Yazarın Tereddütleri

Kitabın haberi kendisinden önce geldi: “Orhan Pamuk bir fotoğraf kitabı yayımlamış, hem de Steidl ile…” Sergi açılışına katılamadığım kitabı alabilmek için Yapı Kredi Kültür Sanat’a gidiyorum. Bu ay bu kitabı yazacağıma emin olduğum için sergide bir tur da atıyorum. Sergi tasarımı kitaptan biraz farklı; fotoğraflar mekânın içinden yeniden düzenlenip gelmiş gibiler. Sonra inip meşhur kitabı makul bir ücrete alıyorum. Kitap, Nobel ödüllü yazar ve Steidl isimlerinden dolayı —en azından benim takıldığım çevrelerde— çok konuşuldu. Kitabı ilk kez başka birisinde gördüğüm için neyle karşılaşacağımı biliyorum. Bej bir cilt bezi içinde tip in parlak bir fotoğraf; Boğaz’dan bir günbatımı olmalı, belki de gündoğumu. Orhan Pamuk’un daha önce İstanbul dahil birçok kitabında ve söyleşisinde bahsettiği Cihangir’deki daire ve manzara bu fotoğrafı konumlandırmamı kolaylaştırıyor. Dik, kalın bir kitap bu. Kapak bir anlamda fotoğraf kitaplarının yeniden yükseldiği 2000’lerden Steidl üretimlerine benziyor. Birinci hamur kâğıda basılmış, dar açılı lenslerle çekilmiş renkli fotoğraflarıyla Orhan Pamuk’un manzarasını fotoğraf ile yeniden keşfetmesine tanık oluyoruz.

Orhan Pamuk, Balkon, Steidl Verlag,
184 sayfa, 467 imge, 17,6 × 25 cm, 2018, fotoğraf: Ali Taptık

Kitabın başındaki metni ilk bakışta geçmem gerekiyor. Halbuki bu sefer bir romancının, bir edebiyatçının fotoğraflarına bakıyorum. Belki de buradaki metni atlamamalıyım. Yine de her ay, her yeni kitaba gösterdiğim muameleden farklı davranmamam gerektiğine karar veriyorum. Sonuçta Orhan Pamuk bir fotoğrafçı ya da bir görsel sanatçı olarak tanınmıyorsa da bu çalışma bir fotoğraf kitabı, diğer kitaplardan farklı davranmamalıyım, değil mi? Kendimi Pamuk’un fotoğraf kitabının sayfalarına bırakıyorum: Her açışta en az iki en çok sekiz fotoğrafla farklı sekanslar ilerliyor. Sanki kontak baskılara bakıyorum, kadrajdaki ufak değişimler içinde fotoğraf çekmenin doğasına dair saklı olan gözüküyor: Pamuk da benden çok farklı değil, ya da tanıdığım birçok fotoğrafçıdan, önünde olup biteni tek bir görüntüye indirmeye çalışırken aslında birçok farklı ama benzer görüntü üretiyor. Bunlardan hangisini diğerinden daha büyük göstereceğine karar vermek en zor meselelerden birisi değil mi? İki minarenin arasında salınıyor gibi kadrajı, önündeki hareketlerin bir düzene oturmasını bekliyor gibi. Kitabı yüksek masanın üzerinde bırakıp kütüphaneme doğru yürüyorum. Manzaradan Parçalar’ı arıyorum. Hâlâ önsöze hazır değilim. İlk paragrafta gözüme ilişen nicel belirtiler beni irkiltmişti zaten. Kitabı birisi yürütmüş olmalı. Sadece Harvard derslerinin olduğu kitap var. Babaannemden kalan bordo kadife döşemeli sallanan koltuğa oturup, karıştırmaya başlıyorum. “Romanın gizli merkezini ararız. Roman okurken kafamızın saflıkla (bilmeden) ya da düşünüp niyet ederek en çok yaptığı işlem işte budur. Romanları diğer edebi anlatılardan ayıran şey, gizli bir merkezleri olmasıdır. Daha dikkatle söyleyeyim: Romanların onları okurken varlığına inandığımız ve aradığımız gizli bir merkezleri vardır.” (s. 25)

Orhan Pamuk, Balkon,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Dikey kitap, kararında bir büyüklükte, sert kapaklı bir romanı andırıyor. Fantezi edebiyatı tutkunu karıma hediye ettiğim özel edisyonlar da hep bu boylarda oluyor. Acaba öyle özel edisyon bir Pamuk kitabı var mıdır? Önsöze bırakıyorum kendimi, biraz zorlu bir okuma olacak benimki, Orhan Pamuk’un tasvirlerine derinlik katan detayları (“85.000 fotoğraf”, “Canon makinesi”) beni itiyor. Amatör fotoğrafçılar arasında sıklıkla bir çalışkanlık göstergesi olarak kullanılan bu ifadeler bana hep sıkıcı gelmiştir, ama Pamuk bunu nereden bilsin ki? Belki de bu nedenle, fotoğrafla uğraşan yazarın bir düğümlenme/kitlenme anında, sahip olduğu manzarayı ve fotoğraf çekmeyi bir takıntı hâline getirme hikâyesindeki cesur samimiyet ve yalınlığa bir taraftan hayran kalıyor, bir taraftan sinirleniyorum. Öteki taraftan okuduğum son kitabı Kafamda Bir Tuhaflık’ta, İstanbul’a göç ile gelmiş bir kesimin haset, şefkat ve çelişkilerle dolu hayatını anlatıyordu. Kullandığı iki kritik mekân, Duttepe ve Kültepe’deki gecekondulaşma ve sonrasındaki rant çatışmalarıyla İstanbul’un kentleşme tarihindeki önemli ve bir o kadar komplike bir zaman aralığını anlatışı da benzer bir his yaratmıştı bende ilk anda, ama sonrasında Pamuk’un dehasının önemli unsurlarından birinin bu olduğunu düşünmüştüm. Cüret edilemeyecek karmaşıklıktaki olayları yalınlaştırmadaki yeteneği beni Kar’da da etkilemişti.

