Welbeck Caddesi Otoparkı’nın
yan duvarına yazılmış bir veda şiiri,*
şiir ve fotoğraf: Owen Collins,
kaynak: @OGBCollins
“Bir Zamanlar
Gelecek Sendin,
Geçmişe Hoş Geldin”

Londra’nın turist kaynayan meşhur alışveriş mekânı Oxford Caddesi civarında —ana aksta yürürken ara sokaklara hiç sapılmazsa kolaylıkla atlanabilecek— caddenin mağaza bombardımanından nefes aldıran, şehrin cazibesini artıran eski yeni dengesinin korunduğu kent dokusuna işlemiş yapılar bulunmakta. Bunlardan birisi, 1968’de inşasına başlanarak 1971’de Debenhams Alışveriş Merkezi’ne hizmet vermek üzere açılan —Michael Blampied & Partners tasarımı— Welbeck Caddesi Otoparkı’ydı [Welbeck Street Car Park]. Debenhams’ın popülaritesine karşın pek de bilinmeyen bu yapının uzun zamandır sürüncemede kalmış kaderi, 2019 şubatında alınan kararla kesinleşti. Maalesef yapı yıkılacak ve yerine —hayli yavan bir seçim olarak— on katlı bir otel inşa edilecek.

Welbeck Caddesi Otoparkı,
Marylebone, 2012,
fotoğraf: Artur Salisz (CC BY-NC 2.0)

Bir dolaşım omurgasına bağlı, iki seviyeli [split-level], çatı katı dahil olmak üzere sekiz katlı bu otopark yapısının modüler taşıyıcı kolonlardan oluşan dış cephesi, Sam Jacob’ın tanımıyla “…bina büyüklüğünde bir heykel gibi duran, uzatılmış, elmas şeklinde prefabrike beton panelleri büyüleyici ve ölçeksiz bir desen oluşturacak şekilde kilitlenerek…” uygulanmış.1 Prekast beton kiriş ve döşemeler ve kısmen yerinde dökülmüş taşıyıcı elemanlar sayesinde, iç mekânda kolon kullanımına gerek kalmamış. Giriş kotu farklı işlevlere elverişli, en son restoran olarak kullanılmış. Brütalist mimarlığın topluma dair bütün olumsuzlukların nedeni olarak gösterilmesinden hemen önceki son demlerinde, otopark yapılarının “kentsel anıt” olarak algılandığı kısa bir zaman diliminde kullanıma açılan bina,2 sürücüler genelde caddeye park etmeyi alışkanlık edindiği için yeterince kullanılmamış. Bu otoparkın tekil bir örnek olduğu söylenemez, ama döneminde yenilikçi ve deneysel bir yaklaşımla uygulandığı için tarihsel değeri olduğu açık.

Üçüncü kattan kuzeybatı görünüşü, fotoğraf: Chris Redgrave
© Historic England,
kaynak:
The Survey of London

Binanın dış cephesinin özgünlüğü, kullanıcılar için “arabayı nereye bıraktık?” sorusunu yapı aktif kullanılırken tamamen ortadan kaldırmış olmalı. Aynı zamanda yarı kapalı bir mekân olduğu için yeraltı otoparklarının yarattığı havasızlık, basıklık hissinin getirdiği hafif klostrofobi ve yine tanımsız, birbirine aşırı benzer konfigürasyonların yarattığı kafa karışıklığından bir nebze daha uzak bir deneyim sunmuş olduğunu tahmin ediyorum. Yerli örneklerle —tasarım bakımından değil de işlev olarak— benzetme yapılacak olsa, Karaköy Katlı Otoparkı ya da Kuledibi Katlı Otoparkı akla gelebilir. Welbeck Caddesi Otoparkı’nı benzer yapılardan ayıran en özgün elemanı kuşkusuz cephe tasarımı, ama bu sözü edilen örnekler de hava dolaşımı ve kısıtlı doğal ışığa izin veren örnekler olarak aynı çizgide algılanabilir.3

Welbeck Caddesi Otoparkı, 2017,
fotoğraf: Jeremy Segrott (CC BY 2.0)

