Gather 2019 Stockholm

Geçen yıl çok isteyip gidemediğim ama bu yıl muradıma erdiğim The Gather Festival, teknoloji, bilim, ticaret, kamu sektörü servisleri ve kültürün kesiştiği bir toplantı. İki gün süren etkinlikte 15 oturumda 50’den fazla konuşmacı ve ondan fazla yenilik (inovasyon) atölyesi ana programı oluşturuyordu. Oturumlar beş tematik başlık altında toplanmış üçer buluşma olarak organize edilmişti. İnsan ve Makineler, Demokrasi ve Güç, Ticaret ve Ticari İşlemler, Medya ve Yaratıcılık, Kentsel Planlama ve Toplum. Ana ortakları gayrimenkul yönetim/geliştirme firması Atrium Ljungberg ile strateji, danışmanlık, dijital, teknoloji ve operasyon alanlarında servisler sunan Accenture firması olan etkinliğin diğer destekçileri ortak çalışma mekânları, üniversiteler, kahveciler, devlet kurumları ve moda markalarıydı.

Gather’ın sloganı “Sıradan konferanslarınızdan birisi değil.” Türkiye’de de olduğu gibi dünyanın dört bir yanında düzenlenen, konuşmacıların çoğu zaman kendi reklamlarını yaptığı, izleyen-izlenen ilişkisini pekiştiren pek çok örnekten farklı olma iddiasındaki Gather’ın bu iddianın hakkını tam olarak vermediğini düşünsem de, benzerlerinden farklı bir ruhu olduğu açık. Bence o ruh, hem biraz konuşmacı olarak davet edilenlerin hem de etkinlik tasarımının karakterinden besleniyor. Bu farkın sahnede doğmadığı da ortada. Konuşmaları sahnede değil de ekran başında Stockholm’den çok uzakta izlesem de olur, buraya gelmenin mânâsı yok diye düşünüyorsunuz. Ancak sahnenin dışında herkes bir arada, yan yana. Sunumu sizle beraber izleyenlerden bazıları festivalin diğer konuşmacıları. Kahve makinesinin başında, yemek sırasında herkes beraber. Bu da hâliyle tanışmaları kışkırtıyor. Gather’in en büyük gücü bu diye düşünüyorum. Önceki festivallere katılmış olanlar bu yılkinin küçüklüğünden, coşkusunun azlığından ve hatta belki bir sonraki yıl etkinliğin gerçekleşmeyebileceğinden bahsediyor. Tüm bunlara rağmen, festival sahnelerin dışındaki etkileşim gücünü kaybetmişe benzemiyor.

Gather ana sahne ve oturma alanı

Festival, bir ana sahnede, iki yan sahnede ve laboratuvar alanı olarak adlandırılan mekânlarda gerçekleşiyordu. Bazı konuşmalar farklı sahnelerde aynı anda başlıyordu. Ana sahnenin önüne kurulan hayli dik oturma basamaklarında arkanızda oturanların ayaklarına ve önde oturana yetecek kadar alan olmadığı için yaslanmak isteyenin arkasına kimse oturamıyordu. Normal merdiven basamağı yüksekliğinde bağlantılar da olmadığı için konuşma öncesinde ve sırasında oturacak yere ulaşmak, sonrasında ise alandan ayrılmak pek kolay değildi. Basamaklarda yer bulamayanlar genelde plajlarda kullanılan yarım şezlong benzeri bir sırtlığa yaslanıp yerde oturuyordu.

Gather 2019, robot koreografı Robin Jonsson’ın daha doğrusu onun küçük robotunun performansı ile başladı. O anı paylaşmak, o anın anıya dönüşmesi, unutmak ya da unutulmasa bile insanın ölümlülüğü yüzünden illa ki yok olacak o ana odaklanan dış ses, robotun sözlü hareketli performansı ve insan robot etkileşimi, sonluluk sonsuzluk gibi konular üzerine düşündürtüyordu. Biraz sıkıcı bir şekilde olsa da.

