fotoğraf: Can Başkent,
Kabak Koyu, Ağustos 2016
Arı, Vız Vız Vız;
Arı, Vız Vız Vız…

0.

Homeland’in aklımda kalan heyecanlı bölümlerinden birinin adı “Drone Queen” idi.1 Dizinin protagonisti CIA memuru Carry, drone vasıtasıyla Pakistan’da bir saldırı düzenliyor, terörist diye bir düğüne katılan sıradan insanları öldürtüyordu.2 Drone’un kelime hazinemize girmesi de benzer tarihlere tekabül ediyor.

İnternetten GPS’e türlü türlü teknoloji (maalesef) ABD ordusunun ürünü, drone da bunlardan biri. Pilotları ve savaş uçaklarını riske atmadan uzaktan kumandayla idare edilen savaş araçları olarak dünyamıza girdi drone’lar. Şimdilerde amatör drone’lar ise helikopter (daha doğrusu dört pervaneli bir quadkopter) şeklinde üretiliyor. Hemen hepsi video kameralarıyla yüksek çözünürlükte kayıt yapabiliyor. Yağmur ve çok kuvvetli rüzgâr dışında drone’ları durdurmak güç.

1.

Bir süredir amatör olarak drone kullanıyorum.3 Uzaktan kumandalı oyuncak kullanmaya doyamamış her çocuk gibi, drone benim için hem bir oyuncak hem bir kamera hem de eğlenceli bir oyun.

Şimdiye dek iki drone eskittim. Nasıl eskittiğime gelince… İlk drone’umu bir kazada kaybettim. Sakin sakin bir nehir üzerinde seyrederken, drone aniden kontrolden çıktı. Nehrin karşısındaki kalabalık karayoluna doğru gitmeye başladı. Seyir hâlindeki araçlara çarpmak ve dolayısıyla zincirleme kazaya sebep vermek üzereyken şansın yardımıyla etraftaki ağaçlara çarparak drone’u bertaraf edebildim. Bir felaketi ucuz atlattım, ama ömrümden bir beş yıl gitti.

Elbette, drone pilotluğunu bırakmadım. İkinci drone’umsa biraz daha yüksek teknolojiye sahip, daha güvenli bir cihaz. Güvenli dedim ama, gene de her uçuş insanın yüreğini pır pır ettiriyor. Zira bu cihazların hemen her hareketi GPS verileriyle oluyor. Örneğin, kalkış sonrası olduğu yerde hiçbir yere kıpırdaman uçmak için bile GPS sinyallerini kullanması gerekiyor. Çünkü rüzgâr nedeniyle üç beş santim sürüklenecekken GPS’e başvurarak rüzgâra rağmen yerini muhafaza edebiliyor. Elbette rüzgârın sürüklemesi sonrası yerine dönebilmesi için drone’un iki veriye ihtiyacı var: Biri yön, diğeri de kalkış yapılan noktanın koordinatları. Bu nedenle her drone, uçuş esnasında ondan fazla GPS uydusuna bağlanıyor. Hatta, değindim Amerikan ordusuna ait olan GPS teknolojisine alternatif olan, Rusya’ya ait olan uydulara (GLONASS deniyor bunlara) da bağlanıyor artık yeni drone’lar. Benim başıma gelen kazada, örneğin, drone’un elektronik pusulası manyetik kirlilik nedeniyle bozulmuştu. Bu nedenle yerine dönemedi, yönleri şaşırdığı için aksi yönde gitti, ben sola git dedikçe, o sağa gitti, kontrolden çıktı. Bir felakete yol açmak üzereyken şansın yardımıyla bertaraf edildi. Yeni drone’lar sadece GPS ile değil, görsel kimi sistemle de kendini tehlikelere karşı koruyor. Üst model drone’lar çevresel algı sistemine de sahip. Yol ve yörüngesi üzerindeki yüksek yüksek tepeleri, ağaçları ve binaları ‘görebiliyor’. Çok uzağa gittiğinde, gene GPS ve elektronik pusulası vasıtasıyla uçuşa başladığı yere aynı irtifadan dönüyor. Hatta, biraz uğraştığınızda önceden koordinatlarını belirlediğiniz bir yörüngede uçabiliyor. Bu uçuş esnasında da çektiği görüntüler, aynı anda uzaktan kumandaya bağladığınız tabletten izlenebiliyor. Drone’un çektiği görüntüler an be an kontrolünüzde oluyor. Bu nedenle, çekim yapmak keyifli hâle geliyor. Dahası, yeni kimi drone’lar sizi otomatik olarak takip edebiliyor. Sahilde, tepenizde size dönük, sizi çeken bir drone’la yürüyüş yapabilirsiniz.

