South Bank
ve Mekân Dizimi
South Bank’te Kapalı Alanların Kamusallığı
Ulusal Tiyatro, fotoğraf: Philip Vile,
kaynak: Delta News Hub

Bir önceki bölümde anlattığım Kraliyet Festival Salonu’nun ve Ulusal Tiyatro’nun açık ve kapalı kamusal alanlarına dair kişisel izlenimlerim, halktan ve akademiden birçok kişi tarafından paylaşılıyor. Bu yapılar bahsettiğim deneyimleri sunmak için tasarlanmışlar ve çeşitli istisnalar olsa da genel kullanıcı davranışı benzer sonuçlar gösteriyor. Mimar ve araştırmacı Maria Doxa mekân dizimi kuramını kullanarak her iki yapının halka açık fuayelerine dair kapsamlı bir inceleme gerçekleştirmiş.1 Mekân dizimi, mekân ve kullanıcının ilişkisini inceleme yöntemlerinden birisidir. 1970’lerin sonunda Bill Hillier ve Julienne Henson tarafından geliştirilmiştir. Bill Hillier’in açıklaması şu şekilde: “Eğer mekânsal ilişkileri iki mekân arasında herhangi tür bir bağlantı —mesela bitişiklik ve geçirgenlik— olduğu zaman var olan ilişkiler olarak tanımlarsak, o hâlde iki mekânın arasındaki ilişki bizim birini, diğerini ya da her ikisini en az bir diğer mekânla ilişkilendirmemizle değiştiğinde konfigürasyon var olur.”2 Kuram, mekânı analitik metotlar kullanarak birimler serisine yapılandırmak için bir yöntemdir.3 Arruda Campos bu metodu şöyle özetler: “Mekân dizimi kuramı ve teknikleri yerleşimlerin ve yapıların mekânsal konfigürasyonunun temsiline, betimlenmesine, ölçülmesine ve yorumlanmasına izin verir, böylece dizim ya da konfigürasyon analizi kavramına dayanarak mekânsal unsurları toplumsal değişkenlerle ilişkilendirmemize olanak sağlar.”4 Yerleşik alanların toplumsal yönlerinin önemi, mekân dizimi yöntemleri kullanılarak mekânların açıklanmasında daha baskın olabilir.5 Bu yöntem genelde yapıların kat planları ve şehir planları üzerinde, mekânı kurgulamak için kullanılır, hiyerarşik bağlantıları ortaya çıkartır ve incelenen mekâna özel toplumsal örüntüler üretir.6 Analiz, veri toplanmasının ardından harita ve grafik üretimiyle gerçekleşir. Son zamanlarda mekânsal biliş, “düzenlenmiş mekânın anlaşılabilirliği, yani mekânın yerleşik ya da daldırılmış gözlemcinin içinde kendi yönünü bulabilecek şekilde mekânı anlamasına izin veren özelliği”7 üzerine kuramlar üretilmekte. Mekân dizimini uygulayan kuramlar ve araştırmalar insanların kamusal mekânı kullanım biçimlerinin incelenen mekânın, içinde bulunduğu yerle olan geçirgenlik ve görsel bağlantıyla ilgili ilişkilerinden etkilendiğini, ayrıca tüm alandaki yaya trafiğiyle de belirlendiğini ileri sürüyor.8

Üstte: Kraliyet Festival Salonu’nun
ana fuaye kotunun mekânsal analiz için üretilmiş modeli, altta: Ulusal Tiyatro’nun kamusal alanlarının zemin kat planı9

