Yeni Kuşak Barınma: Ortak Yaşama

Günümüzde hem ekonomik hem de sosyal rağbet gören paylaşımlı ofis ve çalışma alanlarının konut bağlamında örnekleri son yıllarda artıyor. Ortak yaşama [co-living] olarak isimlendirilen bu konut tipi, özellikle büyük şehirlerdeki konut yetersizliğine ve tek başına bir evde yaşamanın ekonomik zorluklarına genelde tek bir yapı içinde modüllerden oluşan sistemiyle bir alternatif sunuyor. Yüksek yoğunluklu ve konut talebinin fazla olduğu şehirlerde, orantısı başa çıkılamayacak derecede bozulan kira/kalite değerine kısmen de olsa çözüm olmayı umuyor. Ortak yaşama yapıları esasında, büyüklükleri değişen fakat genellikle küçük özel mekânlara (yatak odası, banyo) ve ağırlıkla paylaşımlı mekânlara (mutfak, yemek alanı, oturma odası, spor tesisi, çalışma alanı vs.) sahip bir konut türü. Yaş itibarıyla, genellikle günümüzün en değerli çalışan grubu kabul edilen ve çoğunlukla az deneyimli profesyonellerden oluşan Y kuşağına [millennials] hitap ediyor. Araştırmacı ve tasarımcı Matthew Stewart’a göre “…ortak yaşama [co-living], ortak çalışma anlayışının konut dengi; ödeme gücü olan fakat varlığı olmayan genç çalışanları hedef alıyor. Y kuşağının baskın olarak bekâr olması, esneklik ve kolaylık istemesi ve özgün ‘deneyimlere’ maddi mal varlığından daha çok değer vermesi önermesine dayanıyor.”1

Tek yapıda bütünleşen barınma / çalışma / yaşama / deneyim mekânlarının daha tipik konut projeleriyle aralarında benzerlikler mevcut. Konut blokları da benzer servisler sunuyor; apartmanların bir katında spor tesisi, çatı katında teras, çoklu ve tekli konut uygulamalarında lokal / bar / restoran ve sosyal alanların dahil edilmesi, daha lüks konutların sakinlerine seçkin mekânlarda üyelikler sunulması vb. özellikler belki de farklı bir nesle yeni bir paket olarak ortak yaşama adıyla pazarlanıyor. Ortak yaşama yapıları ve yeni nesil konutlar arasındaki bu benzerlikler otellere kadar çekilebilir. Detayında otel kadar ince düşünülmüş ve ânında servisler olmasa da, küçük kişisel odaları büyük ve farklı etkinliklerle dolu ortak alanlarla birleştirmek de bir ortak yaşama örneği olabilir. Ortak yaşama, benzerlik taşıdığı konutların dışında da yeni bir barınma tipi değil; tarihte aynı çizgiden örneklere rastlamak mümkün. Ortak yaşama, bir ailenin yaşadığı müstakil evde oda kiralama, ailenin uzaktan gelen akrabaları ya da arkadaş çocuklarının uzun süreli aynı mekânda yaşaması, sıra evlerin farklı odalarında farklı kişilerin kalması, lobisinde buluşulan, birçok kiracının olduğu apartmanlar vb.2 örneklerin güncel kentsel ve ekonomik modellere uygulanmış hâli olarak düşünülebilir. Bu örneklerde mekânsal paylaşımın yanı sıra deneyimlerin paylaşılması, birlikte yaşayan insanların birbirini kollaması, bir topluluk oluşturması, günümüz ortak yaşama örneklerinde de bu birlik anlayışının vurgulanmasına önayak olmuş. 

Starcity’nin San Jose ortak yaşama yapısının 3D modeli, © Starcity,
kaynak:
CityLab

Jon Dishotsky’nin kurduğu Starcity firması, Silikon Vadisi’nde yer alan San Jose şehrinde, bölgenin hızla büyüyen işgücüne ve bunun da katkıda bulunduğu konut sorununa yönelik geliştirilmiş bir ortak yaşama yapısı tasarımını, türün iddialı örneklerinden biri olarak uygulamayı planlıyor. Dünyanın en büyük ortak yaşama yapısı olacak bu tasarım, 18 katlı bir yapıda 803 birimden oluşacak.3 San Jose, Silikon Vadisi’nin beslendiği Kaliforniya körfez şehirlerinden biri. Kiraların çok uygun olmadığı, kendine ait bir apartmanın ya da müstakil evin ise yeni çalışanın ekonomik erişiminin dışında olduğu bir yer. Bu açıdan ele alınınca bu proje, civarda çalışan birisinin karşılayabileceği kiralar ile konut krizine yaklaşıyor. Ek olarak yapı sadece bir barınma mekânı değil, diğer etkinliklerin de gerçekleşebileceği alanlara sahip ve en önemlisi sosyalleşmeyi ön planda tutuyor.

