kaynak: rogerebert.com
Sosyal Konut ve Sinema
Lanet Olası Canavarlar!

Guy Fawkes gecesi. Genç bir kadın Güney Londra’da işten çıkmış, evine yürür. Aralıksız maytap seslerinin eşliğinde telefonda annesi ile konuşur. Yürüdüğü bölge ıssızlaşır, kamera çete elemanlarının isimlerinin grafitileriyle kaplı bir duvara yönelir. Kadın telefonu kapatırken, yüzleri maskeyle gizlenmiş bir çeteyi fark eder ve gözle görülür bir biçimde tedirgin olur. Çete kadının etrafını sarar ve çete lideri kadını soymaya başlar, kadın biraz karşı koymaya çalışınca lider bıçağını çeker. Çete, duruma hâkim olduklarını göstermek için kadını itip kakar. Bir anda saldırı, yakında park etmiş bir aracın üzerine düşen cisim nedeniyle sekteye uğrar. Çete lideri, dikkat dağıtıcı bu durum karşısında kadının kaçmasına izin verir ve düşenin ne olduğunu anlamaya çalışır. Aracı incelerken tanımlanamayan bir hayvan üstüne sıçrar ve lideri devirir. Diğer çete elemanlarının kendisiyle dalga geçmesine son vermek için lider, hayvanımsıyı takip edip öldürür. Gökten düşen bir sürü meteor izleyicinin dikkatine sunulur ve filmin başlığı ekranda belirir. Kamera, sosyal konut yapısını yukarıdan aşağıya süzer, saldırıya uğramış kadını bulur ve komşusuyla altgeçitte karşılaşmalarını gösterir. Komşu, kadını dairesine davet eder. İkisi de mahalleyi kendilerininmiş gibi yöneten çete konusunda hemfikirdir: “Lanet olası canavarlar!” [Fucking monsters!].

Özünde bir ‘uzaylı saldırısı’ komedisi olan 2011 tarihli Uzaylıların Şafağı [Attack the Block] filminin ilk sahneleri, yaygın olarak bilinen/varsayılan hâliyle sosyal konut projelerinin toplumsal yapısını aktarır. Korku, suç, soyutlanma ve bunlara rağmen oluşmuş birlik/cemaat hissiyatı filmde güçlü bir şekilde hissedilir. Birçok film sosyal konut projelerini, karakterlerin kişiliklerindeki kırıklık ve eksiklikleri hem yansıtmak hem de bu karakteristiklerin kaynağı olarak göstermek için kullanır. İzleyici ekranda sosyal konut gördüğünde, çeşitli ‘paket’ özellikleri —geçmişi, yaşam koşulları, ruhsal durumu vesaire— karaktere doldurur. Bu açıdan, filmlerde mekân olarak sosyal konut kullanmak kilit bir seçimdir.

Üç bölümlük bir dizinin ilk bölümü olan bu metin, ‘sosyal konut’ söyleminin üzerinden hızla geçerek öne çıkan kaynaklarına dikkat çekecek. Ardından kimi sosyal konut projelerinin sinemadaki temsilini, bahsi geçen teorileri göz önünde bulundurarak analiz edeceğim. Bu fikirlerin sinematik temsilde nasıl açığa çıktığını, Londra’da bulunan Heygate ve Mardyke sosyal konut projelerinde geçen filmler üzerinden irdeleyip bu mimari mekânların filmlerde neden kullanıldığını ve nasıl temsil edildiğini ele alacağım.

Heygate Sosyal Konutları,
tasarımcı: Tim Tinker, 1974.
Konutlar, 2011–2014 arasında yıkıldı,
kaynak: Wikimedia Commons
Mardyke Sosyal Konutları, 1960’lar. Londra’nın banliyösü olan Essex, Hornchurch kentsel bölge konseyi için, İngiltere’nin en eski ve büyük aile inşaat şirketlerinden biri olan Wates Group tarafından inşa edildi. 2009’dan
bu yana ‘kentsel dönüşüyor’.
Fotoğraf: Nico Hogg (CC BY-NC 2.0)

