Promenade Olarak
İki Konser Salonu
South Bank’te Kapalı Alanların Kamusallığı

Kraliyet Festival Salonu ve Ulusal Tiyatro’nun kamusal alanları açık plan düzenine sahip1 Kraliyet Festival Salonu’nunki daha basit bir düzen, bu yüzden kullanıcı tarafından Ulusal Tiyatro’nunkine göre daha rahat algılanabiliyor. Kraliyet Festival Salonu’nda engin fuaye her yöne harekete izin veriyor; yapının her cephesinden farklı kotlarda giriş mümkün, bu da Forty’nin önceki yazıda değindiğim yorumunu akıllara getiriyor.2 Kraliyet Festival Salonu’nun ana girişi yok denilebilir. Orijinal tasarımda kuzey cephesinin giriş kotunda belirtilen bir ana girişi varmış, fakat tadilatlardan sonra bu giriş baskınlığını kaybetmiş gibi. Yeni ana giriş olarak atanmış güney cephesi girişi de sık kullanılan bir erişim noktası değil. Bu durum, zemin kotunda yaya akışının daha eşit olmasını sağlıyor. Yığılma noktaları çok nadir gözlemleniyor. Kraliyet Festival Salonu yatay ve dikey olarak daha engelsiz bir hareket akışına izin veriyor. Dikey dolaşım seçenekleri kısıtlı, kullanıcıyı gitmek istediği yere ulaştırmak için açık yönlendirmeler mevcut. Nehre bakan geniş sahanlıklara sahip ‘ön’ merdivenler kullanıcıyı üst kotlara ve oditoryumdaki localara götürüyor. Zemin kotunda kullanıcı South Bank’ten geride kalan caddeye kolaylıkla geçebiliyor. Kraliyet Festival Salonu’nda dolaşımın basitliği biraz da açık fuayenin ortasındaki büyük toplantı alanıyla alakalı. Kullanıcı bu alanı gördüğünde onu referans alarak kendini yapının içinde konumlandırıyor; bu toplantı alanı neredeyse anında algılanıyor. Kraliyet Festival Salonu açık fuayeleri ve kullanım kolaylığı sayesinde rahatlatıcı, dinlendirici bir mekân.

Kraliyet Festival Salonu’nun
kesit illüstrasyonu3

Ulusal Tiyatro’da mekânı önceden deneyimlemiş bir kullanıcı dışarıya çıkıntı yapan ana giriş pavyonunu bulmasını bilir ve danışma bankosuyla karşılanır. Büyük gruplar nehir tarafındaki bu girişten yapıya girmeyi tercih etse de yapı, bazıları taraçalardan bazıları nehir kıyısından olmak üzere her kotta girişe sahiptir. Ulusal Tiyatro’ya salonların ve sahne arkası atölyelerinin konumları yüzünden güney cephesinden giriş yoktur, bu da bu yöndeki yatay dolaşımı engeller. Kullanıcı dış dolaşım seçenekleri olarak Waterloo Köprüsü’nden direkt olarak üst seviyeye ya da zemin kota inmeyi tercih edip nehir tarafındaki girişleri kullanarak yapıya ulaşabilir. Ulusal Tiyatro’yu ilk defa ziyaret eden bir kullanıcı yönünü bulmakta zorlanabilir; yapının biraz kafa karıştırıcı bir düzeni vardır. Bu özellik de kullanıcı deneyimine katkıda bulunur, kullanıcının her yeni ziyaretinde yeni bir mekân keşfetmesine ya da açık teraslarda varış noktası olmaksızın dolaşmasına izin verir. Açık teraslar kullanıcıyı şehirle bağlayan nefes kesici manzaralara sahiptir, ayrıca geniş ve açık olmasına rağmen kullanıcıya bir mahremiyet ve sükûnet hissi de verir. South Bank’te dümdüz ilerlemektense insanlar Ulusal Tiyatro’da gezinerek daha uzun bir promenade deneyimleyebilirler.

