Mimarlıkla Tedavi

Beatriz Colomina, 2019 yılında Lars Müller Publishers’tan yayımlanan X-Ray Architecture adlı kitabında, 1980’in sonlarından beri kişisel ilgi alanı olan mimarlık ve hastalık arasındaki bağı inceliyor.1 19. yüzyılın sonundan başlayarak ve 20. yüzyıl boyunca toplum sağlığındaki ve sağlık sektöründeki gelişmeler, halkın dönemin diğer faktörlerinin de etkisiyle (savaşlar arası ve savaş sırası davranışlar, hastalık psikolojisi vb.) sağlığa dair davranış ve hisleri üzerinden bir modern mimarlık oluşumu ve tarihi okuması yapıyor. Bu okumayı tüberküloz salgını özelinde, bunun getirdiği fiziksel ve zihinsel semptomlar ve insan bedenindeki etkileri, bir teşhis aracı olarak röntgenin bulunması, bu temsil aracının getirdiği algı değişiklikleri üzerinden yapıyor ve bütün bunların mimarlığa nasıl yansıdığını ve modern mimarlığı nasıl şekillendirdiğini inceliyor. Colomina’nın “Herkes –müşteri, mimar, kuramcı, eleştirmen, işçi– hastaysa bu ne anlama gelir?”2 sorusu, şu sıralar içinde bulunduğumuz pandemi dönemi için de kafalarda dönüp duruyor olabilir. Kitapta verdiği daha yaygın tanınan örnekler üzerinden, Colomina’nın bakış açısından kısaca bahsetmek istiyorum.

Kitap, Vitruvius’un sağlığa olan ilgisinden başlayarak modern mimarlığın doğuşuna kadar kısa bir özet geçip, daha sonra argümanını kurmaya başlıyor. Tüberkülozun bakteri kaynaklı bir hastalık olmasının keşfinden önce tembel bir hayat tarzı, iç mekânlarda havalandırma ve doğal ışık eksikliği ve kullanıcılardaki depresif hisler nedeniyle ortaya çıktığının varsayılması sonucu, bunlara karşılık gelen tasarım kararlarıyla hastalığın önlenmesi hatta tedavi edilmesinin sağlanacağı düşünülmüş. Le Corbusier’nin 1920’lerde yazdığı sağlık metaforlarıyla dolu metinleri ve modern mimarlığın Le Corbusier tarafından yaygınlaştırılan havalandırma, güneş ışığına teraslar ve cam cephelerle erişim, hijyen, pis topraktan kopukluk, beyaz yüzeyler ve yataylık gibi fiziksel özellikleri, medikal bir tedavi bulunmadan önce tüberküloz için tavsiye edilen durumların bire bir yansıması; yani ortaya çıkan mimarlığın kendisi bir tedavi.

Paimio Sanatoryumu, Alvar Aalto, Finlandiya, fotoğraf: Gustaf Welin,
kaynak:
Architectural Review aracılığıyla Alvar Aalto Müzesi

Colomina sanatoryum mimarlığının mimarlığı modernleştirdiğini savunuyor.3 Sanatoryumlar modern mimarlar için yeni malzemeler ve yapım tekniklerini denemek ve mühendis ve doktorlarla bir arada çalışabilmek için uygun yapılardı. Genelde şehir dışında, doğanın içinde konumlanıyorlardı ve güneşe erişim için geniş teraslara sahiplerdi. Yatayda ilerleyen uzun cepheler, hasta odalarının genelde özel teraslı olması, güneş ışığının odaya girebilmesi için cephelerin eğimli yapılması, kir-toz tutmaması için özellikle seçilen iç mekân malzemeleri gibi özelliklerin modern mimarlıkta yansımaları çok bariz.

Sanatoryumların bir yandan da üst sınıflar için sosyalleşme mekânları haline gelmesi çok ilginç. Colomina, 1800’lerin sonlarında hastanelerin düşük gelirli alt sınıfa yönelik olduğunu ve orta ve üst sınıfın evlerinde tedavi gördüğünü, daha sonraları da sanatoryumlarda yazlarını geçirdiklerini belirtiyor.4 Aynı zamanda, sanatoryumların modern mimarlığını deneyimlemek bir sosyal statü göstergesi haline geliyor. Bu durum günümüzdeki kaplıca tatillerini [spa holiday] ya da yoga inzivalarını andırıyor. Üst sınıf, sanatoryumlardaki vaktini biraz tatil biraz kafa izni olarak kullanıyor. Gerçekten ağır hasta, hastalığının son aşamasında olan kişiler ya sanatoryumlara kabul edilmiyor ya da bu yapıların doğaya açık, ışık alan mekânlarında değil, bodrum katlarda ölümü bekliyorlar, gecenin karanlığında cesetleri yapıdan uzaklaştırılıyor. Colomina bu tutum için şöyle diyor:

“Mimarlık bir tıbbi araç olarak görülmüş olabilir, ama araç beklenen sonuçları vermeyince hasta gözden uzaklaştırılıyordu. Modern mimarlık tedaviyi simgeliyor ama başarısızlıkla başa çıkamıyordu. Hastalığın korkusunun yerine koyulan aydınlık bir optimizm temsiliydi. Modernitede ölüm gizlidir. Görsel hijyen görmediğini ya da görmek istemediğini de tasarlamak anlamına geliyor.”5

Friedrich Kiesler, The Endless House, 1959, kaynak: Archinect

Kitapta modern mimarlığın bedenle ve bedenin sağlıklı ve zinde olmasıyla ilişkisi üstünde duruluyor. O dönem için tüberküloz hastası modern mimarlık için bir model konumundaydı, hasta olan istisna değil normal olandı.6 Fazlalıklardan arınmış, “kaslı ve çevik bir beden”7 olan modern mimarlık, bir yandan zihin sağlığını da değerlendiriyordu. Beyaz kullanımı hijyen belirtisi olmasının yanı sıra zihnin berrak olabilmesi için tercih ediliyordu. Mesela Colomina, Friedrich Kiesler’in Sonsuz Ev’ini [The Endless House] inceliyor. Kiesler bu tasarımı bir sindirim sistemine benzetiyor, ayrıca modern mimarlığı bir diyet olarak betimliyor. Bu diyet benzetmesi ile less is more, ornament is crime söylemlerini aynı yere koyabiliriz. Bunlara ek olarak Le Corbusier ve Friedrich Kiesler’in kişisel sağlık durumları da mimarlığa dair düşüncelerini şekillendiriyor ve kendi doktorlarıyla olan ilişkileri tasarımlarında okunabiliyor.

Mies van der Rohe, Farnsworth House, fotoğraf: Jack E. Boucher,
kaynak: Wikimedia Commons

Colomina, “Röntgenin keşfi mekânın dönüşümüydü” diyor.8 Cam kullanımının yaygınlaştığı mimarlık, röntgen mantığını9 kullanarak dış örtüyü görünmez kılıp içeridekileri sergilemeyi temsil ediyor; yani teşhir eden değil, teşhirin temsili olarak bir mimarlık oluşuyor. Bu aşamada özellikle Mies van der Rohe’nin Farnsworth Evi ve Philip Johnson’ın Cam Evi kilit örnekler. Fiziksel olarak gelen şeffaflık bir yandan da kullanıcının da gözetlenebilirliğini getiriyor. Bu tip şeffaf kabuklu yapıların ilk izlenimini bir nevi iç mekânları oluşturuyor. Bu da bence Colomina’nın kitapta insanların üst beden röntgenlerini ceplerinde taşımasına dair verdiği örnekle ilişkili. İnsanların portre gibi birbirine röntgenlerini göstermesiyle yaratılan izlenim, bu röntgen mimarlığında da söz konusu oluyor. Tıptaki x-ışını uygulamasının mimarlığa gelene kadar, gündelik hayatın bir sürü nesnesinde de şeffaflık, ekran/perde kavramının dışavurumu gözlenebiliyor. Mutfak gereçlerinin şeffaflaşması, bulaşık-çamaşır makinelerinin içindekileri gösterecek şekilde tasarlanması gibi.10 X-ışını, görünmeyeni görünür kılan bir temsil aracı olarak anlatılıyor ve röntgenin icadıyla başı dönmüş tasarımcılar da içeride olanı dışarıdan göstermeye merak salıyor. 

Colomina daha güncel şeffaflık örneklerini SANAA’nın işleri üzerinden okuyup, şeffaflığın bulanıklaşması, düz ve kesin çizgilerin yumuşaması ve şeffaf cephelerin getirdiği ‘röntgenciliğin’ [voyeurism] azaldığını, böylece verdiği ilk x-ışını mimarlığı örneklerindeki katılığın, kutu formunun, teşhir unsurunun yerini daha yumuşak, yarı geçirgen, akışkan, hafif ve bulanık deneyimlerin aldığını savunuyor.