Sosyal konut projeleri temelde 2. Dünya Savaşı sırasında Londra’nın aldığı ağır hasar sonucu oluşan acil konut ihtiyacına çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Mimarlık dünyasını etkisi altına alan modernizm dalgasının etkisiyle, ütopik imalarla bezeli yeni bir tasarım anlayışı çoğu sosyal konut projesinde uygulanmıştır. Ne var ki, bu yaklaşımın saf ve umut dolu vaatlerine rağmen, ortaya çıkan sonuç pek de öyle olmadı. Sosyal konut projelerinin maruz kaldığı olumsuz etiketlenme yaygın olarak biliniyor. Bu mekânların toplumsal yapısına, mimarisine, yetkililerin konut sakinlerine karşı davranışlarına dair bir sürü sorun onlarca yıl içinde ortaya çıktı. Emily Cuming’e göre, bu projeler şehirlerin çeperinde yer alan, genel olarak nahoş, ezici ve ‘gri’ olarak algılanan, istenmeyen toplumsal huzursuzluklarla ilişkilendirilen mekânlar olmuştur.1 Çeşitli güvenlik meseleleri ve suç olaylarını ortadan kaldırma çabaları üzerine tartışmalar ile bu mekânların toplumsal yapısı çerçevesinde, toplumda aldığı yer ve yetkililerin bu mekânlara karşı yaklaşımları güncel ve yaygın konulardır. Seçilmiş literatür, sosyal konutların şehir planlama, mimari tasarım ve sosyolojik niteliklerine dair genel tartışmalara ışık tutmaktadır.

Jane Jacobs’ın şehirler ve şehir planlama ilkelerine dair çalışmaları, bilindiği gibi konut tartışmaları üzerinde de kuvvetli bir etkiye sahip. Jacobs’ın argümanındaki kilit noktalardan biri, bir bölgedeki kamusal alanların güvenliğinin sürdürülebilmesidir. Jacobs polis kuvvetlerinin güvenliği sağlamak için vazgeçilmez bir unsur olduğunu kabul eder, fakat bu düzeni sağlayan ana kuvvetin o alanda yaşayan insanlar ve “insanların arasında karmaşık, neredeyse bilinçsizce oluşmuş, gönüllü denetleme ve standartlar ağı” olduğunu söyler.2 Kendi kendine gözetlenen bir meskûn mahal yaratılması ile birlik duygusu kuvvetlenir ve tanıdık olmayan davranışların fark edilmesi kolaylaşır. Buna ek olarak, Jacobs güvenli caddelerin koşullarını listeler: Kamusal ve özel alanlar birbirinden ayrışmalıdır, insanların hayrını gözeten ve pekiştiren bölge sakinleri sokakları, caddeleri ve yapıları gözlemlemelidir ve sokaklar, diğer sakinlerin bir odak noktası olarak belleyebileceği birer denetleyici görevini görecek kullanıcılar tarafından sürekli işgal edilmelidir.3 Ayrıca Jacobs, çeşitlilik ve geçiş alanlarının sık kullanımını teşvik için “küçük ada ihtiyacı”nı savunur.4

Savunulabilir alan teorisinin yaratıcısı Oscar Newman, Jacobs’a katılmaktadır. Güvenli bir yaşama alanı için sakinlerin öz-izleme yapmasının vazgeçilmez olduğunu ve onların bu davranışta sürekli ve sorumlu olmaları gerektiğini ileri sürer.5 Newman’ın savunulabilir alan tanımı şöyledir: “Sakinleri tarafından hayatlarını iyileştirmek için kullanılan, bir yandan da ailelerine, komşularına ve arkadaşlarına güvenlik sağlayan, yaşayan bir meskûn mekân.”6 Görsel denetleme önemli bir unsurdur, fakat gözetlemenin yapılacağı yerler tasarıma, mimarın mekâna ve kullanıcılara yaklaşımına göre evrilmelidir.7 Tasarımın toplumsal sorunlar üzerindeki etkisinin göz ardı edilemez olduğunu söyler, yetersiz tasarımın suçla ilgili faaliyetlere nasıl yol açtığını verilerle sunar.8 Gözlem için makul açılara izin veren bina yönelimleri, sakinlerin saldırıya açıklık algısını kolaylaştıran yapı formları ve konutların yerleşim bölgeleri, bir meskûn mekânı sağlıklı kılmaya katkısı olan unsurlardır.9 Newman’ın düşüncesine göre “tanımlanmış sınırların yokluğu, zayıf tasarım ve bu etkenlerin sosyal konut için uygun olmayan mekânlarla etkileşimi” sosyal konut projelerinde gerilemeye yol açan nedenlerdir.10 Akademik çevrenin birçok üyesi mimarinin bu olumsuz sonuca katkısı olduğunu savunur. Alice Coleman açıkça şöyle belirtir: “Yeni ya da yeniden imar edilen alanlardaki toplumsal düşüşün çoğu yönüne etkide bulunmuş gözüken esas etmen, savaş sonrası Birleşik Krallık’a dayatılan ütopik tasarım anlayışıdır.”11 Will Montgomery, Coleman’ı alıntılamasına rağmen onun ve Newman’ın mimarlığın toplumsal gelişme üzerindeki etkilerine dair düşüncelerine karşı çıkar: “Saldırı, hırsızlık, uyuşturucu tacirliği, cinsel saldırı, haşarat, kötü kokulu asansörler ve vandallığı —sözgelimi, yüksek yoğunlukta fakirliğin toplumsal sonuçlarıyla ilişkilendirmek yerine— imar edilen yerlerin tasarımıyla ilişkilendirmek hayli basmakalıp bir yaklaşımdır.”12 Newman yerinde tespitlerde bulunmuştur, ama teorisi bütünüyle ele alındığında gerçek hayatta inandırıcı değildir.

