Sosyal Konut ve Sinema
Heygate:
Uzaylıların Şafağı ve
Harry Brown

Bir sürü popüler filmde arka plan olarak kullanılan Heygate konut projesi, 1974–2010 yılları arasında Southwark, Güney Londra’da yer almış büyük ölçekli bir konut kompleksi. Brüt beton, tekrarlayan geometrik formlar ve samimi yapısal elemanlar içeren Heygate, Corbusier etkisinde bir mimariye sahipti.1 Yıllarca süregelen ihmal sonrası sakinlerinin boşaltıldığı bu konut yapıları 2014’teki yıkımına kadar dört sene boyunca terk edilmiş hâlde durdu.2 Uğradığı kentsel gerilemeyle, “batmış konut projesi”ne çıkmış adıyla ve kentsel dönüşüm ile soylulaştırma üzerine yarattığı tartışmalarla ünlüdür.3 2000’lerin başından itibaren, Southwark belediyesi tarafından kentsel dönüşümden geçirildi. Halkın geneli projenin çirkin ve tehlikeli olduğunu düşünürken, yapının sakinleri tarafından olumsuz yorumlara ısrarla karşı çıkıldı.4 Bu ve benzeri konut projelerinde var olan toplumsal huzursuzluklara mizahi bir açıdan yaklaşan Uzaylıların Şafağı [Attack the Block] (2011) ve bu konsepti aşırı uçlara taşıyarak dramatize eden Harry Brown (2009) filmleri, yıkılmayı beklediği yıllarda Heygate projesini mekân olarak kullanmıştır.

Uzaylıların Şafağı (yön. Joe Cornish, 2011) antisosyal davranışlarda bulunan ve stajyer hemşire Sam’i soyarak filmin olaylarını başlatan beş kişilik bir çeteyi, kurgusal Clayton konut projesinde takip eder. Devamında gökten düşen bir yaratığı öldürürler, bu hareket benzer diğer yaratıkları da mekâna çeker ve bir ölüm kalım savaşı başlar. Eğlenceli vakit geçirilebilecek film, bir yandan da sosyal konut projeleri ve alakalı sosyolojik konulara dair fikirleri izleyiciye işler. Sosyal konutun kendisi garip bir mimari görünüşe sahiptir ve bu izlenim kasıtlıdır. Bu özelliği Sarah Ilott “…bütün aksiyon sahneleri, uzay gemisi izlenimi vermek üzere aydınlatılmış bir yüksek bloğun etrafında geçer, her iki seçim de ötekilik hissi yaratmak için verilmiş biçemsel kararlardır.”5 olarak anlatmıştır. Bu açıklama, sosyal konut projelerinin sahip olduğu ‘öteki’ imajını ve sakinlerindeki dışlanmışlığı, ‘ötekiler’ yaftasını vurgular.

Yeşilimsi bir renkle aydınlatılmış
yüksek blok,
Uzaylıların Şafağı, 2011

Genelde projeler güvensiz olarak bilinirken filmdeki bazı sahneler bu görüşe karşı çıkmaktadır. Yaşlı bir komşunun Sam’i soyulduktan sonra sakinleştirmesi ya da Moses (çete lideri) Sam’den onu o konutta yaşadığını bilmeden soyduğu için özür dilemesi —Sam buna, orada yaşamasaydı soyulması kabul edilebilir mi olurdu yanıtını verir— benzeri birçok örnek karakterler arasındaki aşinalığı vurgulayarak konut projesindeki birlik duygusunu aktarır. Bir aidiyet iması, konutları sahiplenme ve dışarıdan gelenlere ya da yetkililere karşı düşmanca bir yaklaşım söz konusudur. Bu, bir yandan da konut projelerinin sakinlerine dayattığı yalıtım etkisini pekiştirir. Örneğin, konutların kamusal alanlarında geçen bir uzaylı kovalaması sahnesinde çete, uzaylılardan saklanmak için, yaşadıkları yüksek binanın içine kaçar. Çok katlı binayı güvenli bir alan olarak bellemeleri, o yapıya olan hakimiyetlerini gösterir.