Ulusal Tiyatro’nun zemin kotu planı4
Ulusal Tiyatro’nun vaziyet planı5

Ulusal Tiyatro’nun mimarı Denys Lasdun’a yapısındaki süsleme yoksunluğu hakkında soru sorulduğunda mimar “İnsanlar ve etkinlikler süsleme olacaktır”6 diye cevap vermiştir. Bir bina kullanıcısı olmadan bir hiçtir, kullanıcı deneyimi Ulusal Tiyatro’nun tasarımında başı çeken hedef olmuştur. Bu hedef Kraliyet Festival Salonu’nda da vurgulanır. Her iki konser salonunun kamusal alanları kent dokusuyla iç içedir, bu birliktelik keyifli promenade’lar yaratır. Her yaştan insan bu mekânları sık sık kullanır. Bir promenade olarak Kraliyet Festival Salonu, yapının iç mekân organizasyonu dolayısıyla daha düzenlidir. İçeride yolunu şaşırıp kaybolmak ya da bir köşeyi dönünce neyle karşılaşacağını bilmemek epey zordur, fakat bu durum kullanıcı deneyiminden çalmaz. Aksine Kraliyet Festival Salonu’nda dolaşmak zevklidir, kullanıcı Londra’nın günlük kargaşasından bir süreliğine uzaklaşabilir. Zemin katın tümünü çevreleyen ve nehir manzarasını her katta sunan cam cepheler sayesinde Kraliyet Festival Salonu ferah ve açık bir his verir. En üst katın sadece üyelere ayrılmış nehir tarafındaki hacmi ve birkaç özel kullanıma yönelik pavyon dışında yapının bütünü herhangi bir kamusal faaliyet için geniş mekânlarla doludur. Zemin katta düzenli olarak idman yapan dans grupları, toplantı alanında süregelen workshop’lar, ana lobide kendi işlerine bakan insanlar, görüşmeler, buluşmalar ve randevular, hatta üst kotlarda ana odak olan nehre bakan kamusal mekânlarda gerçekleşen dil dersleri ve bir sürü benzeri etkinlik… Kullanımdaki bu sıklık ve çeşitlilik, kamusal erişime açık olması planlanmamış bir yapı için epey şaşılası bir durum.

Şehir manzaraları sunan
Kraliyet Festival Salonu'nun
nehir tarafı terası,
fotoğraf: Serra Aşkın
Üst kottan Kraliyet Festival Salonu
iç fuayesinin görünümü;
bakış toplantı alanı kotuna kadar ilerler,
fotoğraf: Serra Aşkın

Promenade özelliği Ulusal Tiyatro’da Kraliyet Festival Salonu’na göre daha baskın. Ulusal Tiyatro bir keşif mekânı. Bir parkta dolaşmak gibi, ama bu beton bir park. Bir varış noktası olmadan yapıda dolaşmak yolu herhangi bir yere çıkartabilir. Kullanıcı sürekli içeri ve dışarı, yukarı ve aşağı yönlendirilir, durduğu herhangi bir noktada yapının fuayelerinin ve şehrin birden fazla manzarasına tanıklık edebilir. Ama kişinin hızlı bir çıkışa ihtiyacı varsa kendisine bu seçenek de sunulmuştur, içeride ve dışarıda serpiştirilmiş ana dolaşım merdivenleri her kota ulaşmaktadır. Giriş kotu fuayesinde ilerledikçe tavan bir anda yükselir ve kullanıcı üst kotları görebilir. Dışarıdan bakıldığında fuayelerin yapıdaki yerleşimi düzenli olarak algılanır, ama içeride keyifli bir şekilde şaşırtıcıdır. Üst kotlarda cam açıklıklara dayanmış oturma elemanları en merak uyandırıcı özelliklerden, beton bir çerçeveden şehir manzarası gözlemlemek için harika noktalar. Bu sanat yapısının kostüm ve dekor atölyelerinde olan biteni camlar arkasından izlemek ve sanatçılarla kısmen etkileşime girmek mümkün. Ulusal Tiyatro da cam cephelere sahip; buna rağmen hem beton kullanımı hem de fuayelerde sürekli değişen tavan yüksekliği yüzünden iç mekân daha ağır hissediliyor. Bu etki bir yandan da bakışın dış cepheleri doğrudan bulamamasından dolayı Ulusal Tiyatro’nun daha küçükmüş gibi algılanmasına neden oluyor. Fuayelerin kotları, şehri ve yapının kullanıcılarını gözlemleme noktaları yaratmak için, birbiriyle ustalıkla etkileşiyor; Lasdun’un ana hedefi kesinlikle gerçekleşmiş. Bu özellik Ulusal Tiyatro’nun kişiliğine katkıda bulunuyor ve bence Kraliyet Festival Salonu’ndan daha çekici kılıyor. Bir inceleme sayılamayacak kadar kısa bir süre zarfında Ulusal Tiyatro’nun kamusal alanlarının toplantılar yapmak, kahve/çay içmek ya da öğle/akşam yemeği yemek, beklemek, dinlenmek, kitap okumak, çalışmak, yapıyı fotoğraflamak, mimariyi takdir etmek, içeride gezinmek ya da taraçalarda güneşlenmek veya şehri izlemek için kullanıldığını gözlemledim.