Ben Campkin, Aylesbury konut projesini örnek olarak alıp sosyal konut projeleri söylemini onun üstünden düşünür; Birleşik Krallık devletinin sosyal konut projelerine karşı tavrını, bir yandan da Newman’ın bu projeye yaklaşımını eleştirir.13 Newman’ın bu konudaki duruşunu aktarır, ardından çeşitli düşünürlerin karşıt fikirlerini sunar. Örneğin Bill Hillier, Newman’ın yaklaşımını yüksek bina blokları ve suç oranları arasındaki korelasyonu reddederek eleştirir; bunun yerine daha önce gelen toplumsal yapının suçlu olduğunu iddia eder.14 Campkin, Newman’ın teorisinin uzağı göremediği ve konut politikaları, orada yaşayacak toplumsal grubun dezavantajları, medyanın konunun algısındaki etkisi, konut projesinin idare birimleri vs. gibi birçok diğer faktörü değerlendirmediği konusunda Hillier’le hemfikirdir.15 Elbette ki tasarım öğesi bir projenin başarısızlığında rol oynayabilir, ama toplumsal yapı, projenin yeri, projenin bakımı ve gözetimi daha önemli etkenlerdir. Ek olarak Campkin, Aylesbury ve Heygate konut projelerini, Southwark Belediye Meclisi’nin davranışlarına ilişkin bir eleştiriyle birlikte karşılaştırır:

“Aylesbury örneğinde çoğu sorun, projenin başlangıcındaki kesintiler ve verilen tavizlere, komplike maliyet modellerine, prefabrike yapım sistemlerinin kullanımındaki tecrübe eksikliğine, aşırı hırslı ölçeğe, mimarlar ve konut yetkilileri arasındaki iletişimsizliğe ve devamlı yatırım ve bakımın olmamasına bağlanabilir. Buna karşın, Heygate daha kaliteli ve daha kolay anlaşılır bir projedir. Uygun fiyatlı konut eksikliğinin vahim olduğu ve dar gelirli kesimi şehrin çeperinde yaşamaya zorlayacak konut yardımı politikası değişikliklerinin de yapıldığı bu dönemde, Heygate’i yıkıma mahkûm edip yıllarca boşa yakın kalmasına neden olan Southwark’ın saikini sorgulamamız gerekir.”16

