Balat’ta Çay Saati

Charlotte Schmitz’in kitabı, köpük balonları ve bir çocuk eli ile başlıyor. Top oynayan çocuklar, kına geceleri, düğün fotoğrafları, etrafta pastel renklerde kumaşlar, basma fistan desenleri. Ev kadınlarının çocuklarla birlikte toplaştığı bir çay saatindeyim sanki. Erkek çocukların kostümlerinin arkasından seçilen ürkek bakışlarına, bir kız çocuğunun müzik kliplerini andırır hâline takılıyorum.

Charlotte Schmitz,
Çok güzelim, çok güzel,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Charlotte Schmitz’in kitabından ilk olarak Balat’ta, kendi kaldığı ev olduğunu düşündüğüm iki katlı binadaki sergide haberdar olmuştum. İçinde yaşanılıp yaşanmadığını ya da henüz boşaltılmış olup olmadığını anlayamadığım Balat’taki bu evin katlarında Charlotte’nin komşusu olmuş ve herhalde dilleri dönmediği için ona “Şükran” ismini takmış arkadaşlarının farklı büyüklüklerde fotoğrafları olduğunu anlıyorum. Yasemin Elçi’nin Bomontiada Leica Gallery’de bir araya getirdiği Cansu Yıldıran ve Charlotte Schmitz’e kadar, son yirmi senede ev kadınlarının hayatlarını anlatan foto hikâyelerin eksikliğinden nasıl bir çıkarım yapılabilir? Belki de bir dönem kırsal kökenleri yüzünden hakir görülmüş hâllerimizi göstermek istemediğimiz için, şehirde, evlerde çalışan, koskoca aileleri doyuran ev kadınlarının hayatlarına dair fotoğraf olarak pek bir şey hatırlamıyorum. Halbuki, Aydan Mürtezaoğlu bu evlerin içini bize seneler önce göstermişti. Gülsüm Karamustafa, kadınların hem hapishanedeki hâllerinin resimlerini yapmış hem de 1990’lar boyunca kuşanılan tüm kitsch şatafatı işlerinde kullanmıştı. Ama işte ben hatırlayamıyorum son yirmi senede anneannesine, komşusuna, erkeklerin pek alakadar olmadığı çay saatlerine bakan bir fotoğraf serisi.

Schmitz’in çalışması bana önce Sally Mann’in —etrafındaki sansür tartışmalarıyla birlikte bir efsaneye dönüşen— Immediate Family’sini hatırlatıyor. Kitaplığın önünde Schmitz’in fotoğraflarını düşünürken, belki de bu kitaba sahip olmadığımdan, kitaplığımdan iki farklı kitabı indiriyorum. Bunlardan biri Nina Korhonen’in Minne. Muisto. Memory.’si (2001). Korhonen’in üç dilli bu kitabı, iki kız kardeşin oyunları bağlamında ergenlik ve kadınlık ile Finlandiya kırsalında bitkiler ve hayvanlarla ilişkiler üzerine bir novella gibi. Siyah beyaz tüyler ürperten bir dokusu olan bu fotoğraflara Agneta Klingspor’un bir hikâyesi eşlik ediyor. Diğer kitap ise İsveç’ten. Anna Clarén’in Holding’i (2004), yine İskandinavya’dan bir yazlık hikâyesi. Yazlığa ve o kalabalık yaz evlerinin mayolu kumlu hâline, Ekin Özbiçer’in The Blue Flag’i gibi dışarıdan şaşkınlık ve hayranlıkla değil, içeriden bakan bir kitap Holding. Hem depresif hem de erotik fotoğraflarla genç bir kadının ailesi ve yazlık hâlleriyle hesaplaşmasını hatırlatıyor. Her iki kitaptaki ev ve evcillikle hesaplaşmayı Schmitz’in kitabındaki tavırla karşılaştırdığımda, Schmitz’in kendisine Türkçe öğreten Balatlı kadınlarla yer yer utangaç, yer yer de gururlu ama her zaman oyunlu hâli iki kitaptan da geri kalmıyor.

Sırtı düz terzi dikiş cildin kitaba verdiği hafiflik, hem erişilebilirliğini artırıyor hem de kitabı gereksiz bir şekilde ağırlaştırmıyor. Kuşe kâğıt Schmitz’in canlı renklerini ortaya çıkartıyor. Kitabın bana dokunan iki problemi var. İlk ve son sayfalarda tekrar eden fotoğrafın pembelerindeki gürültü, bu kadar kısa bir kitapta dikkatimi dağıtıyor. Kitabın ortasına geldiğimde ise, kendime “Cemre Yeşil’in bu küçük seriyi tüm incelikleriyle katman katman açan metninin orta sayfada yer alması şart mıydı?” diye soruyorum. Bir umut, yazıyı içeriden çekip çıkartabilirim diye koparmaya çalışıyorum ama böyle bir niyetle yola çıkmadıkları kesin, kitaba zarar vermeye gerek yok. Cemre Yeşil Gönenli kitabın yayıncısı ve serginin küratörü, aynı zamanda da tasarımcısı. Microsoft Paint’le çizilmiş gibi görünen harita ise, belki de bu noktada yer almasaydı fazla bir science effect kalabilirdi. İşin kötüsü, kitabın genele yayılmış kaliteli işçiliğinin içinde bu tasarım jesti bana hâlâ yersiz geliyor.

Charlotte Schmitz,
Çok güzelim, çok güzel,
metin: Cemre Yeşil,
tasarım: Cemre Yeşil ve Charlotte Schmitz, FiLBooks, 2016
 

Çok güzelim, çok güzel, belki daha da büyüyecek bir çalışmanın başı, ama bence bu hâliyle bir öğleden sonra çay saatinde, çaya bandırılan bisküvi kırılganlığında, kısalığı hayli yerinde bir çalışma. Balat’ta böyle bir çay saatine beni kimse davet etmeyecekti, dahası belki de benim varlığımla o çay saati çok daha resmileşecekti. Charlotte “Şükran” Schmitz sağ olsun, onun temkinli oryantalist ilgisine misafirperverlik göstermek belki de daha kolay. Sanırım benim de bazı oryantalistlerle barışmam gerekiyor, her ne kadar zor olsa da.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Charlotte Schmitz, fotoğraf, kitap