Mekânsal konfigürasyon çalışmalarından genel olarak iki sonuç meydana çıkar; yaya hareketi o kamusal mekândaki değişmez insan sayısını doğrudan etkiler ve kamusal mekândaki güçlü görsel bağlantı kullanıcının yayılma oranını azaltır.10 Bu elimizdeki örneklerde de gözlemlenebilir. Kraliyet Festival Salonu’nda kullanılmayan geniş mekânlar mevcuttur, bu fuayenin daha az kalabalık olduğu ve daha az kullanıldığı izlenimini yaratır. Ulusal Tiyatro’da mekân her köşede bir kullanıcı olduğundan daha yoğun kullanılıyormuş gibi gözükür, hacim de daha küçükmüş gibi hissedilir. Maria Doxa’nın bu mekânlarda gerçekleştirdiği çalışması daha önce detaylandırdığım kişisel izlenimlerimle aynı doğrultuda sonuçlar vermiştir. Doxa, Kraliyet Festival Salonu’nun zemin kotunu ve Ulusal Tiyatro’nun üst giriş kotunu inceleyip birbirinden farklı sonuçlara ulaşmıştır. Bir gün içinde Kraliyet Festival Salonu etkinlik günü olmasa bile sürekli kullanım hâlindeyken, Ulusal Tiyatro sabahları ziyaret edilmemiş, öğlen daha çok insan gelip gitmiş ve saat 18:00 sonrası mekân canlanmıştır. Doxa Kraliyet Festival Salonu’nun açık fuayesinin, toplantı alanını görebilen birden fazla bakış noktasına sahip olduğunu doğruluyor. Ulusal Tiyatro’ya geldiğimizde, Olivier ve Lyttelton salonlarının fuayeleri birbiriyle ve oturma planıyla uyumlu olsa da giriş pavyonu, danışma ve kitabevi mekândan kopuk durumda. Yapıya dışarıdan yaklaşımda giriş noktaları bütünden kopuk gibi görünüyor.11 Bu, Ulusal Tiyatro’nun “doğrudan erişime” sahip olmasıyla, Kraliyet Festival Salonu’nda ise “büyük entegrasyon seviyelerinin” varlığıyla sonuçlanıyor.12 Yani, Ulusal Tiyatro’nun daha kolay erişilmesine rağmen uyandırdığı kafa karışıklığı ve yönelim kaybı hisleri ve Kraliyet Festival Salonu’nun rahatlatıcı etkisi ve sosyal içerme niyeti yapıların mekânsal kurgularından kaynaklanıyor. Bu durum mekânların hareket analizinden edinilen verilerle de kanıtlanmış.

Yapılara gelen ziyaretçilerin
girişten itibaren üç dakika boyunca gözlemlenen hareket izleri,13
solda: Kraliyet Festival Salonu,
sağda: Ulusal Tiyatro

Doxa’nın araştırmasından edinilen verilere göre Kraliyet Festival Salonu’nda nehir tarafındaki girişler faaliyetin %30’unu oluştururken, ana giriş %20’den daha az kullanılıyor; bu demek ki ana giriş olarak tasarlanmış alan gerçekten önemini kaybetmiş. Kullanıcıların genel hareketi yapının özgün konfigürasyona göre dolaşıldığını gösteriyor. Buna kıyasla Ulusal Tiyatro’nun ana girişi sıklıkla kullanılıyor, ama fuayelere ulaşmak için giriş yapan kullanıcılarla giriş alanında kalan insanların ayrımı belirgin. Ayrıca yapının mekânsal düzeninin içeriden ve dışarıdan algılanması arasındaki farklılık, kullanıcının keşif deneyimi ile planın konfigürasyonu arasındaki ilişkiyi zayıflatıyor.14 Maria Doxa şöyle diyor: “Giriş noktalarından etkinliğin merkezine olan görsel erişimin yokluğu… ve giriş holünün Kraliyet Ulusal Tiyatro’sunun kamusal alanlarının genel konfigürasyonunda ayrı tutulması yapıya giriş yapan kişinin yapının olduğundan daha az kullanıldığına dair bir ilk izlenim oluşturmasıyla sonuçlanır.”15 Bu sav fuayenin yatay ve düşey düzeninin yarattığı kafa karıştırıcı hissi açıklıyor. Kısaca bu araştırmanın bulguları şöyle: Kraliyet Festival Salonu’nda toplantı alanı ve oditoryumun karnı, fuayenin odak noktasıdır, kullanıcı hareketini kendine doğru çekip istenilen etkinliğe doğru dağıtır. Görüşün her yöne ulaşması kullanıcılar arasındaki görünürlüğü ve erişilebilirliği etkiler ve mekânın gayriresmi olmasını sağlar. Diğer yandan, Ulusal Tiyatro’da hareketin çekirdeği Lyttelton fuayesidir; kullanıcıların diğerlerine dair olan farkındalığı görsel ayrım ve etkinlikler arası yetersiz geçirgenlik yüzünden daha azdır, bu da deneyimi daha resmi kılar.16 Kraliyet Festival Salonu hakkındaki bulgular doğru olsa da, Ulusal Tiyatro’nun resmiyeti benim izlenimim olmadı. Ulusal Tiyatro’nun kamusal mekânlarında bir sürü görüşe sahip olan, aynı zamanda bir sürü yerden gözlemlenebilen kullanıcı, etrafında olan bitene ve kendi hareketlerine dair daha dikkatli olmak durumunda olabilir, ama bu bir kopukluk ve kısıtlama hissine yol açmaz. Tam tersine, Ulusal Tiyatro’nun cazibesini artırır; bu özellik ile mekânda keşif olasılıkları artar. Sonuç olarak bu bilimsel araştırma yapıların kamusal alanlarının ilk algısına yönelik dayanaklar sunar ve bu iki yapının tasarımının kullanıcı deneyimine olan etkilerinin anlaşılmasına yardımcı olur.

