Yeni Babil,
Constant Nieuwenhuys,
1963, kâğıt üzerine taş baskı,
MACBA Koleksiyonu,
kaynak: MACBA
Bir Olumsuzluk Olarak Ütopya
Bir Hilde Heynen Okuması

Theodor W. Adorno (1903–1969) sanat ve ütopya fikirlerinin paradoksal yönleri üzerinde durmuştur. Heynen, Adorno’nun bu fikirlerini doğrudan inceler ve bunları Yeni Babil’e uygular. Adorno’nun Estetik Kuramı’na atıfta bulunurken aynı zamanda kendi Yeni Babil analiz yöntemini de ortaya koyar ve “ütopya olması gereken ve olmak isteyen”1 ama bunun yerine kendi gerçekliğini olumsuzluk, uyumsuzluk ve tutarsızlıkla aktaran sanatın çelişkilerini gösterir.2 Bu, bir önceki bölümde yaptığıyla aynıdır: Yeni Babil’le ilgili nitelikleri ve Constant’ın niyetlerini bir araya getirerek nihayetinde Yeni Babil’in modernitenin gelişimi ve insanlık durumunun tahmin edilemezliği ve incelikleri nedeniyle oluşan distopik karakterini ifşa etmek.

Heynen’e göre Adorno’nun öne çıkan ilgi alanı, Aydınlanma ideallerinin mantık, ilerleme ve evrensel özgürleşmeye dayanmasına rağmen, uygulamadaki muazzam başarısızlığıdır.3 Yazar, Adorno’nun cevap arayışındaki ikili yaklaşımı açıklayarak devam eder ve bu kısa girişten sonra Martin Jay’in Adorno hakkında oluşturduğu takımyıldız teorisine4 değinir. Bu teori beş maddeden oluşur: Neo-marksizm, estetik modernizm, mandarin muhafazakârlık, Yahudi özdeşleşmesi ve yapıbozumculuk.5 Adorno’nun moderniteye dair fikirlerini ve düşünme biçimini keşfetmek için, Heynen onu bölümün genel düşünce dizisinden bağımsız bir biçimde tanıtır. Kitabında Walter Benjamin’den bahsettiği önceki bölümlere değinerek, Benjamin’i Adorno’yla karşılaştırır. Bu, Adorno’nun üretiminin bir kısmının doğrudan Benjamin’e atıfta bulunmasındandır. Okura kitabın bütünlüğü tekrar hatırlatılır. Ayrıca Adorno’nun ütopya yaklaşımı tanımlanırken okur Yeni Babil’in ütopya kavramsallaştırmasındaki sorunları yeniden düşünmeye teşvik edilir. Bu düşünceyi oluşturmak, kuşkusuz okurun Adorno’nun fikirlerine katılmasına da bağlıdır. Heynen Adorno’nun gerçek kavramını ikili anlayışını, ‘olduğu gibi’ olan gerçekliği ve ‘olabilecek olan’ erişilmez gerçekliği okuyucuya aktarır.6