Colomina’nın kitap boyunca savunduğu argüman kanımca çarpıcı. Verdiği örneklerle gerçekten tüberküloz ve getirdiği tıbbi keşiflerin mekâna olan etkileri apaçık gözler önüne seriliyor. Bazı noktalardaki ifadeleri biraz fazla genelleyici ve dramatik olsa da (mesela “Modern mimarlık bir yeme bozukluğudur”)11 bütününde çok temiz ve okunabilir bir tarih yazımı gerçekleştirmiş. Kitabın sonunda yeni tarama cihazlarıyla insan vücudunun birçok bakımdan incelenebilmesi, yerinin saptanabilmesi, ayrıca gözetleme teknolojilerinin insan mahremiyetine olan etkilerine dair çeşitli saptamalarda bulunarak yeni bir mimarlık kuramının büyük olasılıkla gelmekte olduğunu öngörüyor.12

X-Ray Architecture,13 özünde tüberküloz nedeniyle oluşan bir sağlık krizinin sonucuyla yeni bir mimarlık türünün belirmesini anlatıyor. Bu konuyla uğraşırken şu an içinde bulunduğumuz pandemiyi düşünmemek imkânsız. Şeffaf ve geçirgen yüzeyler modern mimarlıkta fiziksel ve zihinsel hastalıklara karşı güneş ışığının maksimize edilmesi üzerine gelişiyor. Son haftalarda aile bireylerinin sosyal mesafe kurallarına uyarak birbiriyle etkileşmesi de şeffaf cephelerin ardından gerçekleşiyor; mesela bir nine torunuyla cam cephenin arkasından hasret gideriyor. Geçirgen yüzeylerin baskın olduğu tasarımlar bir pandemi sırasında etkileşimi sürdürebilmek için ne derece kullanışlıdır ya da kullanıcının yalnızlık hissini ne derece etkiler? Etraf geçirgen cephelerle dolu olsa da yine ev hapsinde dört duvar arasındaymış gibi hissedilir mi? (Bu soruyla aklıma yakın zamanda sonuçlanmış Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bizimköy Mimari Proje Yarışması’nda birincilik ödülü alan proje geliyor.)

Pandemi sırasında tasarım, üretim, mimarlık, mekân… Çeşitli mecralarda çeşitli yazılar ve bu ilişkiye dair benzer üretimler haftalardır mevcut. Bu işin sonunda acaba mimarlık ve tasarım nasıl değişecek; bu dönemin yansıması, izleri mimarlıkta nasıl okunacak? Her alanda olduğu gibi mimarlıkta da eski normale dönmeyi isteyenler ve pandemiyi yeni bir mimarlığın teşvikçisi olarak görenler olacaktır. Yeni koronavirüs denen şey yeni [novel] bir mimarlık getirecek mi? Bu virüsün neden olduğu hastalığa özgü durumlar (teşhis yöntemi, semptomlar, iyileşme süresi vs.) mimarlığı etkileyecek mi? Mesela kamusal alanlarda ve temasın yoğun olduğu iç mekânlarda koronavirüsün günlerce barınabildiği plastik ve alüminyum gibi malzemeler yerine kendiliğinden dezenfekte olan bakır gibi malzemelere bir yönelme olabilir mi? İnsanlar uzun süre evlerinde vakit geçirince, kullanıcı olarak konut mimarisinden beklentileri nasıl değişebilir? Kısa vadede bu soruların cevaplarını gözlemlemek bence zor, ama bu işin diğer ucundan çıkıp bizi bekleyen dünyadaki mimarlığı inceleme şansı bulduğumuzda değişimi fark edeceğiz diye düşünüyorum.

1. B. Colomina, X-Ray Architecture, Zürih: Lars Müller Publishers, 2019, s. 7.

2. Age, s. 11: “What does it mean when everyone-the client, the architect, the theorist, the critic, the worker-is a patient?”

3. Age, s. 64-65: “It is not that modern architects made modern sanatoriums. Rather, sanatoriums modernized architects.”

4. Age, s. 80.

5. Age, s. 93-94: “Architecture may have been seen as a medical instrument, but the patient was removed from view when the instrument didn't provide the expected results. Modern architecture represented cure but couldn't face failure. It was a bright representation of optimism inserted in place of the fear of disease. Death in modernity is hidden.”

6. Age, s. 70.

7. Age, s. 27. “…a muscular and agile body…”

8. Age, s. 120. “Röntgen’s discovery was a transformation of space.”

9. Age, s. 135.

10. Age, s. 143.

11. Age, s. 40. “Modern architecture is an eating disorder.”

12. Age, s. 184.

13. Editörün notu: Colomina’nın X-Ray Architecture kitabını önceleyen “X-Ekranlar: Röntgen Mimarisi” başlıklı metnini yazarın ve e-flux journal’ın izni ve Bilge Barhana’nın Türkçesiyle Manifold’da 07.10.2016 tarihinde yayımlamıştık.

Beatriz Colomina, beden, hijyen, kitap, koronavirüs, mimarlık, mimarlık tarihi, modern mimarlık, pandemi, röntgen, Serra Aşkın, şeffaflık, toplumsal sağlık, X-ışını