Sınırdan Tatlı
Hiçbir Şeyler!

Feriköy’deki bitpazarında dolaşıyorum. İlgi çekici bir seçkiyle (belki de senelerdir Remzi, Pandora ve Robinson’da gördüğüm kitaplar bunlar) birçok kültür sanat yayınının arasında Vanessa Winship’in Tatlı Fısıltılar’ının Fotoğrafevi edisyonunu görüyorum. Fotoğrafçı bir arkadaşım aklıma geliyor, fiyatını soruyorum. 20 TL. Pek düşünülecek bir şey yok. Bende bu kitabın Images en Manoeuvres yayınlarından çıkan edisyonu var. Ofise geçtiğimde diğer kitabı çıkartıyorum.

Bu ayın konusuna karar vermek zor olmadı. Her sene bir iki eski kitabı yazmaya önem veriyorum. Vanessa’nın kitabını sanırım ilk kez Fransa’da görebilmiştim. Projeden bir şeyler gördüğümü hatırlıyorum, ama Vanessa’nın fotoğraflarının şiddetli denebilecek yalınlığını bildiğim için, gözümde çoktan canlanmıştı. Winship Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarında gezerken, ilkokul öğrencilerini fotoğraflamış. ‘Sanderesk’ boy portreleri, Abdülhamid albümlerindeki öğrenci portrelerini de andırıyordu. Sanırım tezime yeni başladığım zamandı. Ne kadar etkilendiğimi, biraz da oryantalizme karşı hıncımla, kafamdan türlü türlü eleştiri bulmaya çalıştığımı hatırlıyorum.

Tatlı Fısıltılar, Vanessa Winship, Fotoğrafevi, İstanbul: 2008;
28,5 × 23.5 cm, 112 sayfa,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Şimdi iki kitap masamda yan yana, üst üste: Fotoğrafevi edisyonu A4’den biraz büyük, birçok kitabın olduğu, kâğıdı en iyi kullanan o sınır boyda. Images en Manoeuvres edisyonu ise neredeyse yarısı kadar. Türkiye edisyonu kapağında gülüşünü gizlemeye çalışıyor. Karton kapaklı ve ceketli bu edisyon sarıya çalan bir bejde gösteriyor fotoğrafı, imgenin üzerindeki parlak vernik fotoğrafın önünde bir cam gibi. Fransa edisyonunda sadece kitabın ve müellifinin isimlerinin ezdirildiği bir bez cildi, birinci hamur kâğıttan bir ceket koruyor. Ama bu sefer tek başına güçlü ama bir o kadar da kırılgan duran bir kız çocuğu var.

Sweet Nothings, Vanessa Winship,
Images en Manoeuvres, Marsilya:
2008; 22 × 18 cm, 108 sayfa,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

İki kitaptaki fotoğraf sekansları aynı, böylesi bir portre kitabında, derinlemesine bir değerlendirme yapmak aslında çok zor. Yukarıdaki cümlelerden sonrası benim bu çocuklarla asla kuramayacağım bir ilişkinin mahkûmu, Türkiye’nin doğusuna dair bildiklerim üzerinden yapılacak romantik, eleştirel ifadelerden öteye geçemeyecek. Aslında böyle bir kitabı tek başına olsa yazmayacağımı da ifade etmeliyim. Tipolojik olarak indirgeyebileceğimiz bu bakışı takdir ediyorum ve fakat üzerine yazmayı —en azından kendim için— heyecan verici bulmuyorum.