Daha sonra dijital sanatçı ve müzisyen Chagall’ın performansı ile devam etti açılış. Müziği sahnede tek başına, ellerinin ve kollarının hareketleriyle komut alan Mi.Mu etkileşimli eldivenlerle yapan Chagall, önce eldivenleri ve müziği nasıl yaptığını anlattı sonra da izleyicileri de hareketlendiren performansını gerçekleştirdi.

Chagall performansı sırasında

Ana sahnenin ilk oturumu dünyanın düz olduğunu iddia eden Birleşik Devletler merkezli akımın marjinal figürlerinden Mark K Sargent’i ağırladı. David McRaney sorularıyla Sargent’i sıkıştırırken, sohbet Sargent’in komplo teorilerini çürütme merakından başladı. Çürüttüğü komplolardan haz alan Sargent, dünyanın düz olduğunu savunan görüşle karşılaştığında, bunu bir türlü çürütemediğini, zaman geçtikçe de kendi şüphelerinin arttığını anlattı. Birleşik Devletler’de bir hayli takipçi toplayan bu hareketin tanınan figürlerinden birisi hâline dönüşen Sargent, milyonlarca izlenen videolarından, takipçi sayısının fazlalığından, konu ile ilgili toplantıların ne kadar ilgi çektiğinden bahsederken, ben de düz olanın dünya mı yoksa Birleşik Devletler’de giderek yayılan bu görüşü oluşturan ve yayan kafa mı diye düşünerek, konuşma bitmeden salonu terk ettim.

Biraz kafa dağıtıp programı incelemek için ortak çalışma mekânı gibi dekore edilmiş alanın rahat minderlerine oturdum. İlk anda bir sebep yoksa, tanımadığım insanlarla muhabbete pek başlayamam. Bu defa şanslıydım ki yanımda oturan Marcel Kampman söze girdi ve benim konuşmacı mı yoksa atölye yürütücüsü mü olduğumu sordu. Ben de hiçbiri olmadığımı, sadece etkinliği izlemeye geldiğimi söyledim. Bunun üzerine kendisi ertesi gün gerçekleşecek “Making Happy Places” atölyesini yürüteceğini söyleyince ben de başladım konuşmaya. Neler yaptığımı nelerin parçası olduğumu, NOBON’u, PechaKuchaNight İzmir’i, İlham Veren İşler’i, Herkes İçin Mimarlık Derneği’ni, Açık Mimarlık radyo programını anlattım. O da bana WeMakeTheCity festivalini, Happy Places video röportaj projesini anlattı. Mutlu bir mekân nasıl olmalı sorusunu sorduğu insanların cevaplarını sadece kendi zevki için kaydettiği bu proje kapsamında 700’den fazla video çeken Marcel, sıradan insanlarla ünlülerin aynı konuya dair görüşlerini topluyor. 2016 yılında Akbank Sanat İstanbul’da “Hayatın İçinde Mimarlık” adlı söyleşi serisi kapsamında mimar olmayanlarla mimarlığı konuştuğumuz seri ile benzerlik taşıyan proje üzerine ve oradan yola çıkarak pek çok şeye dair bir saatten fazla konuştuk Marcel ile.

“Redefining Growth” oturumunu yakalamak için Marcel ile ertesi gün buluşmak üzere vedalaşıp alt kata indim. Hayli ilham verici sunumlarla yeni ekonomiler, yeni kaynaklar ve yeni cemiyete dair girişimleri dinledim. Fredrik Wikholm, moda endüstrisinin içinde yıllardır bulunan birisi olarak From Air firması ile sera gazlarını iklim-pozitif ürünlere, özellikle kumaşlara çeviriyor. Ayrıca Planethon girişimi ile yenilik etkinlikleri, laboratuvarlar, eğitim programları ve startup’lar gibi müşterek girişimler üzerine çalışıyor. Aynı oturumdaki konuşmacılardan Suzan Hourieh Lindberg de veri merkezli kapsayıcılık projeleri geliştiriyor. Değişen dünya koşullarında ve çoğulculuğun zenginleştirici etkisi odağında iş hayatındaki görünmez sınırları görünür hâle getirerek farklılıkları daha çok kapsayan şirket yapılarıyla bakış açılarını zenginleştirmeyi amaçlayan girişimleriyle hem toplumsal dirençliliği hem de şirketlerin dirençliliğini sağlamayı amaçlıyor.

