Çemberde Güvende

Pembe bir kapak, sanki bir güderi: Inside the Ring - Ceren Saner. Merak ettiğim bir yayın. Lansmanı yoğun günlerin arasında, aslında küçücük İstanbul’da, ulaşılamaz uzaklıkta... Sosyal ortamlardaki sıkışmışlık hissi belki dışarı çıkmamı engelleyen, belki sadece havanın sevimsizliği, belki de dostların arasında kendimi yalnız hissetmek. Saner bir sene önce beni ziyaret ettiğinde Almanya’ya yerleştiğini öğrendim. Onu sıkan şeylerden konuşmamız gerekmemişti. Bir makete bakmıştık, bundan oldukça da farklı, ya da hatırlamıyor olabilir miyim? Bir gördüğüm fotoğrafı unutmadığım, kendime söylediğim bir yalanmış, görmediğim fotoğrafları hatırlamamla anladım bunu. Daha kapağı açmadan bu kadar düşünce. Halkanın içinde ya da çevre yolunda ya da merkezde, o küçük pencereli Kuzey Avrupa blokları Berlin’de. Kuzey ışığıyla ağaçların dallarının gölgesi binaya çarpmış, uyuklayan bir teyze, günlük şefkat ve şehvet anlarından bir sekans. Türkiye’de kalışımı sorguluyorum. Zor bir aydı, zor bir seneydi. Ceren Saner için de öyle olmuş olmalı. Ayrılırken “Bilmiyorum beni görebildin mi?” diye sormuştu. Soru hâlâ aklımda.

Ceren Saner, Inside The Ring,
21 × 14,8 cm, 68 sayfa, İngilizce,
Paper Street Co. işbirliğiyle basılmış, tamamı numaralandırılmış 300 kopya,
Ocak 2020, İstanbul,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Silme yayılan fotoğrafları terzi dikişiyle tutan bir kitap elimdeki. Fotozin mi derlerdi buna? Neden densin? Bir taraftan gündelik, hak edene ya da ihtiyacı olana şefkatli, punk bir tavrı var nesnenin, bir taraftan da ciddi durmaya çalışıyor. Ceketini giymiş ama kasten biraz da sakil duracak bir iğneyi iliştirmekten çekinmemiş. Analog, dijital, belki telefonla çekilmiş fotoğraflar, mahremi paylaşmanın keyfi ile sokakta hissedebilecek bir hafifliği bir araya getiriyor. Geçerken duracağınız bir kare arıyorsanız, bu kitap size göre olmayabilir. Fotografik maharetten çok, paylaşmanın, arzuların ve kırılganların keyfinde bir günceden fotoğraflar. Halka derken, çevre derken, belki de Almanların yüzük veya kemer diye geldiği çevreyollarından uzak şehrin merkezinde hep birlikte yaşayabilmek üzerine bir kitap. Saner’in el yazısıyla işlediği iki metin, kelimelere boğmadan bu fotoğrafları çektiği dönemdeki hislerini ve bu kitabın onun için işlevini bizlere aktarıyor.

Teknik ve biçimsel eklektiklik günümüz günce fotoğrafçılığının ya da daha benimsenmiş tabiriyle kişisel belgesel işlerin 2000’lerden beri sıkça karşılaşılan özelliklerinden biri. Her an fotoğraf çekebilecek olmak, mecranın sınırlarını sürekli yeniden tanımlayabiliyor olmak, belki de birçok deftere, kâğıtlara, peçetelere not almak gibi. Tüm bunlar bir araya geldiğindeki his ise ancak iki ayrı uçta, iç içe geçmiş ve sıkı örülmüş, iyi işlenmiş bir kolaja benzetilebilecek ya da kendi dağınıklığını açık eden bir yapıda iyi duruyor. Bu iki ucun arasındakiler kararsız kalıyor, dağınıklıkları saklamayı beceremiyor. Saner’in tercih ettiği yol ikincisi. Bu yolda tökezlediği tek unsur kanımca kendi metinlerinin yanına bir metin eklemek. Saner hakkında üçüncü tekil şahısta konuşan bu metni ayrı bir kâğıtta görmek isterdim.

Ceren Saner, Inside The Ring

Inside the Ring bana eskilerden kitapları çağrıştırmıyor. Yusuf Sevinçli ya da Morten Andersen’deki gibi huzursuz, genellikle uykusu kaçmış bir arayışta değil Saner. Arkadaşlarıyla, hemşerileriyle, kendisi gibi göçmenlerle. Eklektik tarzı, JH Engström ya da Cemil Batur Gökçeer’deki gibi teorik ya da biçimsel tercihlerden kaynaklanmıyor. Belki de gündelik araçlarla bu kadar kolay fotoğraf çekilebilseydi, Corinne Day’in kitabı da buna benzerdi. Saner ihtişamlı fotoğrafların dünyasında sanki Rodchenko’ya atfedilen meşhur sözlerden ilhamla, üç yüz kopya yayımladığı, her birine kırmızı iplikle üç ayrı baskı diktiği kitabı önce kendine, sonra da bize hediye ediyor. Mesele bu hediyelerle ilişkili. Büyük kurumların, yayıncıların ihtişamlı prodüksiyonların hiçbir zaman tercih etmeyeceği bu şefkatli tutumu sahiplenmek yine kendi dostlarına, arkadaşlarına kalacak belki de. Ama bu paylaşım, yani desteksiz, müelliflerin kaynaklarıyla yayımlanmış ya da küçük yayıncıların teriyle kutsanmış yayınların bu şefkati görebileceklere verdiği tebessüm biçimsel, kavramsal, duygusal yapımlardan çok daha kıymetli geliyor bana. Özellikle bireylerin markaya, kurumlara dönüştüğü bugünlerde.

Ceren Saner, Inside The Ring
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Ceren Saner, fotoğraf, Inside the Ring, kitap