Loic Wacquant, Urban Outcasts’te (2008) çeşitli şehirlerin çeper mahallelerinde yaşanmış huzursuzluk durumlarını ele almış ve şu görüşe ulaşmıştır: “Fransız işçi sınıfı banliyölerini, İngiliz iç şehirlerini ve Kuzey Amerika’nın gettolarını ve onlara bitişik barrio’ları sarsan büyük ya da küçük huzursuzluklar, gerileme girdabına kapılmış yoksul, ayrılmış ve genelde viran mahallelerin genç kesiminin bulaştığı olaylar olmuştur. Bu olayların, bu bölgelerde büyüyen etnik-ırksal gerginlikler tarafından körüklendikleri gözükmektedir.”17 Wacquant’ın çalışmaları, kökü ayrımcılık hissi ve yoksulluğa karşı harekete geçme isteğine dayanan ve etkili bir hareket olan polisle çarpışma ve günlük hayatın huzurunu kaçırma yollarıyla ayaklanan gençlik yüzünden konut projelerinde ortaya çıkan çalkantıları inceler.18 Bu gençlik sadece daha iyi iş imkânları, kaliteli bir eğitim, makul konut olanakları ve yetkililerin tarafsız yaklaşımını ister.19 Yerel belediyeler bu olaylara gerekli şekilde yaklaşmadıkları için durumu kötüleştirmektedirler. Kentsel gerilemeye yaratıcı çözümler bulmak yerine, bu duruma dönüşüm projeleriyle —özünde soylulaştırma önerileriyle— yaklaşmaları ‘problem topluluk’u o mekândan uzaklaştırmaya yol açar. Yaygın işsizlik, yöre halkını durumu kötüye giden bölgelere ötelemek ve sosyal konut projelerine karşı gün geçtikçe artan negatif damgalama20 yakın bir gelecekte bu durumun çözülmeyeceğini göstermektedir. Bununla birlikte sosyal konut projeleri, görsel değerleri ve onlarla ilişkilendirilen çeşitli toplumsal unsurlarıyla kurgu yapıtlarda sıklıkla kullanılan verimli kaynaklardır.

1. Emily Cuming, “Private Lives, Social Housing: Female Coming-of-Age Stories on the British Council Estate”, s. 336, Contemporary Women’s Writing, v. 7 n. 3, s. 328–345, 2013.

2. Jane Jacobs, The Death and Life of Great American Cities, s. 31-32, Random House, New York, 1961. Yazarın çevirisi: “…by an intricate, almost unconscious, network of voluntary controls and standards among the people themselves.”

3. ibid., s. 35.

4. ibid., s. 178–186. Yazarın çevirisi: “the need for small blocks”.

5. Oscar Newman, Defensible Space: People and Design in the Violent City, s. 15, Architectural Press, London, 1972.

6. ibid., s. 3.

7. ibid., s. 4.

8. ibid., s. 7.

9. ibid., s. 7-9.

10. Ben Campkin, Remaking London: Decline and Regeneration in Urban Culture, s. 88, I.B. Tauris, 2013. Yazarın çevirisi: “The lack of defined boundaries, poor design, and the interaction of these factors with locations ill-suited to public housing…”

11. Aktaran Montgomery, s. 446-7. Will Montgomery, “Sounding the Heygate Estate”, City, v. 15 n. 3-4, s. 443–455. Yazarın çevirisi: “It is the Utopian design that has been imposed upon post-war Britain that appears to be the chief factor in many aspects of social decline in new or redeveloped areas.”

12. ibid., s. 447. Yazarın çevirisi: “It is utterly conventional to associate the design of the developments themselves (rather than, for example, the social consequences of high concentrations of poverty) with mugging, burglary, drug dealing, sexual assault, vermin, malodorous lifts and vandalism.”

13. Ben Campkin, Remaking London: Decline and Regeneration in Urban Culture, s. 77–104.

14. ibid., s. 90-1.

15. ibid., s. 92.

16. ibid., s. 103. Yazarın çevirisi: “In the Aylesbury's case, many of the problems can be attributed to original cutbacks and compromises, complex costing models, inexperience in the use of system building, over-ambitious scale, poor communication between the architects and housing offices, and a lack of sustained investment and maintenance. The Heygate, by contrast, is of a higher quality and more coherent as a scheme. At a time of acute shortage of affordable housing, with changes to housing benefit that will force those on low incomes towards the periphery of the city, we have to question Southwark's motives in condemning the Heygate to demolition, and then leaving it near-empty for many years.”

17. Loic Wacquant, Urban Outcasts: A Comparative Sociology of Advanced Marginality, s. 19-20, Polity Press, United Kingdom, 2008. Yazarın çevirisi: “Most of the disorders, big and small, that have shaken up the French working-class banlieues, the British inner city, and the ghettos and adjacent barrios of North America have involved chiefly the youths of impoverished, segregated and often dilapidated urban neighbourhoods caught in a spiral of decline; they appear to have been fuelled by growing ethnoracial tensions in and around those areas.”

18. ibid., s. 22.

19. ibid., s. 23.

20. ibid., s. 25.

Jane Jacobs, kent, kentsel dönüşüm, Londra, mimarlık, Serra Aşkın, sinema, sosyal konut, Sosyal Konut ve Sinema, şehir