Yeniden Bir Düşüş

Kapakta dumandan bir avize ile karşı karşıyayım. Kendiliğinden merak uyandırıyor. Dahası kitabın oluşma sürecine dair bir takım fikirlerim de var. Fotoğrafçının ilk kitabını elinden geldiğince kendi ‘yapmak’ istediğini duydum. Daha niceleri gelecek kitaplarının ilkinin fotoğraf seçkisi, kitap tasarımı ve kâğıt seçimini, herhangi bir ustanın, yayıncının ya da simsarın fikrine danışmadan kendisi gerçekleştirmiş Varol. Kitabın sırtından ayrılarak açılan bir kapaktan sonra kitabın ismiyle karşılaşıyorum. Dikey bir dizilimde eş genişlikteki harfler, sözcükleri ayıracak gri tonlarda “free fall erdem varol” diyor bana. Işıksız mekânlarda hızlıca çekilmiş ilk üç fotoğrafta, Varol’un temel kararları ile karşılaşıyorum: Hareketleri dondurmak onun için bir öncelik değil. İstediği zaman ortama yırtıcı bir şekilde kendi ışığını vermekten çekinmiyor. Fotoğrafların yüzeylerindeki dokuda sürekliliği pek umursadığı söylenemez. Peki acaba neyi umursuyor?

Free Fall, Erdem Varol,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Kitapta ilerledikçe karşılaştığım siyah beyaz fotoğrafların kentin merkezinden derlenmiş görüntüler olduğunu düşünüyorum. Fotografik olarak çok da aşina olduğum bir görsel lisanla karşı kaşıyayım. 1970’lerde ancak beyazlatıcı kimyasallar ile karanlık odada üretilebilen, Anders Petersen’in ustası olduğu bu kontrast siyah beyaz üslup 1970’lerde alışagelmiş geniş gri tonaliteye bir başkaldırı ile ortaya çıkmıştı. Daidō Moriyama’nın kışkırtma anlamına gelen Provoke dergisini ya da aynı senelerde yayımladığı Farewell to Photography kitabını hatırlayalım. Günümüzde ise bu üslubun —fotoğrafçıların buluştuğu noktalara baktığımızda— sevenleri ya da nefret edenleri ile hayli baskın, sesi yüksek, ana akım bir dile dönüşmüş olduğunu görebiliyoruz.

Varol benim için önemli bir isim. Türkiye’de en önemli temsilcisinin Yusuf Sevinçli olduğu bu üslupta üretmeyi tercih eden, ama fotoğraflarını kendine saklamayan ve gezdiği sokakları cömertçe paylaşan bir fotoğrafçı. Varol’u senelerdir çeşitli sosyal ağlardan takip ediyor ve fotoğraflarından heyecanlanıyorum. Editörlüğünü ve yayıncılığını kendi yaptığı kitapla bu genç ‘havacı’ fark edenler için zeminleri sallayabilir, çünkü profesyonellik için okul, ekol ya da ismini vaftiz edecek bir kuruma başvurmak yerine kendi kitabını yayımladı. Amatörlük benim hayal ettiğim gibi onun için özgürleştirici mi acaba? Kendi dertlerim bunlar sanırım, kitaba odaklanalım.

Taksim Meydanı, 4. Levent tanıyabildiğim yerler. Erkekler ve kadınlar sevişirken alıştığım gibi davranıyorlar ama Varol onlara birçok fotoğrafçıdan biraz daha yakın, bulundukları görece mahrem durumları umursamadan şakalaşıyor belki? Fotoğraflarda görüp karşılaşsam belki tanıyabileceğim yani yüzü, ifadesi seçilebilen ise sadece üç kişi var. Onlar da bulanıklar arasından bize bakıyor. Varol bize bu insanları anonimleştirerek sunuyor. Kafamdaki soru ise şu: Erdem Bey siz mi utangaçsınız, yoksa arkadaşlarınız mı? Yoksa ortam mı el vermiyor? Yoksa tüm bu kentsel karmaşa arasında fark ettiğiniz kargalar, fareler ve martılar gibi mi yaklaşıyorsunuz bu kişilere?