Welbeck Caddesi Otoparkı 2016’da Shiva Hotels şirketine satıldıktan sonra, 2017’de Westminster Belediyesi tarafından yapının yıkım izni onaylanmış. Yıkım kararı ve en takdir edilen elemanı olan cephesinin bile korunmayacak olması, hayranlarının yanı sıra mimarlık camiasındaki bilirkişiler ve yapıyı koruma çabasındaki kuruluşlar tarafından da şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla karşılanmış. The Twentieth Century Society’deki koruma başvurusunun yürütücüsü Claire Price, yapının en çarpıcı elemanı olan cephenin, binanın kat alanını değiştirmeden korunabileceğini vurgulamış. Historic England’ın da tüm çabalarına rağmen, daha çarpıcı ve biraz daha erken dönem Pop Art akımı yapıları arasında sönük kalması, yapısal özellikleri bakımından yenilikçi olmayışı ve bariz hataların da gözlenmesi nedenleriyle, yapının koruma altına alınma başvurusu reddedilmiş. Belediye yıkım kararının, çeşitli diğer nedenlerin yanı sıra şehir merkezinde araç kullanımının azaltılması hedefini destekleyeceğini gözeterek alındığını belirtmiş. Sam Jacob’ın “…dikey olarak istiflenmiş bir otoban. Fakat burada altyapı öyle bir incelikle ele alınmış ki bütün hamlığı görkemli bir güzelliğe yüceliyor.”4 diyerek methiye düzdüğü bu yapı için, bazı mimarlık ofislerinin cepheyi koruma odaklı önerileri de olmuş, ama belediye tarafından kabul edilmemiş. Hâlâ tam olarak ne işe yaradığını pek anlamadığım, yapının yıkılmaması için Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın dikkatine sunulacak bir kampanya change.org’da oluşturulmuş, ama katılım 3.000 kişi civarında kalmış. Bütün bu gelişmelerden sonra, yerine yapılacak otel tasarımı ilk olarak Eric Parry Architects’in çalışması olacakken, işverenin farklı bir yöne gitmek istemesiyle proje güncel olarak EPR Architects’in elinden çıkacak.

Eric Parry Architects’in
uygulanmayacak önerisi,
kaynak:
Architects’ Journal
EPR Architects’in güncel önerisi,
kaynak:
Architects’ Journal

Özellikle Londra’da cephe tasarımı ön planda olan bir sürü yeni ve yeniden işlevlendirilmiş proje yapılırken, bu örneğin korunmaması ilginç. Cephenin korunmama nedenlerine dair tahminim en başta, tamamen yıkıp yeni bir tasarım uygulamanın maliyetinin daha düşük olduğu yönünde. Bilirkişilerin de belirttiği gibi hem otopark yapısı olduğu için kat yüksekliklerinin düşük olması hem de bu tasarımdaki kiriş ve döşeme birleşimlerinden kaynaklanan ek kat yüksekliği kaybı, cephe korunsa bile kaçınılmaz bir metrekare kaybı düşüncesinin binanın yeni sahibinin canını sıkması, tamamen korunup yeniden işlevlendirilse yeni işlevlere mekân olarak yetemeyecek olması, döşemelerin değiştirilmesinin binanın yapısal bütünlüğüne olabilecek olumsuz etkisi ve maliyeti yüksek uygulama kararları ve işçilik gerektirecek olması gibi çeşitli olasılıklar da aklımdan geçiyor. Fakat bir yandan da sonucun güzelliği ya da çirkinliği bir yana, dünyanın her yerinde cephesi korunarak arkası tamamen yeniden tasarlanmış (eminim akla çok yakından bir sürü örnek geliyordur) yapılar da var.