Film ilerledikçe daha fazla bina sakini seyirciyle tanıştırılır: Görece büyük bir arka odada patronu için ot yetiştiren Ron ve uzaylıların saldırdığı anda binada bulunma şanssızlığını yaşayan müşterisi Brewis. Ot yetiştirilen dairede en büyükleri on beş yaşında beş genç çocuk, mahallelerindeki uzaylı istilasını pencereden izler. En üst kattaki dairenin manzarası (asansöre göre on dokuzuncu kat) kahramanların alanı kolaylıkla denetlemelerini sağlar. Başka bir sahnede Ron, dışarıda olan Brewis’e “Tamam sakin ol, dürbünleri çıkardım. Neredesin?” diyerek, alana olan hakimiyetini vurgular.6 Filmde, üst katlarda yaşayanlar, binanın ve pencerelerin konumuyla çevreyi engellenmemiş bir görüşle algılar; dolayısıyla seyirci de Jane Jacobs’ın öz-izleme teorisini uygulamada izler. Buna karşın, uzaylının öldürüldüğü ilk sahne ve daha saldırgan erkek canavarlarla ilk etkileşimler, olayların her zaman oyun parkında gerçekleştiğini gösterir ve bu kamusal alanı güvensiz ve denetlenmeyen bir bölge olarak tanımlar.

Yakına bir göktaşı düştüğünde, çete elemanları silahlanmak için kendi dairelerine gider. Bu sahnelerde aynı daire planının farklı konfigürasyonları gözlemlenebilir. Sahnelerdeki aydınlatma seçimleri kasvet hissini aktarmak içindir; iç mekânda kullanılan malzemelerin ve eşyaların kalitesizliğini ve eskime seviyelerini vurgular. Kimi zaman (soğuk floresan ışıkla) iyi aydınlatılmış, kimi zaman tamamen karanlıkta kalan koridorlar geçiş alanı ve tehlike olgusunu simgeler. Konut projesindeki kamusal yaya köprüleri aksiyon sahneleri için seçilmiş mekânlardır; karakterler koşar, zıplar, geçitlerin üstünde motora binerler, bu mekânlar açıkça estetik bir özelliğe sahiptir.

Çete, Heygate konut projesindeki
yaya köprüsünü geçiyor,
Uzaylıların Şafağı, 2011
Yaya köprüleri ve kamusal dolaşım alanları aksiyon sahnelerinde kullanılmıştır, Uzaylıların Şafağı, 2011

Filmin ikinci yarısında gençlerin zihniyetine, devlet ve otorite anlayışlarına, kalıp yargıya karşı çaresizliklerine ışık tutan bir sahne gelir. Soygun kurbanı (ama çetenin yanındayken kendini daha güvenli hisseden) Sam, uzaylılarla kendilerinin başa çıkamayacağını ve polise ihtiyaç duyduklarını söylediğinde, çete ona şüpheyle ve hayal kırıklığıyla bakar. Çeteden biri polisin Sam’i tutuklamayacağını ama çeteyi tutuklayacaklarını belirtir. Bir diğeri umudunu yitirmiş bir tavırla: “Bizi hiçbir şey yapmadığımızda bile tutukluyorlar zaten” der.7 Moses ise, bu gençlerin ve genel olarak sosyal konut projelerindeki sorunlu gençliğin psikolojisine dair kilit noktayı anlatan şu konuşmayı yapar:

“Ben ne düşünüyorum biliyor musunuz? Bence onları [uzaylıları] polisler gönderdi. Büyük ihtimalle bu yaratıkları devlet siyah çocukları öldürsün diye yetiştirdi. Buralara ilk uyuşturucuları yolladılar. Sonra silahları. Şimdi bizi yakalamaları için canavarlar yolluyorlar. Umurlarında değil ki. Biz birbirimizi yeterince hızlı öldürmüyoruz, onlar da bu süreci hızlandırmaya karar verdiler.”8

Bu monologda gençliğin peşini bırakmayan ırksal ve sosyolojik meseleler ortaya serilir. Film bu durumu az ve öz biçimde anlatır ve seyircinin dikkatini ister. Loic Wacquant’ın bu gençliğe, onların daha iyi bir hayata dair ümitsizliklerine ve içinde bulundukları duruma tek bildikleri şekilde cevap vermelerine dair düşünceleri, ustalıkla yapılmış bu filmde seyirciye aktarılmaktadır.