Ama şimdi karşımda iki kitap var. Aradaki nüanslar bana heyecan veriyor. Fransız edisyonu birinci hamur, hafif dokulu, Türkiye edisyonu ise mat kuşe bir kâğıda basılmış. Sahaflarda bulduğum bu edisyonun sahibi benden çok sigara içiyor olmalı. Kâğıtlar daha da sararmış. İki edisyonun da renk ayrımları farklı yerlerde yapılmış. Fotoğrafların karakterinde bir değişiklik olmasa da Fransız edisyonu özellikle alt çeyrek adı verilen tonlarda daha yüksek kontrasta sahip, orta tonlarda benzer olsa da, açık tonlarda tekrar koyu. Basitçe daha doygun diyebiliriz. Boyut da etkili olmalı, ama baskılar daha sakin duruyor. Winship’in özellikle yüz ifadelerini ortaya çıkartan baskı müdahaleleri Türkiye edisyonunda daha dramatikleşiyor.

İlkokul sınıfları ile koridorları, dağlık alanlar ve belki de köy yollarında fotoğraflanmış çocuklar, hep çocukça ama duruşlarındaki o kendini sunan havayla içinde bulundukları hayatın birçok detayını da bize gösteriyorlar. Sakil duran okul önlükleri, boynumu kesişiyle hatırladığım yakalar, kat kat çoraplarla giyilmiş ince ayakkabılar. Bazen tek başlarına, bazen ikili fotoğraf vermiş çocukların birbirlerine dokunuşları taklit ettikleri ilişki biçimlerini gösteriyor. Masadan bilgisayara dönüyorum. Amerikan kütüphanesinden indirdiğim Hediye Albümleri klasörüne giriyorum. LOT 9521. Abdullah Biraderler yeterince aşağıdan çekememiş.

Tatlı Fısıltılar, Vanessa Winship
Sweet Nothings, Vanessa Winship

Kitaplar arasındaki diğer büyük bir fark metinlerde beliriyor. Fransız edisyonu, daha ince bir kâğıda basılmış Winship’in sanatçı metni ve Max Houghton’un kısa bir metni ile başlıyor. Türkiye edisyonu da aynı metin ile başlayıp, Ahmet Tulgar’ın metni ile devam ediyor. Winship’in metni, bir önceki yazıda da bahsettiğim gibi fazla yönlendirici; anekdot unsurları ve yan bilgiler dışında fotoğrafçının biçimsel seçimlerini de temellendirdiği metinlerle ilgilenmiyorum. Tulgar, şeker un ve gıda üzerinden, Houghton ise yakalar ve çiçekler üzerinden ilişkilenmiş bu çocuklarla.

Metinlerdeki en büyük fark ise her sayfadaki yer isimleri. Türkiye edisyonunda sadece şehir isimleri yazarken, Fransız edisyonunda şehir isimlerine şehirlerin hangi sınırda olduğu eklenmiş. Anlaşılabilir bir detay değil mi? Yine de aynı fotoğrafa baktığınızı düşünün. Birinde “Forst” yazıyor, diğerinde “Forst, Polonya sınırı…” Oryantalizmi derinden hissetmiyorsanız, naifsiniz, ki bu yüzden sizi eleştirdiğimi düşünmeyin, aksine kıskanıyorum. Oryantalistleri affetmeden kendi içimizdeki, oryantalisti, sömürgeciyi, köle tüccarını tanımak çok zor.

Bu karşılaştırma bir yargıyı da şart koşuyor. Ben Fransız edisyonunu daha çok beğendim. Bu çocukların fotoğraflarına yakınlaşabilecek boyutta bir kitap bana daha samimi bir his veriyor. Kâğıdın dokusunu hissetmeyi seviyorum, baskının doygunluğu teknik detaylara takılan bünyemi tatmin ediyor. Metinlere çok takılmamam gerek. 2008 baskısı bu kitap, son on yıldaki patlamanın ve çeşitliliğin tam öncesine denk geliyor. Fotoğrafevi yayınının alışkanlıklar ve koşullardan dolayı bu şekilde olduğuna inanmak istiyorum. Sonuçta o senelerde Türkiye’de çok iyi baskı yapabilen matbaalar vardı. Ancak bu büyüklük tutkusu neden, anlamıyorum.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, fotoğraf, kitap, Tatlı Fısıltılar, Vanessa Winship