Ulusal Tiyatro, batı cephesi,
fotoğraf: Serra Aşkın
Ulusal Tiyatro iç fuayesi,
farklı kotlardaki fuayeler ve çeşitli
kullanıcı aktiviteleri gözlemlenebilir, fotoğraf: Serra Aşkın
 

Her iki yapı hakkındaki bütün bu izlenimlerim desteksiz değil. Bu konser salonlarının kamusal alanlarına ve bu mekânların kentsel dokuyla ilişkilerine uygulanabilecek mimari kuramlar var. Jane Jacobs’ın kentsel mekân kuramlarını yeni şehircilik bağlamında incelediği çalışmasında Jill Grant, Jacobs’ın yoğunluk, çeşitlilik, bağlanabilirlik ve görünürlük özelliklerinin vurgulandığı yeterli kamusal tasarım önermelerinin, yürünebilir, değişik ve çekici kentsel mekânları tercih eden yeni şehircilikte yer bulduğunu söyler.7 Ele aldığım alanda algılanan durum açık ve kapalı kamusal alanların entegrasyonu ve kullanıcılar için yapılacak çeşitli eylem ve etkinliklerin varlığıdır. Nehir kıyısında yemek satan seyyar kamyonetler [food trucks], yemek, içmek ve alışveriş yapmak için bir sürü yer, yürüme yolunda oturup zaman geçirilebilecek banklar mevcutken, konser salonlarının kamusal iç mekânlarında da aynı imkânlar kullanıcıya sunulur. Kraliyet Festival Salonu ve Ulusal Tiyatro’nun ikisinde de kafeler, kitabevleri ve çeşitli oturma elemanları bulunur. Jacobs’ın argümanı şunu öne sürer: Açık altyapıların kamusal mimari, meydanlar ve parklarla birleştirilmesi gibi mekân konfigürasyonları bir bölgenin karakterini vurgular ve kimliğinin kullanıcı tarafından daha kolay algılanmasını ve benimsenmesini sağlar.8 Kraliyet Festival Salonu ve Ulusal Tiyatro bunun uygulamasında başarılıdır, böylece halk tarafından tercih edilen mekânlar olmuşlardır. Dış kamusal mekânların yatay sürekliliğinin yanı sıra bu yapılar mimarinin içinde kullanıcıyı dikey olarak yükseltir ve istedikleri bir eylemi gerçekleştirebilecekleri mekân seçenekleri sunarlar. Böylece kullanıcının yapıları, kamusal alanları, South Bank’i ve Londra’yı alternatif ve bazen alışılmadık biçimlerde deneyimlemesini sağlarlar. Bu deneyim Ulusal Tiyatro’da Kraliyet Festival Salonu’ndan bir miktar daha belirgindir; Kraliyet Festival Salonu’nun kullandığı daha geleneksel kat planları ve dikey dolaşım ilk ziyarette algılanabilir. Buna karşın Ulusal Tiyatro’nun sahip olduğu bir sürü farklı kot ve kullanıcıyı iç mekân-taraçalar arası gezdiren dolaşım seçenekleri mekânın farklı deneyim olasılıklarını artırır. Ek olarak Ulusal Tiyatro’nun bu özelliği kullanıcıyı daha çeşitli bir promenade’da hareket ettirir.