Drone’lar apayrı bir boyutta da olsa, otomatik pilotlu otomobil hissi veriyor. Gözü gören, sizle iletişime geçen, etraftaki tehlikeleri elinden geldiğince algılayan, nispeten hızlı bir alet… Korkutucu bir distopya mı, oyun oynamaya doyamamış erkek mühendislerin abarttığı bir çöp mü, hâlâ çözemiyorum.

2.

Drone uçuşları yapmak öte yandan tüm dünyada daha da zorlaşıyor. Türkiye’de örneğin, birçok otoriter şey drone uçuşlarını yasaklıyor, yapılacak her ‘uçuş’ için izin almanızı istiyor. Sorumluluk almaya hazır, drone nedir ne değildir bilen ve kullanan bürokrat sayısı da neredeyse hiç olmadığı için amatör uçuşlar için izin almanız mümkün olmuyor. Dolayısıyla, ya cazibeli görselliğe sahip yörelerde yasal olarak uçuş yapamaz hâle geliyorsunuz, ya da tüm uçuşlarınızı sıradan dağ bayırda yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Örneğin Türkiye devletinde tüm drone’lar kayıt altına alınmak zorunda. Bu da “Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü” aracılığıyla web üzerinden yapılıyor. Bir iki cep telefonu resmi göndererek drone’unuzu kaydettiriyorsunuz: Sıfır kontrol ve doğrulamayla. Göstermelik bir güvenlikçilik, gerçekte hiçbir şeye tekabül etmiyor. Devletçi korkaklık da gündelik hayatta daima kendini gösteriyor.

Örneğin, bu devlet mantığı denen şeyi hemen her riskli uçuşumda yaşıyorum. Önce izin almak için uçuş yapmak istediğim tarihi ya da turistik bölgenin amirine (müze müdürü, örneğin) gidiyorum. Yarım saatlik uçuş yapmak istediğimi söylüyorum. Genelde hemen tamam diyorlar. Sonra uçuşa başlar başlamaz, güvenlik görevlileri koşarak geliyor, izin aldığımı söyledikten sonra bana bir telefon uzatıyorlar, bölgenin daha yetkili bir bürokratı (misal, il turizm müdürü) uçuşun kesinlikle yasak olduğunu söylüyor. Hemen ‘rüşvet’ öneriyorum: “Videoyu size de verebilirim ücretsiz olarak, web sitenizde, tanıtım videolarında şurda burda kullanabilirsiniz, istediğiniz gibi” diyorum. Anlamıyorlar, kabul etmiyorlar. İnişe zorlanıyorum. Sonuçta da konuyu “kahvehane muhabbetlerine” bağlayıp muhiti terk ediyorum. IP ve URL temelli sansürle insanları VPN uzmanı yapan devlet şeyi, şimdi de drone pilotlarını hayalet uçak pilotlarına dönüştürüyor.

3.

Drone meselesinin devletin teknolojiyle ilişkisini örnekleyen yeni bir gündem olduğunu iddia etmek bile abes artık. Öte yandan kaygılar gerçekçi: Yakında manzarası güzel olan her yerde tepemize drone’lar yağacak. Örneğin deniz gören, yeşil gören bir yerde oturuyorsanız, pencereden bakarken önünüze bir drone çıkacak. Yaş sınırı doğru dürüst olmadığından, uzaktan kumanda menzilleri artıp önceden programlanabilir uçuşlar artık gerçekçi bir şekilde mümkün olduğu için olası bir kaza hâlinde drone pilotunu bulmak bile imkânsız hâle gelecek. Günümüz itibariyle bunların pek olmamasının tek ama tek nedeni, drone pilotlarının böyle şeytanlıklara itibar etmemesi.