Starcity ve diğer benzer ortak yaşama yapıları, yurt yaşamının (“yetişkinler için yurt”)4 ve ev arkadaşı / daire paylaşma tutumunun bir sonraki adımı ya da iş hayatındaki paraleli olarak görülebilir. Bu yapı türü sayesinde tek başına eve çıkacak ekonomik gücü olmayan kişiler ev arkadaşı ya da ev arkadaşıyla yaşanabilecek konutlar aramak durumunda kalmıyorlar. Ayrıca yapıdaki ortak mekânlar, eğitim hayatı sonrası yeni insanlarla tanışma zorluğunu da eliyor. Bir anlamda, üniversite yurt yaşamına pek uzak olmayan yeni mezun-az deneyimli çalışanlar olacağı varsayılan kullanıcıların alışık olduğu bir ikamet biçiminin sürdürülmesi söz konusu. Yeni tanışılan ya da işten okuldan tanınan insanlarla aynı yapıda yaşamak, ortak mekânlarda birlikte vakit geçirmek, bu yapıdan yakın bir arkadaş grubuna sahip olmak, herhangi bir destek gerektiğinde bir arada yaşanan kişilerle çekinmeden konuşabilmek, yani bir mahallede insanların birbirini tanıması ve birbirine destek olması gibi, bu ortak yaşama yapısında bir topluluğa ait olmak, bu yapıları çekici kılan bir değer.

Topluluk,5 son yıllarda emlak sektöründe de yer bulmuş bir kavram. Gayrimenkul geliştiricilerinin sundukları mekânların bir topluluk deneyimiyle birlikte gelmesi, şehrin yalnızlığıyla nasıl başa çıkacağını bilemeyen Y kuşağını cezbeden kilit bir pazarlama öğesi hâline gelmiş. Matthew Stewart diyor ki “Mekânsal olarak bu durum ortak mekânları —mutfak, oturma odası— vurgulayarak ama yalnızca uyuma için bir yer olarak görülen kişisel mekânı küçültme pahasına gerçekleşiyor.”6 Starcity benzeri bir tasarım olarak, Londra’da 2016 yılında açılmış bir ortak yaşama yapısı The Collective, benzer vaatlerle üç senedir işlevini sürdürüyor. Sloganı “Be More Together” olan bu yapıda iki senedir yaşayan bir kullanıcı, “Ne yazık ki ortak yaşama yerleri bütün yaşam mekânlarını aynı yapıya sıkıştırmaya çalışıyor, bu da yapıyı uzun vadede yaşanılmaz kılıyor.”7 diyor. Başka bir eski kullanıcı ise ortak yaşamanın daha küçük ölçekte işe yarayabileceğini, ama lanse edilen bir topluluğa aidiyet hissinin bu büyüklükteki yapılarda bulunmadığını söylüyor.8

The Collective Old Oak
ortak yaşama yapısı, Londra,
fotoğraf: David Hawgood (CC BY-SA 2.0), kaynak: Geograph

Syracuse şehrinde yer alan bir ortak çalışma mekânı olan Syracuse CoWorks’ün kurucusu Troy Evans, aynı yapıda uyguladığı ortak yaşam alanı CommonSpace için “bir yapı içinde bir mahalle”9 diyor. “Bütün gün odanızda oturup televizyon seyretmiyorsunuz, restoranlarda yemek yiyorsunuz, kahvecilere ve barlara gidiyorsunuz ve bunu grup hâlinde yapıyorsunuz.”10 Bu örnekte 21 adet 28 metrekarelik mikro birimden oluşan daireler, paylaşımlı ortak alanları çevreliyor. Y kuşağının sosyalleşme ihtiyaçları da şansa bırakılmıyor, bir ‘toplumsal mühendis’11 ile birlikte çalışılarak yapıdaki topluluk oluşumunun da küratörlüğü yapılıyor. En ince detayına kadar planlanmış topluluk deneyimi nasıl gerçekçi kılınabilir? Bir mahallenin sağladığı her şeyi vadeden bu projeler gerçekten mahalle deneyimini ne derece taklit edebilir? Sadece barınılan binadan tanınan insanlarla sosyalleşilirse ve bu yapıların demografiği belliyse, gerçekten ne kadar çeşitli insan tanınabilir?