Orhan Pamuk’un fotoğrafları beni doğduğum ve yirmi sene kadar yaşadığım Teşvikiye’deki daireye götürüyor. İstanbul’u, Boğaz’ı görmese de yüksek bir noktadan sürekli seyretmenin hissiyatı çok tanıdık. Ardından meşhur film Smoke’u düşünüyorum, oradan da kafam Antonioni’nin Blow-Up’una gidiyor. Takıntı ve fotoğraf arasındaki ilişkiyi düşünmeye başlıyorum. Hep bir yakalama, hapsetme, alıkoyma arzusu; zamanı durdurmak mümkün değil. Fotoğraf buna en yakın şeyi yapıyor, birçok insan bu acıyı bastırmak için kullanıyor fotoğrafı. Belki de Balkon’un merkezi de bu, tıkanma anında ortaya çıkan bir takıntı, aslında başka Pamuk romanlarında da izi sürülebilir bir unsur.

Balkon fotoğraf ve sanat dünyasından iki işi hatırlatıyor. Bunlardan biri Türkiye’den, Hüseyin Bahri Alptekin’in “Incident-s”ı. Cihangir’deki penceresinden Firuzağa İlköğretim Okulu’nun oradaki köşeye, o köşedeki çöp konteynırına takılmıştı Alptekin. Başka bir “Incident-s”da ise Hindistan’da bir kumsalda insanları seyrediyordu. Tek bir mekân, tek bir noktaya takıntılı bakışını, fotoğrafın belki de en az nesneye dönüştüğü form olan video slideshow’u ile göstermişti. Sergi üzerine düşünmek istemiyorum, ama orada kadrajlanmış fotoğraflar mekânda farklı bir his yaratıyordu; kitaptakine çok benzer ama farklı.

Ama elimdeki kitap başka nasıl olabilirdi, yüksek gramajlı kâğıtlar üzerinde çoğalan bu nesne bu takıntıya dair başka ne söylüyor? Steidl gibi bir yayıncı ile daha efemeral bir kitap mümkün değildir tabii, acaba hiç düşünmüş müdür, bu kitabı incecik, açma sayfalar ile yapmayı?

Balkon’un bana hatırlattığı diğer iş ise fotoğraf kitabı dünyasının belki de en önemli isimlerinden Paul Graham’ın A Shimmer of Possbility’si. Yine Steidl’dan yayımlanmış bu on iki kitaplık seti —biraz da Çehov hikâyelerinden ilhamla— kısa takıntılar ya da bir duruma yoğun odaklanan bakışlar olarak nitelendirsek sorun olmaz. Bu kısa hikâyeler toplamasına acaba bir roman diyebilir miyiz? Bu yazıları takip edenler bilecektir, edebiyat türlerini fotoğraf serileri için sıklıkla metafor olarak kullanırım. Paul Graham’ın kısa hikâyelerinin bir arada oluşturduğu bütünlük, kendi gizli merkezini açık etmişti. Amerika’da ürettiği üç seriden her biri, fotoğrafın oluşmasındaki temel unsurlardan üçüne odaklanıyordu. Diyafram, obtruratör ve odaklanma. Pamuk’un sayfalarda tekil anları değil serileri, sekansları göstermesinden çok da farklı bir tavır. İki anlatının merkezleri çok farklı.

Günlerdir üzerinde düşündüğüm bu kitabın girişindeki metni derslerimde, bir fotoğraf kitabı nasıl yapılabilir sorusunun cevabı olarak okutsam yeridir. Tek bir itiraz veya ek ile: Kitaba dair kararları açıkça ifade ettiği son paragraflarda, İstanbul kitabı ile karşılaştırarak, “başka 568 fotoğrafla, 2012 kışını tekrar anlatabilirim ve o fotoğraf kitabının yapacağı toplam etki ve bakanda uyandıracağı duygu da kitaptakinden hiç de farklı olmazdı” demiş Pamuk. Günlerdir bu söz üzerine düşünüyorum. Teferruat bu yazılarda çok kullandığım bir kelime oldu. Teferruatın (kâğıt seçimi, renk ayrımı vs. gibi özelliklerin) anlatıya yapacağı etkiler önemli değil Pamuk için, anlıyorum. Peki bir tasarımcı ile çalışsaydı? Acaba editörleri ile ilişkisi nasıl? Nobel ödüllü bir romancı olmanın yalnızlığını düşünmeden edemiyorum. Yalnızlık ve takıntı sanırım bu kitabın merkezi, peki Balkon’a kısa bir roman diyebilir miyiz? Ana karakterinin tıkanmış bir yazar olduğu bu kısa romanın Pamuk’dan beklemediğimiz sıradan bir kurgusu var. Bir fotoğraf editörünün ya da bir tasarımcının katkısıyla bu tıkanmışlık genel bir okuyucu kitlesinden öte fotoğraf ve görsel sanatlarla uğraşanlar için de heyecan verecek bir seviyede anlatabilir miydi acaba? “Toplam etki” böylesi bir işbirliğinde biraz daha farklı olmaz mıydı?

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre} 

Ali Taptık, Balkon, fotoğraf, kitap, Orhan Pamuk