Dokusuz mat bir kâğıttan yansıyan bu fotoğraflar genelde tüm sayfayı kaplayacak şekilde kullanılmış. Beyaz çerçeveleri ile istisna üç fotoğraf diğer fotoğrafların coşku ve karmaşasından sadece erotizmi ile değil aynı zamanda keskinlikleri ile de ayrı duruyorlar. Bunlardan ilki zarif bir sırt fotoğrafı, ikincisi ise bir el hareketinin öne çıktığı bir sevişme anını resmediyor. Sonuncusu ise yüzünü karanlıkla, memelerini ise elleriyle saklamış çıplak bir kadın. Bir ilişkinin üç aşaması mı bunlar acaba? Yoksa bir düşüşte tutunma noktaları mı? İlişkilere tutunmamak lazım.

Varol, çalışmalarının nasıl devam edeceğini ülkenin dar fotoğraf camiasının heyecanla beklediği bir fotoğrafçı. Kitabını yayınladığı günlerde Fail Books’un düzenlediği “16 sanatçı 16 zine” etkinliğinde de Free Fall ile benzer, itiraf etmek gerekirse beni daha çok çeken bir kitabı daha yayınlandı. Az sayıda basılmış bu zine’ler de Fail Books’dan temin edilebilir. Varol’un daha önce sınırları daha belli bir konu etrafında yarattığı işlerle birlikte düşününce bu kitapların daha nicelerinin habercisi olduğu kesin.

Free Fall’da gördüğümüz fotoğraflar fizyonomimize aykırı yukarı ve aşağıya bakışları içeriyor. Bazen keskin bazen yumuşak cisimler ve yüzey dokuları simetrik bir ritimle tekrarlanıyor. Kitapta üçüncü bölüme geldiğimizde simetri fotoğrafların içeriğine de yansımaya başlıyor. Gökyüzüne bakacak vakti bulabilen bu fotoğrafçının kısa ve iddiasız kitabı, İstanbul’u biraz olsun yana döndürüyor ve yavaşça düşmeye başlıyoruz. Düşerken birbirine tutunmaya çalışanlara bakıyoruz. Sevişenleri, kafa kafaya ve sırt sırta verenleri gösteriyor Varol. Kitabın benim zihnimde en çok kalan fotoğrafı bir kovalama sahnesi: Tam da beklediğim, ama görmek için hiç ayırmadığım zamanları hatırlatırken canımı yakıyor; bir de kovalamacanın doğallığını gösterirken beni rahatlatıyor.

Fotoğraflardaki gerilimi yaratan, Varol’un fotoğrafladığı canlılarla kurduğu ilişkiyi bir yakınlık ve mahremiyet özlemi olarak tanımlayabilirim. Yüzlerin arasından geçtiğimiz her gün bu hissi tekrar tekrar yaşamamak elde değil. Dünyanın dört bir yerinde birçok fotoğrafçının da meselesi olmuş bu kentte kayboluş hâli üzerine —her ne kadar beklendik bir üslupta, beklendik bir konuyu, beklendik bir tasarımla cisimleştirse de— günümüz İstanbul’unun biricikliğini ve her yere benzerliğini gösteren bir kitap daha var artık. Varol’un gündelik durumları, yaşanmışlıklarından şüphe ettirecek bir şekilde yansıttığı ve bence bu kitabı taşıyan üç fotoğraf ise bu kitabı biricik kılmaya yeterli.

Free Fall, Erdem Varol, kendi yayını. 
Boyut: 16,5 × 24 cm, duotone offset baskı,
i
ç kâğıt: GardaPat Kiara 135 gsm, 
kapak kâğıdı: GardaPat Kiara 250 gsm. 
Baskı: Mas Matbaacılık, 
grafik uygulama: Sennur Onan. 

FiLBooks’da gözden geçirilebilir ve 
Erdem Varol’un kendi sitesinden 
temin edilebilir.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Erdem Varol, fotoğraf, kitap