Vatandaş uzay çalışmaları

Sonraki oturum “Gather Galactic!” Anushka Sharma’dan bir sivil olarak dahil olduğu uzay çalışmalarını, Mathias Sundin’den de vatandaş uzay çalışmalarını ve kitlesel fonla uzay seyahati ve madencilik projelerini gerçekleştirmek için yarattıkları WRAP projesini dinledim. Son konuşmacıyı pas geçip ana sahneye döndüm ve “Love as a Service” oturumunda çevrimiçi buluşma uygulamalarının aşk ve seks hayatında neleri dönüştürdüğüne ve yakın gelecekte neler olabileceğine ilişkin tartışmaların sonlarını yakaladım.

Festivalin ikinci gününe önceki gün tanıştığım Marcel’in sunumu ve atölyesi ile başladım. “Creating Happy Places” atölyesinden sonra “Fake it ‘till you make it” oturumunda kopya kültürünün yeniliğin ve mevcut ekonomilerin içindeki yerini farklı bakış açılarıyla ortaya koyan sunumlar izledim. Elizabeth Jochum ve Sami Niemela’nın ismini burada özellikle anayım. Neden olduğunu siz onları araştırarak keşfetmeye çalışın. Günün kalanının büyük çoğunluğunu Marcel ile önceki gün konuştuğumuz konularda konuşmaya devam ederek geçirdim. Hatta arada Happy Places video projesi için ona bir röportaj verdim. Kendi mutlu mekânlarımı anlattım. Yakında yayında olacak.

Marcel Kampman,
“Making Happy Places” atölyesi

Gün Invisible Women kitabının yazarı Caroline Criado Perez’in hızlı, heyecanlı, kadın erkek dünyasının eşitsizliğine dair —o güne kadar pek de bilmediğim bilgiler yüzünden ağzımı açık bırakan— konuşmasıyla bitti. Onu çılgınca alkışlayarak. Erkekler için tasarlanmış bir dünyayı yüzümüze vuran kitabı mutlaka inceleyin.

Gather da bir parti ile sonlandı. İtiraf edeyim pek de kalabalık olmayan ama hayli enteresan bir mekânda. Stockholm’un adalarından ikisini birleştiren bir viyadüğün ayaklarının dibindeki Trädgården’da. Kötü bir dilim pizza, çok güzel birkaç bira ve arkadaşlarla kulüp müziği eşliğinde dans edip masa tenisi oynadıktan sonra şehirdeki tanıdık mekânlarda sohbette olan arkadaşlarıma katılmak için mekândan ayrıldım. Festival programı benim için böylece sonlanmış oldu.

Trädgården, viyadük ayakları altında
bir kulüp

Gather gibi etkinlikler, yeni şeyler öğrenmek, ilham almak ve bazı atölyelere katılmak için ortam sunuyor. Ne kadar kapsayıcı olsa da izleyen izlenen ilişkisi pek kolay kırılmıyor. Ancak Gather, benim de Marcel Kampman ile tanışmam gibi pek çok tanışıklığa ortam sunuyor. Sahne arkası olmayan, konuşmacılar için özel alanları bulunmayan, herkesin bir arada olduğu ortam, sunucular ile izleyicilerin etkileşimini artırıyor. Hatta abartarak söyleyeyim gerçek festival sahnelerde ve atölye çalışmalarında değil, onların arasında kalan alanlarda gerçekleşiyor.

etkinlik, H. Cenk Dereli, İsveç, tasarım