Sosyal Konut ve Sinema
Mardyke: Kadının Fendi ve Akvaryum

Bir başka yeniden geliştirilen sosyal konut projesi, Rainham, Doğu Londra’da bulunan Mardyke konut projesidir. Esasında 1960’larda Ford Dagenham fabrikası çalışanları için inşa edilen proje,1 altı çok katlı binadan ve birkaç dört-beş katlı bloktan oluşmaktadır. Heygate konut projesi gibi, Mardyke konutları da kentsel gerileme geçirmiş bir yerleşmedir ve buradaki suç oranları yıllar geçtikçe büyük hızla artış göstermiştir. Yenilendikten sonra, olumsuz çağrışımlardan kurtulmak için ismi Orkide Köyü [Orchid Village] olarak değiştirilmiştir. Ramzy Alwakeel’in, yenileme projesinde yer almış bir belediye üyesiyle röportajına göre, konut projesi “…korkunç bir tasarıma sahipti, enerji verimliliği düşüktü, yüksek suç oranına sahipti, yaşam koşulları çok kötü seviyelerdeydi ve çöplük ve grafiti sorunları çok fazlaydı. Pek sevilen bir yer değildi. Kimse oraya taşınmak istemezdi. Elimizde kiraya veremediğimiz büyük miktarda daire vardı. Gerçekten üzücü ve saldırgan bir ortamdı.”2 Günümüzde, çok katlı binalar yıkılmış ve yerlerine sakinlerinin de hoşuna giden, ‘daha iyi’ tasarıma sahip konutlar inşa edilmiştir. Konut projesinin özgün hâli, Kadının Fendi [Made in Dagenham] (2010) ve Akvaryum [Fish Tank] (2009) filmleri dahil olmak üzere birçok filmde mekân olarak kullanılmıştır. Kadının Fendi 1968’de, projenin ilk yıllarını gösterirken, Akvaryum 2000’lerin sonunda geçmektedir. Bu iki filme bakarak, Mardyke konut projesinin sinemadaki temsillerinin ve bu özgül örnekte, zamansal değişiminin karşılaştırılması mümkündür.

Kadının Fendi (2010), 1968 Ford dikiş işçisi grevi ve eşit ücret talebini konu alan bir film. Çekimleri stüdyo dışında, gerçekte de Ford işçilerinin yaşadığı yer olan Mardyke konut projesinde gerçekleşmiştir.3 Film, konut projesini hayat dolu, güvenli ve samimi bir ortam olarak tasvir eder. Rita’nın (ana karakterin) dairesi çarpıcı renklerle boyanmış duvarlara sahiptir. Epey doğal ışık alan iç mekânlara, canlı duvar kâğıtlarıyla bezeli odalara ve standart altmışlar dekorasyonuna sahiptir. Bu ortam, konutlarda geçen keyifli bir aile hayatını simgelemektedir. Gözlemlenebilecek antisosyal davranışlar yoktur. İnsanlar geceleri dışarıda dolanabilir, bir partiden geç saatte evlerine dönebilir, ortak alanlarda komşularıyla çay içebilirler. Çimenlik alanlar yemyeşildir, çitler ise kıpkırmızı. Dairelere giden ‘gökteki caddeler’ bile çamaşır asılı ipleriyle normal gözükür. Işıklandırma hep parlak ve aydınlıktır, binaların iç açıcı dış cephelerini ve karakterlerin genel neşesini vurgular.

Rita dairesinden çıkar ve
açık koridorda (gökteki caddeler)
ilerler, Kadının Fendi, 2010

Oğlunu sopayla döven öğretmenle konuşmaya giden Rita’yı gösteren bir sahnede öğretmen, konut projesinden gelen çocukların işçi sınıfı aileleri yüzünden disiplin konusunda zorlandıklarını söyler. Bu, konut projesinde yaşayan topluluk hakkında yapılmış rahatsız edici, gereksiz ve düşüncesiz bir yorumdur. Filmin genel hikâye akışıyla alakalı olmasa da açıkça vurgulamak istediği nokta, başlangıcından itibaren sosyal konut projelerine yapışmış olumsuz bir damganın varlığıdır. Daha önceleri Londra merkezinde yaşayan işçi sınıfı, şehrin kenar bölgelerine kovulmuştur. Bu soruna üstü kapalı değinilmesine rağmen, üzerine başka bir yorum yapılmaz. Genel olarak film konut projesini sevimli ve yaşanabilir bir mekân olarak tanımlar.