Dairede geçen şiddetli bir dövüş sahnesinden sonra bina bloğu dışarıdan gösterilir: Cephenin monoton düzeni ve —perdelerin oynaması hariç— binada olan hiçbir şeyin dışarıda gelip geçen insanlar tarafından algılanmaması aktarılır. Film, proje sakinlerinin ıssız durumunu ve bu bölgenin yediği ‘gidilmez bölge’ yaftasını tekrar tekrar ortaya koyar. Filmin sonunda polis Moses’ı, dairesini patlatarak uzaylıları yok edip mahalleyi kurtarmasına rağmen tutuklar. Bu gençlerin tavrı sadece uzaylılardan değil, polisten, devletten ve kendi gelecekleri için korkmaları nedeniyledir. Film, sosyal konut projelerindeki gençliğin hikâyesini kurgu aracılığıyla anlatmak için etkili mizahi anlar kullanır. Ayrıntılı karakterlere ve bahsi geçen söyleme katkıda bulunan yerinde diyaloglara sahiptir. Sarah Ilott, filmin hemşire ve çete elemanı gibi basmakalıp karakterlerin karmaşıklığını diyaloglar ve olaylar dizisiyle gerçek birer insana dönüştürdüğünü yazıyor. Bu da izleyicinin basmakalıp yargıların söylemdeki baskınlığını incelemesine izin verir.9 Devamında şunu ekler: “…bu filmler, medya ve milli politikaya, onların nefret etmeyi çok sevdikleri ‘canavarları’ yaratan toplumsal durumların süregelmesine neden olan yardakçı tavırlarına meydan okur.”10 Uzaylıların Şafağı’nda durum böyle olsa da, Harry Brown’da basmakalıp yargılar sorgulanmaz, tersine halihazırdaki durum abartılır.

Dövüş sahnesinden sonra
binanın dışarıdan çekimi,
Uzaylıların Şafağı, 2011

Harry Brown (yön.: Daniel Barber, 2009) ise, daha ciddi ‘ton’a sahip drama/gerilim türünde bir film. Çeşitli kayıplara uğramış, yaşlı, çökmüş bir emekli bahriyeliyi yaşadığı konut projesinde, o projedeki suç işleyen gençlikle kendi yöntemleriyle baş etmeye çalışırken takip eder. Film el kamerasıyla yapılan çekimlerle başlar, gençlik çetesine yeni bir üyenin kabul edilme törenini, gençlerin Heygate konut projesinin kamusal yaya köprülerinde motosikletlerle dolaşmasını ve rasgele bir annenin vurulmasını gösterir. Daha en baştan çete şiddeti sorununu dramatize ederek konuya yaklaşır. Ana karakter Harry Brown’ın dairesinin donuk ve kasvetli aydınlatması hem mimariyi hem de karakterin ruh hâlini sergiler. Çete ve sorunlu gençlik, Uzaylıların Şafağı’na göre daha vahşi ve tehditkâr olarak canlandırılır. Film, konut projesindeki suç ve şiddetin nedenlerine odaklanmak yerine onlara ‘korkunç’ ve ‘kötü’ adam rolünü verir.

Filmin başlarında Harry, bir konut sakininin arabasının etrafında takılan çeteyi gözlemler. Arabanın sahibi onları durdurmak için yanlarına gittiğinde çete ona saldırır ve neredeyse öldürene kadar döver. Çete, ancak başka bir kadın yanlarına koşup onlara bağırmaya başlayınca olay yerini terk eder. Harry müdahalede bulunmak yerine sadece izlemektedir. Bu sahne, konut projesi sakinlerinin şiddet karşısındaki çeşitli davranışlarını sergiler ve onları suç karşısında çaresiz kişiler olarak betimler. Jacobs’ın öz-izleme teorisi burada tekrar öne çıkar. Karakter ve izleyiciye röntgenci [voyeuristic] bir özellik atfedilir. Çete, bir altgeçitte takılır, ama —Harry de dahil olmak üzere— mahalle sakinleri bu yol bir kestirme olmasına rağmen orayı kullanmaktan kaçınır. Harry’nin yakın arkadaşı Len çeteden korktuğunu itiraf eder; çete ona lakaplar takmakta, yüzüne tükürmekte ve posta kutusundan içeri köpek dışkısı atmaktadır. Len üstünde eski, askeri bir süngü taşıdığını gösterir. Harry, Len’i polise gitmesi için ikna etmeye çalışır ama Len yardımcı olmadıklarını belirtir. Bu sorunlar karşısında çeteyle yüzleşen Len, ardından altgeçitte çete tarafından saldırıya uğrar ve öldürülür. Bu filmde süregelen aşırı dramatik uyarlamalar, sosyal konut projelerinin yarattığı izlenime hiç de gerçekçi olmayan bir olumsuzluk katmaktadır. Projelerdeki tehlike ve suç hikâyesini bu şekilde kuvvetlendirmek durumu daha da kötü hâle getiriyor olabilir.