İncelediğim kültür yapılarının etkileyiciliği ve iyi işleyen kamusal alanlara sahip olması, şüphesiz tasarımcılarının kullanıcı deneyimini göz önünde bulundurması ve buna dair niyetlerini mimarideki mekânsal düzene yedirmesiyle meydana gelmiş. Londralılar ve diğer ziyaretçiler bu yapıların iç kamusal mekânlarında keyifli vakit geçiriyorlar. Birçoğu farkında olmasa da bir şehrin, kullanıcılarının istediği zamanda gezinebileceği “özgür, sıcak, kapalı mekânlarının”17 olması değeri bilinmesi gereken bir durum. Bu mekânların çevresindeki kentsel dokuyla bütünleşmesi de mühim ve kullanıcı deneyimini etkiliyor. South Bank örneğinde Kraliyet Festival Salonu ve Ulusal Tiyatro sadece içinden geçip gitmek ya da başka bir yer kesmediğinde uzun uzun vakit geçirmek için tercih edilen, herkese karşı konuksever mekânlar.

Hungerford Köprüsü’nden
South Bank alanına bakış,
fotoğraf: Ian Wallace,
kaynak: Ian Wallace Photography
portfolyo sitesi 

Günün sonunda, Waterloo Köprüsü’nün güney ayağından otobüse binip kuzeye doğru South Bank’ten uzaklaşırken Ulusal Tiyatro ve Kraliyet Festival Salonu hızla görüşten kayboluyor. Akşam karanlığında ışıklandırmalarını açmış yapılar o zaman bile insanı yakalıyor ve South Bank’e geri çağırıyor. Nehir kenarında hâlâ oyalanan insanlardan anlaşılıyor ki bölge yakın zamanda ıssızlaşmayacak. Restoranlar ve yemek satan kamyonetler hizmetlerini akşamın geç saatlerine kadar sürdürecek; insanlar gece yarısına kadar konser salonlarının kamusal fuayelerine girip çıkmaya devam edecek. South Bank’in bu kültür merkezleri bütün olarak bakıldığında “kritik çoğunluk” üretiyor ve buranın dinamik ve tercih edilen bir kamusal mekân olmasını sağlıyor.18

1. Doxa, M. (2001). “Morphologies of Co-presence in Interior Public Space in Places of Performance: the Royal Festival Hall and the Royal National Theatre of London.” In: Peponis, J., Wineman, J., Bafna, S. Proceedings - 3rd International Space Syntax Symposium, Atlanta, 7–11 May 2001. Michigan: A. Alfred Taubman College of Architecture and Urban Planning.

2. Hillier, B. (1996). Alıntılandığı yer: Arruda Campos, M. (2000). Urban Public Space: A Study of the Relation Between Spatial Configuration and Use Patterns. s. 31. Yayımlanmamış doktora tezi. The Bartlett, University College London. Yazarın çevirisi: “If we define spatial relations as existing when there is any type of link —say adjacency or permeability— between two spaces, then configuration exists when relations between two spaces are changed according to how we relate one or other or both to at least one other space.”

3. Bafna, S. (2003). “Space Syntax: A Brief Introduction to Its Logic and Analytical Techniques.” Environment and Behavior, 35, s. 17.

4. Arruda Campos, M. (2000). s. 31. Yazarın çevirisi: “Space syntax theory and techniques allows for the representation, description, quantification and interpretation of the spatial configuration of settlements and buildings, allowing us to correlate spatial elements to social variables, based on the concept of configuration analysis.”

5. Bafna, S. (2003). s. 26.

6. Ibid. s. 18–20.

7. Ibid. s. 26. Yazarın çevirisi: “the intelligibility of a configured space, that is, the property of the space that allows a situated or immersed observer to understand it in such a way as to be able to find his or her way around in it”.

8. Arruda Campos, M. (2000). s. i.

9. Doxa, M. (2001). s. 4.

10. Arruda Campos, M. (2000). s. i.

11. Doxa, M. (2001). s. 3–7.

12. Ibid. s. 6–7. “direct accessibility”, “larger integration levels.”

13. Ibid. s. 8.

14. Ibid. s. 7–8.

15. Ibid. s. 11. Yazarın çevirisi: “The lack of visual access from the entrances to the centre of activity… and the segregation of the entrance hall in the overall configuration of the RNT’s [Royal National Theatre] public spaces result in a person entering forming a first impression of the building being less used than it actually is.”

16. Ibid. s. 14.

17. Calder, B. (2016). Raw Concrete: The Beauty of Brutalism. London: Penguin Random House UK. s. 326. “free, warm, indoor space.”

18. Calder, B. (2016). s. 327. “critical mass.”

kamusal alan, kent, Londra, mekân dizimi [space syntax], mimarlık, Serra Aşkın, şehir