Aydınlanmanın Diyalektiği [Dialektik der Aufklärung, 1944] Adorno’nun keşfindeki bir sonraki adım. Heynen bu metinde oluşturulan modernite teorisinin Aydınlanma’nın ‘kendi kendisine zarar veren’7 özelliğini vurguladığını söyler ve Adorno ve kitabın ortak yazarı Horkheimer’i alıntılar: “Kendimizi, insanların gerçek bir insanlık durumuna girmektense yeni tür bir barbarlığa batmasının nedeninin keşfine hazırlamıştık.”8 Bu alıntı hem Adorno ve Horkheimer’ın sorunu anlayışına bir geçit sağlıyor, hem de ütopyanın trajedisine bir gönderme yapıyor. Adorno Aydınlanma’nın çelişkilerini sorguladığında, Heynen bu çelişkilerle asla sorunsuz olmamış ütopik fikirler arasındaki paralelliğe dikkat çeker. Aydınlanma, uygarlık için yeni bir umuttu; mantık ve bilimsel düşüncenin, yeni üretim yöntemlerinin yükselişiydi, ama Adorno’ya göre işler ters gitmişti. Adorno ve Horkheimer eleştirel ussallık [critical rationality] ile araçsal ussallık [instrumental rationality] arasında açık bir farklılaşma sunarlar; ilki hakiki mantık ve her şeyi sorgulama yeteneği, ikincisi sadece değere ulaşmak için düşünmek, bir amaca onu sorgulamadan ulaşmak, düşünmenin daha geri bir versiyonu.9 Diyalektik, eleştirel ussallık araçsal ussallığa indirgendiğinde oluşur, böylece Aydınlanma olmak istediği şeyin tam tersi hâline gelir. Adorno ve Horkheimer’ın Aydınlanma içinde keşfettiği bu diyalektiktir. Buna rağmen, Aydınlanma’yı bir kenara atmaktansa, onun yerine gelecek daha iyi bir alternatifin olmadığına da inanırlar, toplumun özgürlüğe ulaşması için en olası yol yine de budur.10 Aydınlanma’nın diyalektiğinin tasviri okuru, bir yandan Adorno’nun teorileriyle tanıştırır diğer yandan ise Yeni Babil’e geri gönderir. Ütopya tamamen tutarlı olmasa da, çelişkiler ve yetersizlikler barındırsa de, düşünsel gelişmeyle üretilen ya da bulunan bir sistemin içinde bulunma ihtiyacını karşılamaya yönelik ussal arayışın bir tezahürüdür. Heynen bölümün bu kısmını Adorno’nun teorilerini onun modernite kavramı olarak genelleyip sonlandırır. Adorno’nun teorisi çelişkili niteliklerden oluşur. Onun gözünde modernite hem bireysel ve sosyal yaşamda baskındır, hem de içinde başka bir geleceğin olasılığını barındırır ve ona ulaşmak için araçlar tedarik eder.11

Adorno’nun ütopyaya ilişkin fikirleri sonraki kısımda açık seçik anlatılır. Heynen kitabın bu bölümünü Yeni Babil’in trajedisini geniş ölçüde mazur göstermek için bu şekilde düzenlemiş olabilir: Başarısız bir ütopya olmasına rağmen, modernite eleştirisi olma amacına hizmet eder. Adorno ütopya için der ki: “Ütopyanın resmini çizme iznimiz olmadığı kadar, doğru olanın ne olduğunu bilmediğimiz kadar, yanlış olanın ne olduğunu kesinlikle biliyoruz. Aslında ütopik düşüncenin hepimize verildiği tek biçim budur.”12 Ütopik düşünce ile sadece olumsuz düşünce ortaya çıkabilir, gerçeğe olmadığı şey ile bakarak.13 Olumsuzluk ve ütopya arasındaki bu ilişki sanat ve mimarlıkta da gözlemlenebilir. Heynen’e göre Estetik Kuramı’nda Adorno şunu savunur: “modern sanatın bütün amacı ütopyayı somutlaştırmaktır, …ama diğer yandan sanat ütopya olma konumunda değildir çünkü eğer öyle olsaydı etkililiğini kaybeder ve boş bir teselliye yozlaşırdı … En iyi anlarında sanat, ütopik biçime atıfta bulunmakta ve aynı anda günümüz toplumsal ilişkileri altında ulaşılmazlığını açığa çıkartmakta başarılıdır.”14 Bunu vurgulayarak Heynen Yeni Babil’in trajik özelliğini doğrular. Yeni Babil içinde çelişkileri barındırmasaydı, şimdiki hâli kadar etkili bir eleştiri olmayabilirdi. Bu kavram toplumu günümüz sosyal ve ekonomik durumunun kısıtlamalarından ileriye götürecek en üst seviye yöntemi içerir, baskın çıkan işlevselcilik ve kapitalist tüketim kültürüne saldırıda bulunur. Aynı zamanda, özünde özgürlük/serbestlik fazlalığı ve yönelim eksikliği ile olumsuz bir taraf yatar. Moderniteye dair bir yorum olarak değerli bir deneme olsa da barındırdığı çelişkiler yüzünden ulaşılmazlığı onu trajik yapar.