Devletin drone’a karşı kendini koruma yöntemini de, bir damat bulmuş. Drone savarların yaptığı tek şey, uzaktan kumandayla drone arasındaki iletişime parazit yapmak. Çünkü drone’ların önceden programlanamayacaklarını sanıyorlar. Drone’lar kriminalize ediliyor, pilotlar potansiyel suçlu muamelesi görüyor. Drone savar diyerek de senin benim paramı saçıyorlar.

4.

Tesla’nın ürettiği şeylerin otopilotunu kullanma imkânım yakın gelecekte yok. Tek otopilotum bu drone. Ama yine de tüm bu deneyimler ve uçuşlar devlet denen şeyin ve bizlerin kendi kendine giden tehlikeli araçlarla olan ilişkisinin nasıl olacağı, olması gerektiği ya da olmaması gerektiği üzerine ciddi veri sağlıyor.

Daha önemlisi siyaseten bize ciddi bir alan açıyor. Zira, devletin teknolojik gelişmeleri yakinen takip edip anlaması, işe yaramaz bürokratlarına emir verip yapay zekâ ve algının en yakın zamanlı uygulamasına dair kısıtlamalar ve kurallar getirmesi devlet cehaletinin bariz emarelerinden biri olacak. Ama bu sizler bizler için bir avantaj. Çünkü, Silikon Vadisi’ni, Muskizmi durdurabilmek ve kontrol edebilmek için bize ciddi bir imkân sağlıyor. Bu işi, çok şükür, devlete bırakamayacağız —istesek de bırakamayacağız. Hâliyle, iş başa düşecek. Mecburen.

Kısaca değindim, drone kazasının ucundan döndüğümde ömrümden bir beş yıl gittiğini hissetmiştim. Otuz, kırk yıl sonra yollara dolacak otopilotlu otomobillerin dahil olduğu kazalarda kabahatin kimde olduğu sorusunu ise şimdiden tartışmak gerekiyor.4 Sürücü mü, Muskizm mi, arabayı programlayan yeniyetme programcı mı, yolları düzgün yapamayan belediye mi, yoksa yapay zekânın kendisi mi suçlu? Silikon Vadisi yapay zekayı hukuki bir özne yapma yolunda belirgin adımlar atıyor. “Ben yapmadım, Miki yaptı” mazeretine kendimizi hazırlamamız gerekecek.

Ya da elimize su tabancası alıp drone peşinde koşacağız.

1. Homeland dizisinin 5 Ekim 2014’te yayınlanan 4. sezonunun ilk bölümü, “Drone Kraliçesi” olarak tercüme edilebilir.

2. Drone sözcüğüne kabul görmüş bir karşılık bulamadım. “İnsansız Hava Aracı” maalesef abartılı bir karşılık, amatör drone’lar için. Sözcüğün İngilizce etimolojisi “arı” sözcüğünden geliyor. Anlaşılan, TDK denen şey de, bu nedenle sözcüğün Türkçe karşılığı olarak “arı”lı denemeler önerdi. Böylece TDK’nın etimoloji ithali yapmaya çalışan zırcahiller kümesi olduğunu tekrar idrak ettik. Keşke aynı zihniyetle “orkide” bitkisine de karşılık üretseler! (Nişanyan, Kelimebaz, Propaganda Yayınları, 2013)

3. Drone pilotu da diyorlar.

4. Bu satırlar yazılırken, örneğin, birçok Avrupa ülkesi 2030–2040 yıllarında benzinli ve mazotlu otomobilleri yasaklayacağını duyurdu.

Can Başkent, drone, Elon Musk, teknoloji