Syracuse CoWorks’ün
ortak yaşama/çalışma alanlarından biri, fotoğraf: Rick Moriarty,
kaynak: syracuse.com

Starcity’nin Proje Geliştirme Müdürü Eli Sokol şöyle diyor “… bu San Jose mega-yapısı, konut katları yalnızca yatay koridorlar ile değil iki katlı ortak mekânlar ve merdiven ile birbirleriyle bağlantılı teraslarla ‘dikey mahalleler’ içerecek … ‘Bu şekilde birden fazla kattan geniş bir yelpazeden sakinler binanın çeşitli ortak mekânlarında birbirleriyle sosyal olarak etkileşebilecek.’”12 Yeni mahalle kavramının yatay bir alanda değil de dikey olarak gelişmesi şehir hayatına ne gibi değişiklikler getirir? Kullanıcılar günlerini yoğun çalışma temposuyla işyerinde (ya da binalarındaki ortak çalışma alanında) geçirdikten sonra mahalleli hayatı yaşamak için yapılarını terk etmek durumunda kalmayacaklar, fakat çeşitliliği ne kadar yüksek tasarlanırsa tasarlansın, bir mahallenin dokusunu kopyalayamayacak bu yapılar mekânsal deneyimi ve iletişimi nasıl değiştirebilir?

Matthew Stewart, ortak yaşama uygulamalarını Londra’da savaş arası modernist konutlar olan Isokon ve Kensal House örnekleriyle karşılaştırarak, “En endişelendirici özellik ‘yeni yaşam biçimi’, aslında metalaştırılmış bir eski yaşam biçimi; modernizm dilinde demlenmiş fakat köklü toplumsal niyetinden soyulmuş …” olduğunu iddia ediyor.13 Konut krizine bir çözüm olarak öne sürülse de, şüpheci akıllar ortak yaşama trendinin bu problemi kullanarak kâr etmeyi gözettiğini de savunuyor. Ortak yaşamanın gerçekten sadece bir trend mi yoksa barınmanın evriminde bir sonraki durak mı olduğunu sanırım zaman gösterecek. Bu sırada uygulamalar sıklaştıkça, dikey gelişerek oluşturulan bir mahallenin getirdiği yeni şehir, mahalle ve topluluk deneyimlerini bu örnekler üzerinden gözlemlemek ilginç olacak.

1. Matthew Stewart, (2016, 2 Aralık). “The Collective is Not a New Way of Living – It’s an Old One, Commodified”. Failed Architecture. Yazarın çevirisi: “… co-living is the housing equivalent of co-working, aimed at solvent, yet asset poor, young professionals. It rests on a premise that Generation Y’ers are predominantly single, want flexibility, convenience, and value authentic ‘experiences’ over material possessions.”

2. Ilana E. Strauss, (2016, 26 Eylül). “The Hot New Millennial Housing Trend Is a Repeat of the Middle Ages”. The Atlantic.

3. Sarah Holder, (2019, 7 Haziran). “The Largest Co-Living Building in the World Is Coming to San Jose”. Citylab.

4. Holder, a.g.e. Yazarın çevirisi: “Dorm for adults”.

5. Community.

6. Stewart, a.g.e. Yazarın çevirisi: “Spatially, this plays out with an emphasis on communal spaces —the kitchen, living room— at the expense of private space, seen as a mere place to sleep.”

7. Will Coldwell, (2019, 3 Eylül). “‘Co-living’: the end of urban loneliness – or cynical corporate dormitories?The Guardian. Yazarın çevirisi: “Unfortunately, co-living places are trying to squeeze every living space into the same building, which makes it unliveable for the long-term.”

8. a.g.e.

9. Rick Moriarty, (2019, 9 Ocak). “See inside soon-to-expand Syracuse co-working, living center (photos)”. Syracuse.com. Yazarın çevirisi: “It’s a neighborhood in a building.”

10. Alana Semuels, (2015, 6 Kasım). “Dorms for Grownups: A Solution for Lonely Millennials?” The Atlantic. Yazarın çevirisi: “You’re not staying in your room watching TV all day, you’re eating in the restaurants, going to the coffee shops and the bars, and doing it as a group.”

11. a.g.e. “Social engineer”

12. Holder, a.g.e. Yazarın çevirisi: “The San Jose mega-building … will feature ‘vertical neighborhoods,’ … where residential floors are linked not just by horizontal hallways but by two-story communal spaces, and terraces whose stairs interconnect. ‘This way, a broad array [of] residents from multiple floors can interact and engage with one another socially within the building’s various communal spaces’…”

13. Stewart, a.g.e. Yazarın çevirisi: “The most alarming feature is this ‘new way of living’, is in fact a commodified old way of living; … steeped in the language of modernism yet robbed of its radical social intent.”

kentsel dönüşüm, konut, kuşak [generation], mimarlık, paylaşım ekonomisi, Serra Aşkın, sosyal konut