Promenade kuramı Le Corbusier’e atfedilebilir; tasarımlarında bu konuda da deneyler yapmıştır. Kullanıcının bakışıyla ilgilenmiş, tasarımlarının kararlaştırılmış tek bir açıdan değil, hareket hâlinde takdir edilmesini istemiştir: “Kişi yürürken, bir yerden diğerine hareket ederken mimarinin düzenlenmesinin gelişimini görür.”9 Flora Samuel bu kuram hakkındaki kitabında Le Corbusier’in yöntemlerini titizlikle inceler, akslar, perspektifler, zaman ve gelişimden ve ilgilendiğimiz iki yapıyı ilgilendiren hareket akışı ve direncinden bahseder. Samuel’e göre promenade, yaşamın ve onun potansiyelinin bir metaforudur ve mimari mekânlarda hareket gelişimini değiştirmek Le Corbusier’in tasarımlarında mekân ve zaman karşılaşmalarına dikkat çekmek için önemli bir yöntemdir.10 Ulusal Tiyatro şüphesiz olarak değiştirilmiş hareket imkânları sunar, kullanıcının seviyesini, görüşünü ve etrafındaki hacmin boyutlarını sürekli değiştirir ve promenade özelliğini daha belirgin kılar. Bir mekândaki yatay harekete olan direncin en düşük seviyede olması Le Corbusier için olmazsa olmazdır, bu özellik zaman zaman malzeme seçiminden de etkilenir.11 Tekrar Ulusal Tiyatro’ya dönersek, bu etki yapının malzemesinde de gözlemlenebilir: Brüt beton kullanımı mekân deneyimini daha zengin kılar, kullanıcının fuaye ve mekân düzeni algısını etkiler, bir yandan da cam cepheler Thames Nehri’nin ve şehrin çeşitli anlık görünümlerini sunar. Kraliyet Festival Salonu’nda mermer ana fuaye ve büyük cam cepheler açık plan düzenini vurgular ve kullanıcının görüşünü hemen hemen her yönde kesintisiz ilerletir. Zemin kot fuayesinde kullanıcının dolaşımını etkileyen çok az engel vardır, hareket akışı neredeyse hiç kesilmez, erişimi kolay bir mekân oluşur.

Bu kişisel izlenimlerimin ardından, bir sonraki bölümde mekânsal dizim kuramına ve bu kuramın Kraliyet Festival Salonu ve Ulusal Tiyatro’da uygulandığı çalışmaya değineceğim.

1. Bu metindeki izlenimlere bir grup fotoğrafım eşlik edebilir.

2. “Kullanıcı bu bölünmez ve kesintisiz hacimde bir barok kilisedeymiş gibi her yönde ilerleyebilir.”

3. Mullins, C. (2007). A Festival on the River: The Story of Southbank Centre. London: Penguin Books. s. 178–179.

4. National Theatre / Haworth Tompkins (2015). Archdaily.

5. Ibid.

6. Curtis, W. (1977). “Past and Prejudice.” Amery, C., ed. (1977). The National Theatre: ‘The Architectural Review’ Guide içinde. London: The Architectural Press Ltd. s. 13. Yazarın çevirisi: “People and events will be the decoration.”

7. Grant., J. (2011). “Time, Scale and Control: How New Urbanism (Mis)Uses Jane Jacobs”. Page, M. and Mennel, T., (ed. 2011). Reconsidering Jane Jacobs içinde. Chicago: American Planning Association Planners Press. s. 91.

8. Ibid. s. 96.

9. Le Corbusier, 1935. alıntı Samuel, F. (2010). Le Corbusier and the Architectural Promenade. Basel: Birkhäuser GmbH. s. 41. Yazarın çevirisi: “It’s while walking, moving from one place to another, that one sees how the arrangements of the architecture develop.”

10. Samuel, F. (2010). Le Corbusier and the Architectural Promenade. Basel: Birkhäuser GmbH. s. 58.

11. Ibid. s. 51.

kamusal alan, kent, Londra, mimarlık, Serra Aşkın, şehir