Ana karakter dairesinden çıkarken
konut projesinin dış görünümü,
Harry Brown, 2009

Bakımsızlık filmde gözlemlenir: yaya geçitlerinde çöpler, kırık ve yamuk camlar, kirli koridorlar vesaire. Filmdeki sinematografi epey başarılıdır; mimariyi farklı hava koşullarında —özellikle brütalist mimari severler için— çok çekici karelerle sunar. Grafiti kaplı duvarların uzun çekimleri ve gece çekimleri, Heygate konut projesinin filmlerde sıklıkla kullanımını meşrulaştırır. Ek olarak, genel izleyiciye iyi ya da kötü bir şeyler hissettirir. Harry gönülsüzce de olsa film boyunca intikam peşindedir. Şiddetli davranışları bu kurgusal dünyada kabul edilebilir olsa da gerçek hayat için hayli rahatsız edicidir. Yüksek suç oranının olduğu bir sosyal konut projesinde yaşayan birisinin bıkkınlığı, duruma karşı olan siniri ve aczi, gerçek hayatta ağır bir yüktür ve ancak orada yaşayanlarla oluşturulan birlik hissiyatıyla bu yük bir nebze hafifliyor olmalıdır. Ama bu film birlik hissiyatını aktarmaktansa tehditler savuran çeteye ve yapayalnız sakinlere odaklanır.

Grafiti kaplı dolaşım alanları,
Harry Brown, 2009

Filmin sonuna doğru polis konut projesine baskın yapar ve bunun sonucu bir ayaklanma çıkar. Bu sahnede mekân kullanımı ilgi çekicidir: Çeteler konut ve garaj yapılarıyla çevrelenmiştir, diğer üyeleri ise “gökteki caddeler”den11 vandallığı izlemektedir. Sahnenin ve mekânın kurgusu alanı bir arka sokakmış gibi tasvir eder, yaratılan geçidin iki ucunun da açık olmasına rağmen garip bir klostrofobi hissi baskındır. Bu sahnede, tasarım sonucu ortaya çıkan antisosyal davranışlar argümanı bir kez daha ortaya konur. Sonuçta soruna neden olan şey sadece mimari öğeler, orada yaşayanların toplumsal yapısı, bakımsızlık ve gözetleme eksikliği değil, bunların her konut projesinde farklı şekilde birleşmesiyle ortaya çıkan durumlardır. Bahsi geçen sahnedeki aksiyon dindiğinde, konut projesini açık bir günde gösteren çekimler sıralanır. Polis, baskından sonra suç oranının düşmesinden ve proje sakinlerinin yardımlarıyla beraber bu seviyeyi koruma amaçlarından bahseder. Bu pek inandırıcı olmayan fakat kaçınılmaz bir mutlu sondur. Film bir suç hikâyesidir ve toplumsal sorunlarla ilgilenmek niyetinde de değildir. Bunun yerine amaç, konut projelerine dair basmakalıp yargıları alıp onları dramatize ederek seyirciyi yakalayan ve heyecanlandıran bir gerilim hikâyesi anlatmaktır.

Ayaklanma sahnesi ve
çete üyelerinin caddedeki konumları,
Harry Brown, 2009

1. Ben Campkin, Remaking London: Decline and Regeneration in Urban Culture, s. 82, I.B. Tauris, 2013.

2. Loretta Lees & Mara Ferreri, “Resisting Gentrification on Its Final Frontiers: Learning from the Heygate Estate in London (1974-2013)”, Cities, v. 57, s. 14–24, 2016.

3. Ibid. Yazarın çevirisi: “sink estate.”

4. Örnekler için: Heygate Was Home ve Francesco Sebregondi, “Notes on the Potential of Void”, City, v. 16 (3), s. 337–344, 2012.

5. Sarah Ilott, “‘We are the Martyrs, you’re just squashed tomatoes!’ Laughing through the Fears in Postcolonial British Comedy: Chris Morris’s Four Lions and Joe Cornish’s Attack the Block”, Postcolonial Text, v: 8 n: 2, 2013. Yazarın çevirisi: “...with all of the action revolving around a tower block that is illuminated to look like a space ship, both stylistic choices serving to create a sense of otherness.”

6. Yazarın çevirisi: “Alright, calm down, I’ve got the binoculars out. Where are you?”

7. Yazarın çevirisi: “They arrest us for nothing already.”

8. Yazarın çevirisi: “You know what I reckon, yeah? I reckon the feds sent them [the aliens] anyway. Government probably bred those creatures to kill black boys. First they sent drugs to the ends. Then they sent guns. Now they send monsters to get us. They don’t care, man. We ain’t killing each other fast enough, so they decided to speed up the process.”

9. Sarah Ilott, 2013, s. 13.

10. Ibid. s. 15. Yazarın çevirisi: “...the films challenge the media and national politics for their complicity in perpetuating the social circumstances largely responsible for creating the ‘monsters’ that they love to hate.”

11. Yazarın çevirisi: “streets in the sky.”

kent, kentsel dönüşüm, Londra, mimarlık, Serra Aşkın, sinema, sosyal konut, Sosyal Konut ve Sinema, şehir