Akvaryum (2009), 15 yaşındaki Mia’yı ve onun alışılmadık olgunlaşma [coming of age] hikâyesini anlatır. Film, Kadının Fendi gibi Mardyke konut projesinde, fakat daha güncel bir zamanda geçer. Mia, yetersiz ebeveyne sahip problemli bir çocuktur. Kışkırtıcı bir tarzda konuşur, gitmemesi gereken yerlerde dolaşır ve yasadışı davranışlarda bulunur. Bütün bunlara rağmen, sadece bir çocuktur. Film Mia’nın, annesinin erkek arkadaşı Connor’la olan ilişkisini ve bunun sonuçlarını —çarpıcı ve çok yönlü karakter gelişimleri ortaya koyarak— konu alır. Oscar Newman, Mia’nın davranışları benzeri davranışların çok katlı bir konut projesinde yaşamanın sonucu olduğunu ve bunun bireysel mahremiyet algısının yokluğuna ve bölgesel sahipleniciliğe dair işaretleri4 algılama zorluğuna yol açtığını ileri sürüyor.5 Ian Christie ise, filme dair şunu yazıyor: “…televizyon programlarında gösterilen türden ‘yeteneklerin’ ün ve servet getirdiği diğer bazı filmler, muhafazakâr lider David Cameron’ın ‘bozuk Britanya’ olarak adlandırmayı sevdiği şeye ilişkin iyi hissettiren bir yaklaşım sunarken, Akvaryum’un böylesine rahatlatıcı bir mesajı yoktur. Ama yoksunluk, acı içinde de yüzmez.”6

İlk sahne Mia’yı konut projesinde terk edilmiş bir dairede koreografisini çalışırken gösterir. Mia camın önünde dururken, kamera onun arkasındadır: İç mekân ve Mia karanlık ve gölgeler içindedir, dış mekân ise berrak ve zindedir. Bu şekilde izleyici bir anda Mia’nın zihnini görebilir: Dışarıda koca bir dünya onu beklerken, Mia hapsedilmiş ve sınırlanmış hissetmektedir. Tutkusunu geliştirmek, dans etmek için kendine seçtiği kişisel alan yıkık dökük hâldedir; duvar kâğıdında ve zemin kaplamasında bir sürü eksik vardır.

Ana karakterin terk edilmiş bir dairede çekilmiş ilk karesi, Akvaryum, 2009

Heygate konut projesine benzer olarak Mardyke konut projesi de çekimlerde görsel olarak tatmin edici sonuçlar vermektedir. Özellikle filmin sonunda gündelik hayata dair çekimlerde harika kareler yakalanmıştır. Mardyke ezici ya da boğucu olarak resmedilmez, izleyici olağanlık hissini sezer. Çimlere yatmış, güneşlenen küçük kızlar vardır, çimler hâlâ yemyeşildir. Açık alanlarda ve yürüme yollarında çocuklar oynar. İnsanlar daireleri arasında, terbiyesizce ama neşeyle birbirine bağırır. Kırmızı boyalı çitler hâlâ vardır. En etkili değişim, konut sakinlerinde ve zamanla oluşan konutların fiziksel çürümesinde olabilir. Hava hep güneşli ve aydınlıktır, yapılar ve gökyüzü arasındaki keskin kontrast ilgi çekici bir görsellik oluşturur. Emily Cuming bu seçimi şöyle anlatır: “Konut projesi fakir ve gürültülüdür, ama sahnelerde hiçbir zaman yavan bir riayet ve homojenlik yoktur. Ek olarak, Arnold [yönetmen] mizansenini göze çarpacak şekilde renkle doldurur, yazın zirvesinin nostaljik prizması gibi sekanslarla, beyaz çok katlı binaları mavi gökyüzüyle dengeler ve toplu konut projelerindeki ortak —ama tam olarak halka ait olmayan— mekânlara dikkat çeker.”7

Mia dairesinden çıkar
ve ‘gökteki caddeler’de yürür,
Akvaryum, 2009

Mia dairesine ulaşmak için açık koridorları kullanır, bu sahneler Kadının Fendi ile benzer açıları kullanır. İlginçtir ki dairenin ön kapısı muhtemelen hava dolaşımına izin vermek için sürekli açıktır. İç mekân pasaklı ve dağınıktır. Tırabzanların ve merdivenlerin boyası eskimiştir. Kadının Fendi’ndeki canlılık, parlaklık burada yoktur, duvarlar ve camlar kırık ve çatlaklarla doludur, genel olarak mekân biraz sefil hâldedir. Bakımsızlık belirgin bir şekilde aktarılmıştır. Çekimlerde Kadının Fendi’yle bir sürü benzer açı kullanılmış olmasına rağmen odalar daha ufak gözükmektedir. Kapana kısılmışlık hissi yaratmak için bilerek yapılmış bir etki olabilir. Gerçi bol miktarda doğal ışık iç mekânı doldurur, içerisi aydınlıktır ve her şey seçilebilmektedir.

Mia odasının eskimiş pencerelerinden dışarı bakar. Doğal ışık içeri girmektedir.
Bir yandan da pencere sokağı gördüğünden, konut projesindeki öz-izleme hareketine
bir örnektir,
Akvaryum, 2009

Filmde tek çekim bir sahne vardır: Mia odasından çıkar, ön kapıyı çeker, açık koridorda koşup bina içi dolaşım merdivenlerinden hızla aşağı iner ve ana kapıdan caddeye çıkar. Bu sahnede tek karanlık mekân, bu belki de kamera düzeninin dış mekân aydınlığına ayarlı olmasından kaynaklanan bir karanlıktır, bina içi merdivenleridir. Binanın ana kapısı kilit sistemiyle güvenli gözükür, yabancıların girişine izin vermez. Film Mardyke konut projesinin suç ve tehlike dolu karanlık köşeler hikâyesine hiç yüz vermez.

