kaba inşaatı bitmiş bir yapının detaylarının çalışıldığı bir döneme bakıyoruz. Sedefli kâğıt, toz ve toprağın yıkıntı duygusunu ortadan kaldırmış. Fotoğrafların grafik özelliklerini öne çıkarmış. Sıvalı yüzeylerin fotoğraflarına, dokunuşu bu kadar yumuşak bir kâğıtta bakmanın verdiği yabancı hissi beğeniyorum.

Worksite, Ezgi Çiftçi, 2019,
80 sayfa, Stress Publishing,
tasarım: Elif Aybüke Koçak,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Tuncay’ın kitabı az sayfalı ama çok fotoğraflı; bu kıyafetleri kesip Tuncay’ın otoportrelerine giydirmeseniz de, sayfanın iki yüzünde metin ve görselin ilişkisini anlamlandırmaya çalışmanın oyuncu bir tarafı var. Karikatürize kıyafetler ve arkasındaki yazılar, Tuncay’ın kıyafet ve meslekler üzerindeki cinsiyet normlarına yorumu gibi. Laf atar gibi söylenebilecek, yer yer de aforizmayı andıran bu yazılarla, Amerika’da yaşayan bir sanatçı ülkesinin tartışmasız gerçeküstü olarak tanımlanabilecek kültürel ve siyasi manzarasıyla dalga geçiyor. Dekupe edilmiş bu görüntülerde de duruşlarda da bir parodi hissi hâkim.

Utanma Benden, Sinan Tuncay

Worksite’da fotoğraflar dinamik bir düzende ve çekim tarihleri ile birlikte görülüyorlar. Her zaman kronolojik gitmese de farklı yapı elemanlarına dair süreçleri bazen bir iki sayfa içerisinde mini hikâyelerde takip edebiliyoruz. Yapının eşyasız, yalın hâlinde sunduğu geometrik hizalanmaları kaydederken, bazen de yüzleri görünmeyen çalışanlara bakıyoruz. Mimar şantiyedeki adamlara bakıyor. Bu bakışta arzu, şefkat ya da hayranlık yok. Alay ya da yerme de… Daha çok işe ve eyleme bir bakış var. Güvencesiz çalışma koşullarının farkındalar mı acaba? Belki Çiftçi de çalışanlar da durumu fazlasıyla kanıksamış. Art Deco üslubunda bir yapının restorasyonuna bakıyoruz, hayretle; zarifçe ama mesafeli.

Worksite, Ezgi Çiftçi

Tasarımını Elif Aybüke Koçak’ın üstlendiği Worksite iyi bir ilk kitap. Yıkıntı pornografisi diye kolayca etiketlenebilecek şantiye güncesi gibi bir konuyu kâğıt seçimi, fotoğrafların sayfa yerleştirmesi ve mesafeli duruşuyla ilginç bir hâle getiriyor. Girişteki metne ihtiyaç var mıydı? Görüşler farklı olacaktır, ama benim ihtiyacım yok. Tuncay’ın Utanma Benden’i ise eğlenceli bir nesne; çekici bedenler ve kıyafetlere bakmak keyifli. Bu ‘tiplerle’ ilgili görüşlerini anlamaya çalışıyorum, hayal ediyorum. Sonuçta gördüğüm çok bilindik bir hikâye, yer yer komik ama beni değiştirmiyor. Değiştirmesi de şart değil, ama yine de… Tuncay’ın bir sonraki kitabını beklemem gerekiyor. İki kitabın ortak özelliği mesafeli duruşları sanırım. Biri mesleki hayat, diğeri cinsellik gibi oldukça öznel meseleler.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Ezgi Çiftçi, fotoğraf, kitap, Sinan Tuncay, Utanma Benden, Worksite