Kare Karıncalar
ve Maskeli Çocuklar

Yine iki kitap masanın üstünde. Biri ne kadar soyut, kolayca görülemeyecek tanımlanamayacak görüntülerden oluşuyorsa, bir diğeri de o kadar tanıdık görüntülerden. Tarlabaşı vs Gezi kapağında müellifinin ismini taşıyor: Sıla Yalazan. Parlak kalın karton kapakta, beyaz maskeli üç çocuk Tarlabaşı’nda pazarın kurulduğu sokakları andıran bir yokuşta fotoğraflanmış. Tel dikiş ince kitap hayli sade bir nesne. Diğer kitap ise, kadifemsi dokunuşlu bir kâğıdın yamuk açıyla katlandığı bir kapağa sahip. Plastik bir cep, kapakta hareketli bir görüntü parçasını tutuyor. Ortadan katlanmış, bir lastikle bir arada duran fotoğraflar bunlar. Siyah kumaşımsı bu kâğıt üzerine parlak siyah serigraf baskıyla Ant Sand yazıyor. Kitabın müellifleri Zeynep Beler ve Emin Yu, tasarımını ise Ata Kam üstlenmiş.

Tarlabaşı vs Gezi, Sıla Yalazan ve Avustralya’dan Knowledge Editions işbirliğiyle Melbourne Sanat Kitapları Fuarı vesilesiyle yayımlanmış. Benzer bir şekilde Beler ve Yu’nun Ant Sand projesi de üçüncü FUAM’a denk gelmişti. Tarlabaşı vs Gezi’nin keskinliği ve açıklığına karşın, Ant Sand flu, renkli, neredeyse gerçek dünyada bir şeylerin görüntüleri olmaktan çok uzak görüntüleri bir lastikle bir arada tutuyor. Yalazan’ın fotoğrafları İstanbul sokaklarından, Beler ve Yu’nun görüntüleri ise adeta fotoğraf yüzeylerinden çekilmiş fotoğraflar gibiler. Aktüalite ve sanallık arasında bir salınıma kendimi bırakmaya çalışıyorum.

Tarlabaşı vs Gezi’yi sosyal medyada karşılaştığımdan beri merak ediyordum. Kitabın ismi sert ve zor konuları bir karşıtlık içinde öneriyor. Ürkütücü bu isim, aslında Yalazan’ın Tarlabaşı’nda bir grup çocukla oynadığı oyunları bir araya getirirken biraz fazla bir vaatte mi bulunuyor acaba? Gezi Parkı komünü zamanında çatışmaların ortasında kalan çocuklar için ne kadar endişelendiğimizi hatırlıyorum. Çocukların protestoları bilinçli ya da bilinçsizce sahiplenişi ve kendilerini tehlikeye atışında saldıran taraf kadar protestocuların da sorumluluklarından bahsedilebilir miydi acaba? Artık zaman tünelinde gitgide flulaşan o günleri hatırlamak için değişik bir fırsat sunuyor bana bu kitap.

Ant Sand sıkıştırma izleri [compression artefact] ve fazlasıyla büyütülmüş görüntülerden alınmış kadrajlarla ardıl görüntüleri [afterimage] çağrıştırıyor. Pikselleşmiş görüntüler, sürekli gözetim çağında bazen sosyal medya, bazen de haber sitelerinde karşıma çıkan CCTV görüntülerini, soluk kırmızı, mavi ve sarı renkleri ise gece kulüplerini hatırlatıyor. Gözler, eller, hayvan dişleri ve insan teni detayları gördüğümü düşünüyorum. Tüm bu görseller bana heyecanlı, ama biraz da ürkütücü geceleri hatırlatıyor. Tanımadığın ev partileri, daha önce gitmediğin kulüplerde her şeyin flulaştığı anları hatırlıyorum. Tesadüf ki bu kulüplerin de bir kısmı Tarlabaşı’ndaydı.

Sıla Yalazan, Tarlabaşı vs Gezi,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre
Emin Yu ve Zeynep Beler, Ant Sand, fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Tarlabaşı, ben kendimi bildim bileli fotoğrafçılar için özel çekiciliği olan bir mahalle. Ev sahiplerinin büyük bir bölümünün seneler önce göçmek zorunda kaldığı bu mahalle günümüzde İstanbul’a yeni gelen mültecilerin, savaştan kaçan ailelerin ve de hayatın inişlerinden çıkışlarından korkmayan genç kitlelerin yaşamayı tercih ettiği bir bölge. Özellikle kentsel dönüşüm alanı ilan edildikten sonra birçok fotoğrafçının ilgisini çekmişti. Anlık bir saklama/belgeleme refleksiyle Tarlabaşı’nın hayatları sığ medya outlet’lerinin tıklama yemlerine dönüşmüştü. Burada görüntülediği hayat ve insanların geleceğini geçmişini umursamadan, toplumun normlarına uymadıkları için itildikleri marjdaki yeri mühürleyen işler birçok kesimden tepki de topladı. Aynı mahalle üzerine daha derinlemesine çalışmış birçok fotoğrafçı ise —belki de ahlaki seçimlerinden— fotoğraf serilerinin yayılmasını ve sunumunu kontrol etmeye çok gayret gösterdi. Yakın zamanda tanıtmaya çalıştığım Aşar’ın Blackout isimli kitabı bunlardan biri olarak düşünülebilir. Belki de İstanbullu fotoğrafçıların bir kısmının gözünde canlanacak olan diğer bir isim ise Kayıp Cennet serisiyle Gökşin Varan.* Yalazan’ın fotoğraflarında aslında Tarlabaşı’ndan çok mahallenin çocuklarını 2013’te protestolar esnasında moda olan aksesuarlarla görüyoruz.