Mimarlık ve Modernite: Bir Eleştiri’nin ele aldığım bu bölümünde Heynen okuru avangard akımın son aşamalarının derinlerine götürür, başta gelen düşünce ve kuramları açıklar, aralarındaki ilişkileri vurgular, aynı anda konu hakkında kendi düşüncelerini sunar. Yeni Babil’i ve ütopik bir düşünce için gereken argümanları orta noktaya koyar ve modernite eleştirisinin bu aşamasının tarihini bu noktanın etrafına inşa eder. Heynen diğer tarihçiler gibi kendi kuramını oluşturmaz. Bütün gerçekleri alır, mantıklı bir sıraya koyar, söz konusu kişilerin ne önerdiklerini ve yarattıklarını, duruma nasıl yaklaştıklarını ve mevcut durumu nasıl eleştirdiklerini anlatır. Projesini hassasiyetle bir araya getirir, mimarlığın eleştirel rolü konusuna odaklanmıştır ve birbirini tamamlayan temel bilgiler sunar. Okurdan bahsi geçen tartışmalar hakkında derin bilgi sahibi olmasını beklemez, tarih yazımını okuması zor bir metin olarak ve devamında yoğun araştırma gerektirecek şekilde değil, ulaşılabilir bir şekilde ortaya koyar. Olayın ya da kuramın tarihçesini tanıttıktan sonra kendi eleştirisini yapar. Bu bölümdeki yazım tarzı Constant ve Adorno’nun kuramlarını nasıl geliştirdiklerinin ve onları kullanarak nasıl moderniteyi eleştirdiklerinin hikâyesini anlatır. Heynen’ın bölümü biçimlendiriş şekli okurun bağlantıları kurmasını kolaylaştırır, böylece yazım tarzını etkili kılar. Modernite ve mimarlık söylemi arasındaki ilişkileri aydınlatma tarzı alışılagelmiştir. Bölüm kronolojik ilerler, Heynen Yeni Babil’in ve Adorno’nun modernite fikirlerinin gelişimini resmedip inceleyerek ele alır.

Heynen bu kitabında mimarlığın modernizmdeki eleştirel rolüne dair ayrıntılı bir tarihçe oluşturmuştur. Kitabının son bölümü ve bu dizinin konusu olan “Modernite Eleştirisi Olarak Mimarlık,” bu eleştirel yön için son avangard girişime ve ütopya önerisi arayışına odaklanmıştır. Kitabın bütünü bağlamında, modernist akım çevresinde gelişmiş çeşitli bakış açılarının ve tartışmaların, onları azımsayan ya da öven teorilerin örneklerini sunar. Bu çalışma, Heynen’in Yeni Babil’in oluşumunu ve bu ütopyanın olumsuz özelliklerini tarih yazımı bağlamında ele alışıdır. Eleştirel modernist mimarlığın gelişimini anlama, toplumsal ve mekânsal durumlara dair karşıt bakış açılarını araştırarak modernite söylemini anlamlandırma ve hikâyeyi anlatırken görüşleri eleştirme adımlarını kapsayan bu proje, eleştirel mimarlık tarihinin ustalıkla yapılmış bir tarihçesidir.

1. Adorno’dan aktaran: Hilde Heynen, Architecture and Modernity: A Critique, Cambridge, MIT Press, 1999, s. 176. Yazarın çevirisi: “must be and wants to be utopia.”

2. Ibid., s. 176.

3. Ibid., s. 176.

4. “constellation theory.”

5. Ibid., s. 177. Yazarın çevirisi: “neo-Marxism, aesthetic modernism, mandarin conservatism, Jewish self-identification, and deconstructionism.”

6. Ibid., s. 178.

7. “self destructive.”

8. Ibid., s. 181. Yazarın çevirisi: “We had set ourselves nothing less than the discovery of why mankind, instead of entering into a truly human condition, is sinking into a new kind of barbarism.”

9. Ibid., s. 180.

10. Ibid., s. 182.

11. Ibid., s. 184.

12. Ibid., s. 188. Yazarın çevirisi: “Insofar as we are not allowed to cast the picture of utopia, insofar we do not know what the correct thing would be, we know exactly, to be sure, what the false thing is. That is actually the only form in which utopian thinking is given to us at all.” (1987, cited in Heynen, 1999, p. 188)

13. Ibid., s. 188.

14. Ibid., s. 191. Yazarın çevirisi: “the whole aim of modern art is to give concrete form to utopia, ...but on the other hand art is not in a position to actually become a utopia because if it did so, it would lose its efficaciousness and degenerate into an empty form of consolation. ...In its best moments art succeeds in referring to the utopian form while at the same time exposing its inaccessibility under present societal relations.”

avangard, Hilde Heynen, mimarlık, mimarlık tarihi, modern mimarlık, Serra Aşkın, Theodor W. Adorno, ütopya