fotoğraf: David Ruh (CC)

Beden Anladı,
Kâğıt Düşündü

Otobüste elimde çanta vardı. Ağırlığını o ana kadar fark etmemiştim. İnsan bazen bir nesneyi ancak kullanma ihtimali belirdiğinde gerçekten hissediyor. Sapı avucuma oturmuştu. Sonra bir şey oldu. Tam neydi, şimdi bunu kelimelere düzgünce yerleştirmek istemiyorum; çünkü beden o sırada zaten anlamıştı.

Kolum kalktı. Çok kısa bir an.

Sonra bir şey daha oldu, ama bu sefer kafamın içinde.

O sıralar Berlin’de çalışıyordum. Kurumsal bir işim vardı; kartımı turnikeye okutup içeri giriyor, cam toplantı odalarında oturuyor, gün boyunca İngilizce cümleler kuruyordum. Dışarıdan bakınca yerleşmiş görünüyordum. Ama bazı hayatlarda yerleşmek önce evrakta oluyor. İnsan bir kente önce belgeleriyle varıyor, kendisi daha sonra. Türkiye’de büyümüştüm, başka bir yerde okumuştum, şimdi buradaydım, kâğıt üzerinde tam, zeminde hâlâ biraz askıda.

Oturum iznimin yanımda olmadığı günler bile hissederdim ağırlığını. Cebimde olmasa da üzerimdeydi.

O yarım saniyeye döneyim.

Asıl şaşırtıcı olan korkmam değildi. Korku tanıdıktı. Daha tuhaf olan, olay henüz bitmeden sonrasını düşünmeye başlamamdı. Polis kelimesi geçti aklımdan. Tutanak geçti. Oturum izni geçti. Bir insanın kendini savunurken aynı anda dosyasını düşünmesi… Buna hâlâ alışamadım. Sanki resmi dairelerin dili çok önceden gelip sinir sisteminin içine yerleşmişti. Ben henüz hareket etmemişken o dil çoktan hesaplamıştı.

Çanta yine de indi. Ama daha yavaş.

Sonradan bu yavaşlığı çok düşündüm.

İnsanlar tereddütü genellikle bir iç meseleymiş gibi okur. “Cesareti yetmedi” denir. “Tepki vermedi” denir. Sanki anlık bir zayıflık, geçici bir donma. Oysa bazı hayatlarda o an kişisel olarak kalmıyor. İçinde başka şeyler var. Bir dosya, bir süreç, bir karar ki sen vermiyorsun. Tepkin bedeninden çıkıp kurumlara dokunma ihtimalini taşıdığı anda artık yalnızca senin tepkin değil.

Bunu düşünmek zorunda olmayan insanlar bunu düşünmüyor. Bu bir ayrıcalık, ama farkında olmadan taşınan türden.

Arşiv bazen sandığımız kadar uzakta değil.

Bir klasörde duran şeyden ibaret de değil. İşyerinde bir toplantıda ses tonunuzun bir kez not edilmesi, sonra aynı tonun “uyum” diye çevrilmesi, sonra bir süre sonra sanki hep öyleymişsiniz gibi hatırlanması da bir arşiv biçimi. Ülkeler insanları bazen böyle saklıyor. Kelimelerin içinde, dosyanın içinde, birisinin bir yere düştüğünü sandığı notun içinde. Ve insan bunu bildiği anda her hareketi biraz daha yavaş oluyor. Çünkü hareketin bedenini aşabileceğini öğrenmiş.

Otobüs devam etti. Kimse dönüp bakmadı.

Camda kendi yansımamı gördüm; elim hâlâ çantanın sapındaydı. Durmuş gibi görünüyordum ama içimde bir şey çoktan harekete geçmişti. Sonrasını hesaplayan, olayın ardından ne kalacağını düşünen, tepkiyi henüz vermeden geri çeken o ses.

Bazı anlar geçip gitmiyor. Yalnızca bedenin içine taşınıyor.

Sonra insan bir daha aynı hızda hareket edemiyor.

Ya da hareket ettiğini sanıyor. 

Almanya, beden, Berlin, Buse Şahin, kâğıt