Ant Sand benim için pek de doğal olmayan zihinsel anları çağırırken, bu belirsizliğe fazla anlam yüklediğimin farkına varıyorum. Kitapla birlikte gelen ince kartta bir YouTube videosu tarif ediliyor. Fazlasıyla büyütülmüş bu görüntüler ortadan bölünmüş hâlleriyle soyutlaşıyor. Dijital görüntülerin yapıtaşlarında oluşan yeni görsellik üzerine düşünürken, Michelangelo Antonioni’nin Blow-Up’ı ve Joan Fontcuberta’nın bunun üzerinden ürettiği enstalasyon aklıma geliyor. Benzer bir şekilde, Daisuke Yokota’nın tekrar tekrar fotoğraflanmış görüntüleri, kimyasal proses izleri, gren yapıları yerine burada dijital karıncalara yoğunlaşıyoruz. Bu noktada Paul Graham’ın Films isimli kitabını da unutmamak gerek. Yüz kat büyütülmüş gren yapılarının organik dağılımını görmek ve göstermek için ihtişamlı bir kitap olsa da, analog fotoğraf tutkunu genç fotoğrafçılar “Neden kimyasal?” sorusuna elle tutulabilir rasyonel cevapları belki de bu kitaptaki görsellerden çıkarabilir.

Tarlabaşı vs Gezi’de fotoğrafların keskinliğine, keskin bir metin eşlik ediyor. Kitabın ilk fotoğrafında arkada gözüken bir Renault Toros’dan ilham alan S.T. Lore’un, mülteciler, Türkiye’nin güneydoğusunda bitmeyen savaşlar, Skyfall gibi popüler filmler ve mitolojiyle harmanladığı metni tek bir fotoğraftan yola çıkarak yazılmış, yoğun ve etkileyici bir metin olsa da, kitaba bu kadar yüklü bir girişe gerek var mıydı? Böyle metinleri görsellerin akışından ayrı düşünmeyi seviyorum. Sıla Yalazan’ın fotoğraflarından sadece biri Taksim Meydanı’ndaki çatışmaları gösteriyor. Metin ise bu birlikteliğe dayanıyor. Oyunlardan parçaları farklı sekanslar hâlinde gösteren kitabın sonunda bir indekste fotoğrafların başlıkları, tarihleri ve çekildiği bölge gibi bilgiler de yer alıyor.

Ant Sand ve Tarlabaşı vs Gezi hem kavramsal açıdan hem de tasarım tavrı olarak karşıt gruplarda. Fizikselliklerindeki hafiflik ise onları birbirine yakınlaştırıyor. Her ikisi de küçük yayınevleri tarafından hızlı üretilmiş kitaplar. Birinci hamur kâğıtlarda dokunsal bir keyif de veren iki kitap şatafattan kaçışta buluşuyor. Tarlabaşı vs Gezi’ye başka bir isimle bakmayı çok isterdim. Yine bu ismin arkasından gelen oyunlu ve neşeli, ama bir o kadar da hüzünlü kitap İstanbul’un en zorlu bölgelerinden birini tasvir etmeye çalışmadığı için de bana iyi geldi. Sekansları yan yana, sırt sırta sayfalarda gördüğümü hayal ettim. Ant Sand’deki pikselli, flu, muğlak görüntülerin neden bir arada durdukları üzerine düşünmek iyi bir zihin jimnastiği olsa da, belki de Emin Yu’nun bir önceki kitabındaki gibi daha ‘elle tutulur’ bir bütünlük aramaktan kendimi alamadım. Hafif sayfaları, sert kapağa gerek duymayan az edisyonlu bu iki kitap da fotoğraf kitaplarının ‘kalınlaştıkları’ bir dönemde hafif nesnelerle ağır meseleleri açmaya çalışıyorlar.

Sıla Yalazan, Tarlabaşı vs Gezi,
Knowledge Editions, 2018,
tasarım: Tim Coghlan, 23 × 32 cm, 54 sayfa
Emin Yu ve Zeynep Beler, Ant Sand
Fail Books, 2018, İstanbul,
tasarım: Ata Kam, 18 × 21,5 cm, 100 sayfa
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

* Varan’ın Kayıp Cennet serisi kitaplaşmasını umutla beklediğim işlerden biri.

Ali Taptık, Emin Yu, fotoğraf, kitap, Sıla Yalazan, Zeynep Beler