Londra’daki son çok katlı otopark örneği olan bu yapının tutkunlarından mimar Simon Henley, taşıyıcı cephe detaylarının bir benzeri olmadığını vurgulayarak binanın korunmama kararının yanlış olduğunu savunuyor. Victoria ve Albert Müzesi’nin Robin Hood Gardens’a yaptığı gibi (yıkılan bu toplu konutun bir kısmı V&A sponsorluğunda 2018 Venedik Mimarlık Bienali’nde sergilenmiş ve bu ‘koruma’ yöntemi hem övgü hem eleştiri almıştı) Welbeck Caddesi Otoparkı’nın cephesinin de bir kısmının müze tarafından taşınıp korunmasını önermiş. Otoparkın tamamen moloza dönüşmesindense bu öneri son çare olarak uygun duruyor. Yapı parçalarının tarihi eser olarak müzelerde ya da bienallerde sergilenmesi, modern zaman yapıları değil de antikçağ, ortaçağ vs. buluntuları için kabul edilebilen bir davranışken, acaba günümüz dünya sisteminde önem taşıyan yakın dönem eserlerin yeni koruma anlayışı buna mı evriliyor? Kâr elde edilebilecek arazilerdeki mimari eserler, parçaları muhafaza edilerek mi sonraki nesillere bırakılacak?

Gece görüntüsü, fotoğraf: Serra Aşkın

Bu konuyla alakalı olduğunu düşündüğüm başka bir gündem konusuna da değinmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta The GuardianBeton Haftası” başlığı altında beton kullanımı, beton yapıların yıkılması sonucu ortaya çıkan atıklar ve bunlarla doldurulan araziler, betonun insan sağlığına ve çevreye olan zararları gibi konuları içeren çok sayıda makale yayınladı. Bu makalelerden biri beton ve çimentonun karbon ayak izinden ve bunun iklim değişikliğine olan etkisinden bahsediyor. Geri dönüşü olmayacak bir çevre felaketini önlememiz için sadece on iki yılımızın kaldığına dair uyarıları, Paris İklim Anlaşması’nı ve benzer girişimleri göz önüne alırsak hâlâ kullanılabilecek, dönüştürülebilecek, değerlendirilebilecek yapıları para ve güç dışında geçerli bir neden olmadan yıkmak son derece sorumsuz bir tutum. Çarpık bir ‘ânı yaşa’ anlayışı ile ilerlemeye devam. Belki de bütün bu durumun bir açıdan özeti olabilecek sözler Greyscape’te yazılmış: “[Welbeck Caddesi Otoparkı] Artık resmen yıkılmak üzere, hem de bakımsızlıktan değil, geç kapitalizm yüzünden. Evet, söyledik işte, yeni sahipleri 1970’lerin bir şehir simgesini korumaktansa paraya daha çok önem veriyorlar.5

* FAIR WELBECK STREET, in all your brutalist majesty, / Balanced & bold against the massive London sky, / Teetering house of cards, it would be such a travesty, / To bring the barrier down, and say goodbye. / In your storey-stacked style, you seem to call / To days when we were young, shook hands, dreamed dreams / Of progress, motion, of standing tall, a future fast and fine as jet streams. / Those five-sided triangles, pointing down from above, certain in saying: YOU ARE HERE. You are loved. / And now your days are nearly gone, but turning off the thoroughfare, / I find your striplights glaring on, the ever-widening dream, still there. / I know I shall pass by one morning, to find an absence in your place. / Let traffic dip its lights in mourning, for your cemented charm, your concrete grace. / Farewell, fair Welbeck Street, too beautiful to last / Once you were the future / Welcome to the past. [Owen Collins]

1. Alyn Griffiths, “Lesser Known Architecture at the Design Museum”, Dezeen. Yazarın çevirisi: “…it sits like a block-sized sculpture, its elongated diamond-shaped prefabricated concrete panels locked together into mesmeric and scaleless pattern…”

2. a.g.e. “civic monuments.”

3. En popüler ve başarılı güncel otopark yapılarından olan Miami’deki Herzog & De Meuron tasarımı 1111 Lincoln Road da, otopark yapıları söz konusu olduğunda bahsedilmesi şart bir mekân.

4. Alyn Griffiths, “Lesser Known Architecture at the Design Museum”, Dezeen. Yazarın çevirisi: “…highway engineered into vertical stack. But here infrastructure is handled with such delicacy that all its rawness is elevated to sublime beauty.”

5. Yazarın çevirisi: “It’s officially on its last legs, and not because it’s fallen into disrepair but because of late Capitalism. There we said it, it’s new owners care more for money than for the preservation of a 1970s landmark.”

brütalizm, kent, kentsel dönüşüm, Londra, mimarlık, otopark, Serra Aşkın, şehir, Welbeck Caddesi Otoparkı