Filmin sonunda Mia, Connor’un banliyölerdeki iki katlı evini keşfeder. Bu ev daha büyüktür, modaya uygun bir şekilde, iyi miktarda para kazandığı belli olan kişiler tarafından döşenmiştir. Büyükçe de bir arka bahçesi vardır. Gösterilen bu iki yaşam alanı arasındaki sert fark, Mia’nın hayatına ilişkin hissettiği hayal kırıklığı ve öfke hislerini vurgular. Film, karakter gelişimini mimari elemanları ve çeşitliliği kullanarak aktararak mekânı zekice ele almaktadır. Sonuç olarak film hayatı anlamaya ve durumunu değiştirmeye çalışan genç bir kızın dokunaklı hikâyesini özgün bir şekilde anlatır.

Sosyal konut projeleri hâlâ onlara atfedilen olumsuz damgaları taşımaktadır. Aylesbury, Heygate, Mardyke ve daha güncel olarak Robin Hood Gardens konut projeleri gibi örnekler, devletin bu mekânları nasıl ele almayı tercih ettiğine dair çarpıcı örneklerdir. Bu konuyu ele alan söylem hayli karmaşıktır, toplumsal gerileme ve kentsel bozulmaya dair bir sürü karşıt düşünceyi içerir. Umarım ileride araştırma ve tartışmalar hem konut sakinleri hem de yerel belediyeler için daha tatmin edici çözümler ortaya çıkartır. Sosyal konut projelerini ele alan bahsi geçen filmlerde değinilen ortak nokta, bu mekânlardaki toplumsal yapı ve konut projelerinin halk tarafından nasıl algılandığıdır. Aşırı dramatize edilmiş ya da gerçekçi, mizahi ya da tarafsız, hangi tür anlatımla olursa olsun, film yapımcılarının sosyal konut projelerine olan ilgisi açıktır.

Bu filmler, konut problemine çözüm olarak önerilen “yerel belediyelerin ve medyanın, kentsel dönüşüme yönelik yeni uygulamalar dayatmak yani soylulaştırmak için ‘gecekondu’ olarak ‘resmettiği’ sosyal konut projelerinin devlet tarafından öncülük edilen soylulaştırılması”8 yerine, tartışmayı kesinlikle daha geniş bir kitleye yayacak, daha yenilikçi yaklaşımlarla çözüm üretilmesine katkıda bulunacaktır.

1. Orchard Village Promises: Strength through partnership, Orchard Village Estate Office

2. Ramzy Alwakeel, (2013). “Orchard Village Five Years On - We Look Back at Rainham’s Mardyke Estate as Regeneration Hits Halfway Mark”, Romford Recorder, 19 June 2013. Yazarın çevirisi: “...was appallingly designed —it wasn’t energy-efficient, it had high levels of crime, there were poor-quality living conditions and lots of issues with dumping and graffiti. It wasn’t particularly loved. Nobody wanted to move there. We had a large number of flats we couldn’t let. It was really quite a sad, hostile environment.”

3. Serena Allott, “Made in Dagenham: Set Report”, The Telegraph, 09 September 2010.

4. Territorial signals.

5. Oscar Newman, Defensible Space: People and Design in the Violent City, Architectural Press, London, 1972, s. 13.

6. Ian Christie, “Fish Tank: An England Story”, The Criterion Collection, 23 February 2011. Yazarın çevirisi: “...[while other films] offered feel-good takes on what the Conservative leader David Cameron likes to call ‘broken Britain,’ where ‘talent’ of the kind displayed on TV shows can bring fame and fortune— Fish Tank has no such reassuring message. But neither does it wallow in deprivation.”

7. Emily Cuming, “Private Lives, Social Housing: Female Coming-of-Age Stories on the British Council Estate”, s. 336, Contemporary Women’s Writing, v. 7 n. 3, November 2013, s. 328–345. Yazarın çevirisi: “The estate is poor and rowdy, but it is never a scene of bland conformity and homogeneity. Moreover, Arnold [the director] notably infuses her mise-en-scène with color, shooting sequences in what seems like a nostalgic prism of the height of summer, off-setting the white tower blocks against a blue sky, and always highlighting the shared —although not necessarily ‘communal’— spaces of mass housing.”

8. Loretta Lees & Mara Ferreri, (2015). “Resisting Gentrification on Its Final Frontiers: Learning from the Heygate Estate in London (1974-2013)”, Cities, v. 57 September 2016, s. 14–24. Yazarın çevirisi: “...the state-led gentrification of council estates that are ‘constructed’ as ‘slums’ by local councils and the media in order to impose new programmes of urban renewal, that is gentrification, on them.”

kent, kentsel dönüşüm, Londra, mimarlık, Serra Aşkın, sinema, sosyal konut, Sosyal Konut ve Sinema, şehir